Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Kışlalı; ''Erdoğan erken bir seçimi neden istesin?..''

20.9.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, GÖZLEM'in ''ülke gündemindeki iç ve dış olaylar ve gelişmelerle ilgili sorularını'' cevapladı. İşte görüşleri...

GÖZLEM- Ankara kulislerinde "Erdoğan siyasi gerilimi yumuşatmak istiyor" görüşü giderek ağırlık kazanıyor. Cumhurbaşkanlığı sisteminde revizyon isteği, Belediye Başkanları toplantısı, SP Lideri Karamollaoğlu ile görüşmesinden sızan haberler, Erdoğan'a yakın bazı gazetecilerin yorumları bu yöndeki görüşleri destekler gibi. Ne var ki başta MHP Genel Başkanı Bahçeli olmak üzere, Soylu gibi bakanların ve etrafındaki bazı danışman ve parti yöneticilerinin "aksi yönde telkinleri olduğu" iddia ediliyor ve "Şahinler yumuşama istemiyorlar" deniliyor; görüşünüz?..

K- Bu örneklere Putin ve Ruhani ile beraber katıldığı son liderler zirvesini Saray yerine Çankaya Köşkü'nde yapmış olmasını da ekleyebiliriz. Ekonomi ve dış politikadaki kötüleşmeyle beraber, muhalefet kesiminden erken seçim çağrıları da gelmeye başladı. Erdoğan'ın da durum böyle kötüyken erken seçime gitmek istemesi çok olası olmayabilir. Bu nedenle zaman kazanmak adına bir "yumuşama" görüntüsü vermek, bazı konularda "birleştirici" bir rol üstleneceği algısını yaratmak istemiş olabilir.

GÖZLEM- Özellikle Devlet Bahçeli'nin "Başkanlık sisteminden taviz verilmemesi" üzerindeki açıklamaları ve "CHP'ye karşı yönelttiği ağır sözler" Cumhuriyet İttifakı'nın "bugüne kadar geldiği rotadan ayrılmasına rıza göstermeyeceğini" gösteriyor. Yorumunuz?

K- Erdoğan görece ılımlı mesajlar verirken Bahçeli sertlik seviyesini arttırıyor. Özellikle yeni bir "açılım süreci" isteklerinin dile getirildiği bir dönemde HDP ile yakınlaşmaya çok karşı çıkıyor. Bahçeli'nin varlığı Erdoğan'a bağlı, ama Erdoğan'ın da yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi için MHP seçmeninin oylarına ihtiyacı var. Burada sanki aralarında bir "iyi polis-kötü polis" görevlendirmesi yapmış gibi gözüküyorlar.

GÖZLEM- AKP'de "yeni parti kuracakların durumu netleşti"; Ahmet Davutoğlu da AKP'den ayrıldı ve Babacan ile "yeni parti kurma" yarışına başladı. Babacan girişiminin "liberal / merkez sağ bir parti", Davutoğlu girişiminin de "Siyasal İslam ağırlıklı bir muhafazakar parti olacağı" anlaşılıyor. Hangisini daha şanslı görüyorsunuz?

K- Öncelikle Babacan takvimini açıkladı. Bu açıdan hazırlıkları daha elle tutulur, şekle kavuşmuş görüntüde. Ayrıca ülkenin ekonomik açıdan çok zor günlerden geçtiği dikkate alındığında, Babacan'ın uzmanlığı ekonomi olduğu için bu konuda vaat edebileceği daha çok şey olabilir, daha çok ilgi çekebilir. Öte yandan Davutoğlu'nun ise, komşularla sıfır sorun politikasından bu günkü dış politikayı hangi noktaya getirdiği ortada. En başta Suriye sorunu olmak üzere... Zaten muhafazakar muhalif olarak bir Saadet Partisi varken, Davutoğlu'nun partisine niçin teveccüh gösterilsin sorusunun yanıtı çok da açık değil. Her iki oluşumun da liberal batı tarafından sıcak karşılanacağı büyük olasılık ama Batı, Erdoğan yerine bu yeni oluşumları niçin desteklesin? Bence desteklemezler, çünkü Erdoğan'dan yine de memnundurlar. Belki birlikte yola çıksalardı şansları daha çok olurdu.

GÖZLEM- AKP içinden çıkacak iki yeni partinin durumu netleştikçe, AKP'den eski il başkanlarının, eski bakan ve milletvekilinin istifaları da giderek artıyor. Sizce bu iki yeni parti "Meclis'te grup kuracak" bir hedefi gerçekleştirebilirler mi?

K- Bence grup kuramazlar. Grup kurmak için 20 milletvekili gerekir. Niye kurabilsinler? Erdoğan'ın gücü o kadar mı düştü? Erdoğan ve AKP yerine ne sunuyorlar ki mevcut milletvekillerini kendi bünyelerine çekebilsinler. Eğer kurabilecek olsalardı, zaten ilk ortaya çıktıklarında bu belli olurdu. İsimleri, partilerinde yer alacak en azından bu sayıya yakın milletvekiliyle beraber geçerdi. Şayet AKP'ye karşı çok olumsuz bir hava oluşmazsa, AKP'den bu kadar milletvekilin kopup bu yeni oluşumlara girebileceklerini sanmıyorum. En azından ilk etapta.

GÖZLEM- Ankara kulislerinde "erken seçim" iddiaları ciddi ciddi tartışılmaya başlandı. "Erken milletvekili seçimi" demek, Cumhurbaşkanı'nın da "yeniden seçilmesi" demek. Erdoğan "milletten güvenoyu almayı" deneyebilir mi?

K- Erdoğan niye bir erken seçime gitmeyi düşünsün. Zaten yerel seçimlerde üç büyük şehri kaybetmesine rağmen, Cumhur İttifakı'nın oy oranı yüzde 51'in üzerinde kaldı. Millet İttifakı ise yüzde 38'e ulaşamadı. Erdoğan'ı böyle bir güvenoyu almaya itecek ne olabilir? Ordunun konumunu güçlendirdi. Rusya ile ABD ile de arası çok kötü değil. Buralardan büyük baskı görmez. Ekonomide, dış politikada bu kadar olumsuz bir havanın olduğu bir ortamda Erdoğan'ın bir erken seçim riskine gireceğini düşünmüyorum.

GÖZLEM- Kılıçdaroğlu'na "Adalet Yürüyüşü'nde suikast" ve "Çubuk’taki linç teşebbüsü" olaylarının soruşturma ve dava safhaları, "suikast itiraflı olayda verilen karar" ile "linç teşebbüsü" olayında iddianamenin bile hâlâ hazırlanmaması üzerine, CHP harekete geçti ve "çok detaylı, görüntülü, belgeli" bir dosya ile olayları TV ekranlarındaki canlı yayınlarla kamuoyuna sundu ve hesap sordu; böylesine önemli iki olaydaki adalet ve güvenlik hafifliği ağır şekilde eleştirildi, görüşünüz?

K- 2 yıl önceki Adalet Yürüyüşü'nde Kılıçdaroğlu'nun üzerine minibüs sürerek öldürmek isteyen IŞID'cılar, bunu itiraf etmelerine rağmen sadece örgüt üyesi olmakla suçlandılar. Cinayete teşebbüsle suçlanmadılar. Çubuk'taki linç girişimi hakkında ise aradan 6 ay geçmesine rağmen hâlâ bir iddianame hazırlanmadı. Bu da iktidar güdümündeki yargının taraflı, hatta zamanında ve yerinde ceza vermeyerek bir nevi teşvik edici davrandığını gösteriyor. Buna da bugünkü şartlarda çok şaşmamak gerekir. Çünkü iktidar daima elindeki her türlü gücü kullanarak muhalefeti baskı altına alma eğiliminde.

GÖZLEM- CHP, "Kılıçdaroğlu'na suikast ve linç girişimleri olayları" üzerinden "ülke güvenliği ve adaleti ile ilgili olumsuz tespitleri" kamuoyu ile paylaşırken, ikinci bir atağa da geçti. Bütün illerde milletvekillerinin halkla iç içe temas etmesi, sorunlarını ve dertlerini dinlemesi atağı. Bu atakla "CHP'nin yeterli muhalefeti yapamadığı, halkın ekonomi, işsizlik, can güvenliği, Suriyeliler gibi sorunları ile ilgili yeterli siyasi, sosyal girişimlerin yapılmadığı" iddialarını çürütülmek isteniyor. Görüşünüz?

K- Tamam CHP halkın içine gittikçe daha çok giriyor ve başta ekonomik, sosyal olmak üzere büyük sıkıntıları olan yurttaşların bu sıkıntılarına dikkat çekerek puan toplamaya çalışıyor. Ancak CHP'nin bu çabalarını daha geniş kitlelere, özellikle kendisine oy vermeyen kesimlere taşıyacak bir medya yapılanması yok. CHP'nin yazılı ve yerel basında çok daha etkin olması, Halk TV'nin ve hatta belki bir şekilde satın alınacak, çıkarılacak bir gazetenin CHP'nin bu etkinliklerini halka çok daha kapsamlı ve iyi anlatması gerekiyor. Bir yığın muhalif gazeteci var, bunlardan faydalanarak yeni medya oluşumlarında bulunulmalı. Kıyıda köşede kalmış, ağırlığı olan ancak yeterince harekete geçirilmemiş kişi ve kitleleri de bu çabaya ortak etmek için çalışılmalı. Bu tür genişletilmiş oluşumlarla, ülkenin önde gelen sorunlarına ilişkin elle tutulur politikalar oluşturularak, bunların gündem yaratacak şekilde kamuoyuyla paylaşılması gerekir.

GÖZLEM- "Anneler eylemi HDP'nin kapısında olunca" iktidardan destek görüyor, ama Beyoğlu'nda olunca, AKP önünde olunca, güvenlik güçleri "dağıtmak için" elinden geleni yapıyor; bu "ayrımcılık" konusunda ne düşünüyorsunuz?

K- Her iktidar iktidarda olmaktan aldığı devlet gücünü kendi lehine kullanma eğiliminde olabilir. Bu eğilim ne kadar aşırıya kaçarsa, o ülkede demokrasinin o kadar işlemediği ifade edilebilir. Muhalefetin görevi de bu ayrımcılıklara itiraz etmek, karşı çıkmak olmalı.

GÖZLEM- Ülkenin dört bir yanında linç teşebbüsleri, cinayetler, gruplar arası katliama dönen çatışmalar, Suriyelilerin karıştığı kanlı olaylar "Can güvenliği" konusunda vatandaşların endişe içinde yaşamalarına yol açıyor. Sokaklarla, kafelerde, trafikte, caddelerde işlenen cinayetlere, "bu çatışmalarda kaza kurşunlarıyla ölenler" ekleniyor. Gazetelerin birinci ve üçüncü sayfaları TV'lerin günlük haber programları "bunlarla" dolu. Ne olacak bu için sonu?

K- Türkiye'deki suç oranlarının ciddi bir biçimde arttığı kesin. Yasalara aykırı, kamu vicdanının kabul etmediği bu tür olay ve teşebbüslerdeki artışın bir nedeni mevcut iktidarın ve ülkedeki FETÖ gibi gerici yapılanmaların etki ettiği uygulamalarla adalet, hukuk anlayışının ciddi biçimde zedelenmiş olması. Türkiye yapanın yanına kâr kaldığı, yapmayanın geride kaldığı bir dönemden geçiyor. Ama her etkinin bir tepkisi olacaktır. Yurttaşlar zaman içinde bilinçlenecek ve iktidarları ona göre seçeceklerdir.

GÖZLEM- Kilislisiniz. Bugünün resmi rakamları "Kilis'te 116 bin Suriyelinin yaşadığını gösteriyor. Kilis'in son nüfus sayımına göre nüfusu 142 bin idi. 115 bini 142 bine oranlarsak karşımıza yüzde 81'lik bir rakam çıkıyor; yani orada her "100 Kilisliye karşılık 81 Suriyeli yaşıyor; "doğum oranlarına bakarsak, 5 yıl sonra Suriyeli sayısı Türkleri geçecek; ne diyorsunuz?

K- İktidarın bir an önce mevcut Suriye yönetimi ile anlaşıp, bu Suriyelilerin ülkelerine dönebileceği bir programın işleyişe geçirilmesi lazım. Ancak Erdoğan bunu yapar mı, ister mi, bilemiyorum. Sonuçta bu Suriyeliler gelecek seçimlerde oy kullanabilecekler. Erdoğan'da da hiçbir şekilde Esad ile barışma eğilimi gözlenmiyor. Dolayısıyla bu soruna şimdiki iktidar döneminde bir çözüm gelmesi olasılığı düşük gözüküyor.

GÖZLEM- Üçlü Ankara Zirvesi, "Kuzey Suriye'deki durum" ile ilgili net bir çözümü işaret etmedi. Kapalı kapılar ardında Putin ve Ruhani'nin "Erdoğan'a 'Esad ile temas kurulmazsa çözüm çok zor' mesajını verdikleri" ve Erdoğan'ın da "sessiz kaldığı" yönündeki sızıntılar, Erdoğan ile görüşmesinde SP Lideri Karamollaoğlu'nun "bu konudaki açıklamaları" ile desteklendi. Erdoğan'ın "Esad politikasını değiştireceği" konuşulurken, "ABD bu adımı nasıl karşılar" sorusuna da cevap aranıyor; siz ne diyorsunuz?

K- Konudan anlayan aklıselim her uzmanın söylediği ve bizim de baştan beri savunduğumuz, Erdoğan'ın Suriye ile anlaşması, Esad ile barışması gerektiği. Zaten Erdoğan Suriye anlaşmadığı için durum bu kadar kötü bir noktaya geldi. Bence Erdoğan gerekli adımları atsa, ABD'nin yapabileceği fazla bir şey kalmaz. Çünkü Türkiye; Rusya, İran ve Suriye ile beraber çok daha güçlü hale gelir. Bu durumda da hem yanı başımızda kurulması planlanan YPG/PYD tehlikesi olasılığı düşer, hem İdlib'deki terörist unsurlardan kurtulunulur, hem de Suriye'den Türkiye'ye akan Suriyeli göçü durur, bu insanların kendi ülkelerinde yeniden yaşama başlayacakları yatırımlara da Türkiye bir şekilde katılabilir. Ancak Erdoğan'ın bu kadar büyük bir U dönüşüne hazır olup olmadığı konusunda bir şey diyemiyorum. En kısa zamanda yanlışından dönmesini ancak temenni edebiliriz.

GÖZLEM- Orta Doğu'da gerilim giderek artıyor; İran / Husiler / Suudi Arabistan / ABD arasında "savaş açıklamaları" da içeren "ARAMCO Petrol Şirketi tesislerine yapılan saldırı olayı" ipleri iyice gerdi. ABD "İran" diyor, "Görüntüler var, BM toplantısında Batılı liderlere gösterilecek" diyor. İran "Husileri işaret ediyor" ve "Haklılar" diyor. Bu arada Hürmüz Boğazı'nda Birleşik Arap Emirlikleri şilebine el koyuyor ve mürettebatı gözaltına alıyor, meydan okuyor. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz; nereye kadar gider?

K- İran durup dururken başına bu belayı niye alsın? Üstelik son dönemde pek çok şey İran lehine gelişiyordu. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, İran Dışişleri Bakanı ile görüşerek, İran'ı yaptırımlardan kurtaracak bir planı ABD Başkanı Trump ile müzakere etmişti. Trump da İran karşıtı şahinlerden Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton'u görevden almıştı. Gelecek hafta yapılacak BM zirvesinde Trump ile İran Cumhurbaşkanı Ruhani görüşeceklerdi. Dolayısıyla bu, yine ABD içinde bir yapının, ABD'yi Ortadoğu'da başka bir karışıklığın içine çekecek bir oyununun parçası mı sorusunu gündeme getiriyor.

GÖZLEM- Orta Doğu'da ipler gerilirken, İsrail seçimleri, "sertlik yanlısı" Netanyahu Bloku'nun yenilgisiyle sonuçlandı. Resmi sonuçlar haftaya açıklanacak ama Netanyahu için, belki de "yolsuzluk iddialarından yargılanacağı" bir sürecin başlaması muhtemel. Bu seçim sonuçları Orta Doğu'da dengeleri değiştirebilir mi?

K- Bu sonuçlardan artık İsrail halkı daha ılımlı, barışçıl bir yönetim istiyor anlamı çıkarsa, bu tabii Orta Doğu için olumlu bir gelişmedir. Ancak kanımca, Orta Doğu'daki dengelerin çok çabuk ve kolayca değişmesini beklemek de biraz iyimserlik olur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Teknik Yazılım

26.09.2019 - 18:53
Bir kötülük, olumsuzluk çıkarılmadan istemez, örneğin 15temmuz gibi, şimdi asıl soru şu, neden istemesin ki? Tüm herşeyi yapabilecekken rtük elindeyken? Yaz çiz karala uygula, halka kurtarıcı olarak lanse ertiril ve gelsin seçim! Anılıyore? Sanmıyore?
Yazarlar
Website Security Test