Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Anayasa çiğneniyor, uyuyor musunuz ey hakimler!..

31.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Sevgili kardeşim Hıncal Uluç, belki 100 defa yazdı, ben “ondan” alarak “101’inci defa yazacağım; “… anlamayana davul zurna az” cinsinden olacak!..

İşte Hıncal Uluç’un verdiği “unutulmaması gereken” örnek; “Gece ders çalıştığı arkadaşından evine çabuk dönmek için, çevreleyen yoldan dolaşmak yerine, aydınlatılmamış parkın içinden geçen İngiliz kızına, bir adam saldırmak istemiş, kızın çığlıkları üzerine dokunamadan kaçmış, ama İngiliz polisi ertesi gün yakalamış. Mahkemeye çıkarılmış. Yargıç 7 yıl, 7 gün hapis cezası vermiş.

Gazeteciler ‘Adam kıza elini bile sürmedi. Sadece korkuttu. 7 yıl, 7 gün çok değil mi’ diye sormuşlar.

Yargıcın "Genç kızı korkutmasının cezası 7 gündür. 7 yıl, 'İngiliz genç kızlarının gece parkta tek başlarına dolaşma özgürlüğüne saldırı'nın cezasıdır” cevabı, Dünya Hukuk Tarihi'ne geçti.”

Ey benim ülkemin savcıları, hakimleri; “İngiliz Yargıcın evinin önünden geçmiş olsaydınız”, Yeni Çağ Yazarı (En severek ve inanarak okuduğum yazarlardandır) Yavuz Selim Demirağ’dan sonra, bir zamanlar rahmetli Kemal Ilıcak’ın Tercüman Gazetesi’nde “beraber çalıştığımız” sevgili Sabahattin Önkibar da “gece evinin önünde dövülerek” hastanelik edildi.

“Arkalarında kimler var” belli, “onların üzerine gidilemeyeceği” de belli. Hiç olmazsa, “yakalanan saldırganların” ve de “aynısını yapmaya heveslenenlerin” gözünü korkutacak bir karar çıksa ya, mahkemeden; nerdee?...

“Normal bir sokak kavgası ve yaralaması” farz edilerek, “adli kontrol şartlı” serbest bırakıldılar, saldırganlar!..

Bırakıldılar ki, “düşündüklerini, gerçekleri yazan çizen” gazeteciler, korku içinde kalsınlar; “Sıra bize gelebilir” diyerek “düşündüklerini” yazamasınlar!..

Siz değerli okurlarım, “demokratik, hukuk devletinin hakimlerinin verdiği” karara bakın!..

Bu saldırı, resmen ve alenen “basın hürriyetine karşı işlenmiş” bir suç, yani, “Anayasa’yı çiğneme suçu!..”

Zira, Türkiye Anayasası, “basın hürriyetini koruyan” bir Anayasa!..

Bakınız ne diyor, Anayasamız:

"MADDE 25- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

MADDE 28- Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27’ nci maddeleri hükümleri uygulanır.”

Peki 26 ve 27’inci maddeler ne diyor:

"MADDE 26- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

"MADDE 27- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz. Bu madde hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının kanunla düzenlenmesine engel değildir.”

Şimdi Hakimin, “eğer gerçekten ‘Hakim ise’ ne karar vermesi gerekir; alın, “İngiliz Hakimi” örneğini, uygulayın bu olaylara:

“Bu basit bir dövme olayı olsa, elbette ‘adli kontrollü serbest bırakırdım’, ama bu suç Anayasa’nın koruduğu basın hürriyetine karşı işlenmiştir. Devlete ‘basın hürriyetini koruma sorumluluğunu ve görevini yükleyen’ Anayasa çiğnenmektedir. ‘İddianame hazırlanıp dava kabul edilene ve dava açılana kadar tutukluluklarına karar verilmiştir’ demesi” ve nihai kararı “davanın görüleceği mahkemeye bırakması” gerekmez mi?..

Ey hakim, yarın “bir yazara, bir gazeteciye saldırılsa ve iş dövmekle kalmasa, ölüme kadar gitse, o basın şehidinin kanı kimin eline ömür boyu yapışıp kalacaktır?..”

Hiç mi düşünmezsiniz, ey “Cumhuriyetin savcıları, devletin hakimleri”; hiç mi “bir hukuk devletinin görevlileri olduğunuzu” hatırlamıyorsunuz; yazıklar olsun!..

 

Okuyucu Soruları

AKP, CHP, İYİ PARTİ ne diyor; onlara sorun!..

Tunceli Belediye Meclisi'nin 'Tunceli Belediyesi' tabelasını 'Dersim Belediyesi' olarak değiştiren kararı milliyetçi kesimler tarafından tepkiyle karşılanmış. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "İlgili karar yok hükmündedir, ayaklarımızın altındadır, gereği de mutlaka yapılmalıdır. Türkiye’de resmi olarak Dersim ismiyle anılan bir vilayet yoktur, olamayacaktır" açıklamasını yaptı. Dahası, MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak “Türkiye’de resmî olarak “Dersim” ismiyle anılan bir vilayet yoktur ve olmayacaktır. Ne yapacağız? ‘Seçildi’ diyerek komünist şarlatanlığa göz mü yumacağız. Popülizme yenik düşerek bazı çevrelere şirin gözükmek için geçmişi karıştırmaya çalışanların sonu, geçmişte dedelerinin başına gelenlerden çok farklı olmayacaktır" dedi. Başkan Fatih Mehmet Malkoçoğlu da “Bu kararı Belediye Meclisi verdi, halkın kararıdır” açıklaması yaptı. Siz ne diyorsunuz?

CEVABIMDIR; Bu olay “öyle veya böyle geçiştirilecek bir olay değildir. Belediye Meclisi kararlarıyla olmaz, olmamalıdır. Ama, sayın okuyucum, bu soruyu bana değil, “sus pus olan” AKP / CHP / İyi Parti liderlerine, yöneticilerine sorun. Bakalım “üç beş oyu düşünerek” susmaya devam edecekler mi, yoksa “vermeleri gereken cevabı” verecekler mi?..

Nerede kaldı anlı ve de şanlı Cumhur ve Millet ittifakları?..

 

Bayar’ın kızından slogan!..

 

Rahmetli Adnan Menderes’e saygım vardır, ama “sevgim” pek yoktur. “Onunla ilgili” bildiklerim, okuduklarım  ve gazeteci olarak yaşadıklarımın bende bıraktığı “düşünce tortusu” budur!..

Ama rahmetli Celal Bayar’a olan “sevgim” de, “saygım” kadar büyüktür. Onun “Atatürk’ü sevmek ibadettir” sözünü hiç unutmam ve unutanlara da unutturmam!..

Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy’a da hem “insan olarak, hem siyasetçi olarak” saygım büyüktür, “örnek” bir büyüğümüzdür.

Ekrem İmamoğlu, 98 yaşındaki Nilüfer Hanımefendi’yi evinde ziyaret etmiş. Sohbette, onun nasihatlerini dinlemiş.

İmamoğlu’nun “Siyasi partiler, yarın var olmak istiyorlarsa, bu süreci tüm demokrasi kurallarına uygun atlatmaları lazım” sözüne Nilüfer Gürsoy, “Partiler memleket için, memleket parti için değil” cevabını vermiş!..

İmamoğlu da, “Bu sözünüzü yeni sloganım yapacağım” deyince, Nilüfer Hanım gülümsemiş; “Her şey daha iyi olacak!..”

Keşke her şey “1950’lerin sonlarından beri” iyi olabilseydi!..

 

Sözün Özü

Oldu olacak, “asıl” bir de “Yeniçeri ocağı” kurulmalı; “Senden büyük Allah var” diyebilen!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test