Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Sağlık ticareti ve ''tüyler ürpertici'' gerçekler!..

11.1.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ortaokuldaydım, “sağ kasığımda bir ağrı oldu” yürümekte zorluk çekiyordum. Rahmetli Babam, askeri hastanede bir doktora götürdü; yarbaydı; teşhis koydu; “Kemik veremi!..”

1940’lı savaş yıllarının hemen sonrası, doğru dürüst ilaç bile yok ülkede. Dünya, ailemin başına çökmüştü sanki, bir arkadaşı babama dedi ki; “Bir başka doktora da göster Öcal’ı. Belki yanlış teşhistir.”

Başka bir doktora gittik; bu defa bir başka teşhis; “kronik apandisit ağrısı”; ağrı kesici bir ilaç; bir hafta sonra ağrı mağrı kalmadı, ameliyata bile gerek olmadı. Apandisitim hâlâ yerinde duruyor.

“Kemik veremi” nere, “Apandisit” nere; o gün bugündür bende “bir doktor fobisi, hastane fobisi” yerleşti; bilinçaltı da değil, bilinç üstü; “en son kerteye gelmedikçe”, tankla tüfekle bile beni hastaneye götüremiyor, eşim, oğullarım ve dostlarım!..

Gazeteci olduktan sonra, rahmetli Babamın, rahmetli annemin “onları aramızdan ayıran hastalıklarını beraber yaşadıktan sonra”, bu fobi, tamamen yerleşti, beynimde. Hele hele sevgili kardeşim Hıncal’Uluç’un “bir yıldan fazla süren ve Gülhane Hastanesi’ne 85 kilo girip, 35 kilo çıktığı” böbrek ameliyatını” gün gün yaşadıktan sonra”, bana “doktor ve hastane kapıları” tümüyle kapandı!..

Çok sevdiğim, saydığım “doktor dostlarım, arkadaşlarım” var; onlarla konuştukça, “son yıllarda hastanelerin nasıl “sağlık ticareti fabrikaları hâline geldiğini” duydukça, “eczaneler yerine, aktarlarda çare aramanın daha iyi olduğuna” da inandım.

Sağlık Ticaret Fabrikaları, “röntgen, MR, ameliyat  sayısı” demek, “bunu sağlamayan servis şefleri ile doktorlarla yolların ayrılması” demek!.. Bölüm şeflerinin ‘Bu sayıları tutturacaksınız, yoksa patronlar bana yol verecekler, ben buna izin vermem, benden önce sizler gidersiniz’ uyarısı ve uygulaması” demek!..

Bakınız, “Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’nda kanser üzerine uzmanlık eğitimini tamamlayan ve İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde kanser biyolojisi ve immünolojisi doktorası unvanını alan”, hâlen aynı enstitüde “radyasyon onkolojisi uzmanı olarak çalışan” Dr. Yavuz Dizdar, TV ekranlarında, gazete sayfalarında ne diyor:

“Bugün kanser denen vakaların büyük bir bölümü taramayla saptanıp hastalık konumuna sokuluyor, oysa ortada hastalık yok. Sistem, hastaneleri doldurmak için hasta pompalıyor.”

Doktor Dizdar anlatıyor; “Tabii ki vücudumuzda kanser hücresi var. Siz bunu görünür hâle getiriyorsunuz, yani çocuğa durup dururken sıvı biyopsi denen gerçek biyopsi de yapmıyor, kandan örnek aldırtıp genetik taramaya gönderiyorsunuz. 'Sende falan filan mutasyonlar var' diyorsunuz. Çocuk panik içerisinde, 'Bende mutasyon varmış.' diyor. Halbuki hiçbir alakası olmayan sistemi köpürtüyoruz."

Devam; “Adam tümörün çapına göre 'Ameliyat parası istiyorum.' diyormuş. Olabilir mi? Kendine göre bir yol bellemiş.”

Hürriyet TV’de Buket Aydın’la konuşan Dr. Dizdar “Mesleğine ihanet ediyor” iddialarına karşı, noktayı “şöyle” koyuyor:

“Yok, efendim niye ihanet edeyim. Doktorluk mesleği gibi bir meslek yok ki. Doktor bir unvandır. Hekimlik vardır. Siz o kongreleri kimin parasıyla düzenleniyorsunuz? Önce onu bana söyleyin. Bir derneğin kasasında 5 milyon lira para varsa nereden toplanıyor zannediyorsunuz? İlaç firmalarından.”

Buyurun sağlığımızın cenaze namazına!..

 

Sözün Özü

Biz Anadolu’yu, “4 milyona yakın Suriyeli ve “yüzde 3’lere yakın doğrum oranı” ile adeta Arapların “ortak yurdu” hâline getirmek için elimizden geleni ardımıza koymaz ve Valiliklere “yeni gönderilen talimat” ile “yeni haklar ve imtiyazlar” sağlarken, Arap Alemi, “Katar hariç” karşımızda, bize söylemediğini, yapmadığını bırakmıyor”; bu nasıl bir politikadır?

 

Okuyucu Soruları

Gazeteler neden az okunuyor?

 

Bir okuyucum sormuş; “Konda Kamuoyu Araştırma Şirketi’nin son yaptığı araştırma, gazete okuyanların sayısında büyük düşüş olduğunu ortaya çıkardı. Sebebi sizce nedir?..”

Cevabımdır: “Ortada okunacak gazete mi kaldı ki, okuyucu sayısı düşmesin?.. 3 Ajansın verdiği “çoğu tamamlanmamış, eksik kalmış” haberlerle dolu, “manşetleri ve haber başlıkları bile “adeta tek kalemden çıkmış” görüntüleriyle, bu vatandaş “gazeteye para verip” de alır mı?..

İki tarafa bölünmüş gazeteler, “büyük çoğunluğu” iktidar yanlısı, “az buçuğu” sözüm ona “muhalefet yapıyor”, ama ikisinin de “metodu aynı”; yani “kimden yanaysa, onun yaptıkları hep doğru, karşısındaki cephenin yaptıkları ise kötü!..”

En basit kaza, cinayet haberlerinde bile gazeteciliğin “5 N / 1 K ilkesi unutulmuş, pardon çöpe atılmış!..”

Böyle gazeteler, “çoğu paketler hâlinde bedava dağıtılırken bile, bugünkü göstermelik tirajlarda iseler” bile, doğrusu “çok satıyorlar; yazık. Türk basını bu hâle mi düşecekti?

Hele ki, “sosyal medya, yalanlarla dolu olsa da, her gün yaygınlaşma yolunda dev adımlarla ilerlerken”; gazeteleri çıkaranların, yönetenlerin hâlâ “yanlış yolda yürümeye devam etmelerinin” mantıkla, akılla izahı yok, hiç yok!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test