Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

“Çok Lisanlı” Bilinç ve Felsefeciler

19.10.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Çok lisanlı bilinç, insanın bir olguyu farklı merceklerden görmesini sağlar. 2018 Urla Felsefe günlerinde hâlâ “Türkçe Felsefe dili midir?” türünden bir konu için kelimeler harcandığını duyunca sorunun lisanda değil psikolojide olduğuna karar verdim. Bu psikoloji de, sanırım ekonomi ile ve çalışmak ile bir kaç nesilde anca aşılır. Batı’daki çok lisanlı bilinci görüyoruz. Örneğin Nietzche Fransızca yardımı ile kendisini daha iyi ifade edebiliyor. İngilizce’ye ve kültürüne daha mesafeli.

Bizim lisanımız Yunanca, Kürtçe, Arapça, Farsça ve yüzde ondan fazla bir nüfusta eser olarak olsa bile, Kafkas dilleri ve Sırpça kelimeler ve yaklaşımlar içeriyor. Dolayısı ile çok lisanlı bilinç açısından ben şahsen hiçbir fark göremiyorum “Batı” ve “Anadolu” arasında. Ve “felsefe örneğin Almanca yapılır da, Türkçe yapılır mı?” falan gibi soruları tam bir “havanda su dövme” olarak algılıyorum. Bir anlamda üç, dört şeritli oto yollarda en sağ şeridin ülkemizde kompleksler nedeniyle neredeyse hep boş kalması gibi bir şey.

Her lisan gerçeğe farklı bir yaklaşıma büyüteç tutabiliyor. Genelde gerçeği arar iken yaklaşsak bile tür olarak yetersiz donanımımızla (Anaksagoras) tam kavrayamıyoruz.. Her lisan komşu lisanlardan kelimeler almış. Mercekler çoğu lisanda var, yeterli anlama donanımız olsa.

Yerel farklar var tabii, Türkiye’de felsefe konuşulurken “Şıkıdım şıkıdım” der gibi “tümevarım, tümdengelim” gibi terimlerin daha ziyade derinlik göstergesi veya fiyaka için kullanıldıklarını gördüm. Almanca’ya, İngilizce’ye çevirdim anlamını kavramaya çalışırken. O lisanlarda o denli sık kullanılan kavramlar değiller! Her olgu illa “induktif” veya “reduktif” değil. Bir kısmını “göbekten” kavramak mümkün.

Tabii teknik bir deyimi tarif etmek veya sınırlamak (etrafına çit çekmek) gerek, insanlar ayni konuda net anlaşabilsinler diye.

Felsefe’de yurtdışında ve ülkemizde de tüm dallarda olduğu gibi “Sitzfleisch” yani “kabaet” profesörleri bolca var. Felsefe akademiasında bir unvan olunca “filosofmuş gibi” kısmen itibar gören insanlar orada da, burada da, yeni kelimeler üreterek kendini sürünün ötesinde gösterme, yemliği veya beslenme alanını koruma gayretinde olanlar var. Sürü de, onları baştan öyle kabul ediveriyor. Belki çok da yanlış değil, bir konu ile epeyce uğraşmak için toplumun sağladığı bir imkan akademia. Ama sıkça, kürsüyü korumak, çiti çekmek, gayretkeş aramadan daha mühim oluveriyor. Malzeme bu!

Ve böyle devam edecek, tüm toplumda olduğu gibi akademisyenlerin içinde de yüzde bir – iki heyecanlı ve meraklı olanlar zaten bir şekilde kendilerini gösteriyorlar, çoğunluktan sıkça tüm kariyerleri boyunca dayak yeseler bile.

“Görgü” dediğin görerek gelişiyor, görmeyen çok “varlıklı” veya “iyi aile mensubu” insan öğrendiği tekdüze nezaket kalkanı ile kısmen iyi örnek olarak yaşayıp gidiyor.

Çoğunluk içinde “görebilen,” çünkü tecrübe etmiş ve anlamaya çabalayan sayısı hep az.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test