Borç batağı, toplumsal çöküş verisidir

Evet Vatandaş borç batağında. Bunu Bankalar Birliği söylüyor. Zira Vatandaşın banka kredisi ve kredi kartı toplam borcu 1,5 Trilyon TL’yi aşmış durumda.  Sadece Kredi kartı borcu ise bir yıldan diğerine yüzde yüz artış gösteriyor. Takibe düşen kişi sayısı da 350 binin çoktan üzerinde rakamlara ulaşmış bulunuyor. Sade vatandaş hayat pahalılığı ve enflasyon nedeniyle, geliri günlük yaşantısına yetmediği için kredi kartına sarılıyor.  Sürekli yükselen fiyatlar karşısında sadece gıda alımıyla sınırlı kalsa bile kredi kartlarını ödeyemediği için bankaların takibine düşüyor. Üstelik kredi kartını ödeyemeyen vatandaş sayısında son ay ve haftalarda katlanan bir artış olduğu gözleniyor.

Esasen sade vatandaş değil, esnaf ve sanatkar da aynı çıkmaz içinde. TESK verilerine göre 2022 yılında iflas eden esnaf sayısı son dört yılın toplamını aşarak 126 bin dolayına ulaşmış. Yuvarlak hesap ayda 10500 ve günde 350 dolayında esnaf iflas ediyor. 2018-22 arasında iflas eden esnaf sayısı ise 550 milyona yaklaşmış bulunuyor. Vatandaşın ve esnafın bu durumu yanında, asgari ücretliler, emekliler ve memurlar fiyat artışlarına yetişemiyorlar. Ayrıca yakınlarının eline bakan çaresiz işsizlerin varlığını düşünelim. Bu kısacık özet tablo, Türkiye’de orta ve alt tabakanın toplumsal çöküş sürecinde olduğunun kanıtı oluyor. Orta direği çöken toplum sağlıklı bir toplum olamaz. Orta direği çöken toplumda dinamizm son bulur. Toplumun kalkınma ve yükselme, potansiyeli ve umutları biter. Toplumda sosyal akışkanlık yukarı doğru değil baş aşağı gider. Sosyal akışkanlığın baş aşağı gidişi toplumsal çöküş demektir. Gençler niçin yurt dışına kaçmak istiyor? İşte bu toplumsal çöküş yüzünden…  Hatta toplumsal çöküş çok yönlü etkileri açısından kent suçlarının artışına, etik değerlerin erozyonuna ve ahlaki değerlerin kaybolmasına kadar uzanabilir. İnsanların sosyal ilişkileri bile bu durumdan etkilenirken yaşam sevinci giderek köreliyor.

 Peki, toplumsal çöküş sadece ekonomik olsa, doğru politikalarla, en azından orta vadede toparlanır diye düşünebiliriz. Ancak Türkiye’deki çöküş sadece ekonomik değil ki… Türkiye’nin eskiden iyi kötü işleyen bir piyasa ekonomisi vardı. Bugün çöktü. Zira merkezden güdümlü bir ekonomik sistem giderek daha bir ağırlık kazandı. Türkiye’de adalet ve hukuk sistemi çöktü… Anayasa, iktidarın işine gelirse geçerli; değilse dikkate alınmıyor. Bütün bunlar yanında Türkiye’nin iyi kötü işleyen parlamenter politik sistemi ortadan kaldırıldı. Tek adam yönetiminin otoriterliği devreye alındı…  Toplumda orta direk çökertilirken, iktidara bağımlı ve iktidar yandaşı bir yeni zengin kesim yaratıldı. Bozulan gelir dağılımını düzeltmek için çok daha uzun süreli, kalıcı ve etkili sosyal politika araçlarını devreye almak gerekir. Zira 20 yıllık süreçte ekonomik servet, yap satcı kesimin elinde birikirken, ekonominin tarımdan sanayiye üretim potansiyeli zaafa uğratıldı. Çağdaş bilim ve teknolojiye uyum gözetmekte geri kalındı.

Ekonomi ve toplum yönetiminde, bilim yerine bilim dışı siyasi İslamcı, yanlış yorumlanmış ideolojik ön yargılarla bezenmiş müdahaleler ekonominin işleyiş mekanizmasını alt üst etti. Piyasalarda ve toplumda keyfilik ve ucuz fırsatçılık çözüm gibi sunuldu. Bununla da yetinilmeyip, tepki kültürünün ürünü olan kindar içerikli yaklaşımlar toplumsal politika aracı gibi sunulurken, sadece bağnaz iktidarın gücünü koruma aracına dönüştü. Bütün bu süreç içinde çaresiz, yoksul ve yoksun kalan alt ve orta takalar süratle daha alt statülere doğru düşerek, negatif akışkanlık sürecine girdiler. Ekonomide olumsuz gelişmelerin boyutu, o denli yoğun ki, kitleleri susturmak için verilen zamların olumlu etkisi bir veya bir buçuk ayı geçmez oldu. Sadece geçici pansuman etkisi göstermekten öte geçemiyor. Zira vatandaşın bu süreçten kurtulması için baştan beri yok edilen kurum ve sistemlerin yeni baştan ve daha kalıcı olarak kurulması gerekiyor. Ülke ekonomisinin uluslararası düzeyde 17. sırasından 21. sırasına gerilemesinin tersine çevrilmesi için, bilim temelli köklü değişim süreçlerinin, siyasi, ekonomik sosyal ve hukuksal sistemler boyutunda, birlikte, eşgüdümlü ve birbirini tamamlayıcı reform politikaları olarak getirilmesi gerekiyor.