Kredi bulamayan piyasaya yöneldi

İşletmeler, bankaların kredi kapasitesinin daraltılmasıyla karşı karşıya kaldıkları finansman sorununu aşmak için, giderek artan faiz oranlarıyla birbirini fonluyor.

Banka kredilerine ulaşamadığı için finansman sıkışıklığını aşamayan işletmeler, üretimlerini sürdürebilmek için hammaddeci ve toptancıların yüzde 40’ı aşan vade farkıyla karşı karşıya kalmaya başladı. Şu anda rotatif kredinin maliyetinin yüzde 13 seviyesinde olduğu düşünüldüğünde, piyasanın kendini 3 kata kadar daha maliyetli fonladığı görülüyor. Uygun finansman bulamadığı için üretimini düşürmek zorunda kalan ya da sipariş kaçıran firmaların sayısının artmakta olduğu ileri sürülürken, sermaye ihtiyacının son birkaç yılda 5 kat arttığına dikkat çekilerek, özellikle piyasada yüksek vade farklarına maruz kalan KOBİ’lerin krediye erişimlerinin bu zor dönemde hayati olduğunu vurgulanıyor.

Hükümet bir yandan yatırımlara uygun finansman maliyetiyle kaynak sağlama, istihdam sorununu çözme ve ekonomik büyümeyi sürdürme amacıyla Merkez Bankası aracılığıyla faizleri düşürürken diğer yandan makroihtiyati tedbirlerle banka kredilerini frenlemesi, piyasa dengelerini olumsuz yönde etkiledi. İş dünyasını çatısı altında toplayan kurumların başkanları Merkez Bankasının ilan ettiği politika faizinin yüzde 9 olmasına rağmen yüzde 30-35 faizle krediye ulaşamadıklarını, işletme sermayelerinin erimeye başladığını yüksek sesle gündeme getirmeye devam ederken, işletmeler sorunu kendi aralarında çözmeye çalışıyor ve giderek artan faiz oranlarıyla birbirlerinin finansal ihtiyaçlarını karşılamış oluyor. Finansman darboğazının derinleştiği piyasada, işletmelerin vadeli satışlara uyguladığı faiz oranı yüzde 40’ları aşmaya başladı.

Olağan dönemlerde firmaların sık başvurduğu ancak şu an makro ihtiyati tedbirler gereğince yeterince kullandırılmayan rotatif kredinin maliyetinin yüzde 13 seviyesinde, özel bankaların genellikle 6 ay veya işletmenin kredibilitesine göre en fazla 1 yıl vadeyle kullandırdığı ticari kredilerin faizinin de yüzde 30-35 bandında olduğu düşünüldüğünde, bazı hammaddeci ve toptancıların piyasayı 3 kata kadar daha maliyetli fonladığı ifade ediliyor. Yılsonu kredi kapanışlarını yapan şirketlerde kasalar adeta boşalmışken firmalar, özkaynak yetersizliği nedeniyle üretimlerini aksatmamak adına piyasa faizine razı oluyor.

Çek ve senet dönemi bitti

Sektörlerden yansıyan haberlere göre, tekstil ve otomotiv yan sanayinde çekten sonra senet de bitti. Karekodlu çek uygulamasına geçildikten sonra bankaların çek defteri verdiği işletmelerin sayısı önemli ölçüde düştü. Senetler de eskisi kadar tercih edilmiyor. Toptancı ve hammaddeciler ödeme aracı olarak şirket veya ortakların kişisel kredi kartlarını kabul ediyor. Ödemeler otomotiv yan sanayinde 6, tekstil ve hazırgiyimde en fazla 8 aya yayılıyor. Vadeye yayılan ödemelerde genellikle açık hesap çalışılıyor, çek ve senet kabul edildiğinde vade farkı faturası kesiliyor. Hammadde satıcıları ve toptancıların ithal mallarda tedarik sıkıntıları yerli ürünlerde de maliyet baskısı nedeniyle “sattığı malı yerine koyamama” endişesi yüzünden genellikle nakit veya en fazla 15 günlük vadeyle mal vermeyi tercih ettiği ifade ediliyor.

2022’nin Aralık ayında baz etkisiyle düşüşe rağmen yüzde 97,72’yi bulan üretici enflasyonunun (ÜFE) tüketici enflasyonundan (TÜFE) daha yüksek olması da piyasa faizinin tırmanışında bir başka etken. Çünkü sektördeki hammaddeci de kendi içinde bulunduğu finansal ortama göre bir satış politikası izliyor.

İhracatçılar da yüksek enflasyon ortamında sermaye ihtiyacı içine girerken baskılanan döviz kurları nedeniyle kârlarının da eridiğinden yakınıyor.

Üretim sürsün diye…

İş insanları, uygun finansman bulamadığı için üretimini düşürmek zorunda kalan firmaların sayısının artmakta olduğuna dikkat çekerlerken, özellikle KOBİ’lerin krediye erişimlerinin bu dönemde çok hayati olduğuna işaret ediyor.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclis Başkanı Yavuz Eroğlu, piyasada şu an dengelerin standardın dışında oluşmaya başladığını söyledi. Eroğlu, olağan dönemlerde hammaddecilerin uyguladığı faizin aylık yüzde 1,5-2 olduğunu, şu anda bu oranın yüzde 4’lere geldiğini, dolar ödemeleri için de yüzde 1 olduğunu belirtti. 12 aylık dönem göz önüne alındığında TL ödemelere faizin yüzde 50’lere geldiğini dile getiren Eroğlu, “Finansman işletmelerin damarlarındaki kan gibidir. İsterseniz çok sağlıklı, tastamam bir vücudunuz olsun, ama kan olmazsa yaşayamazsınız. İşte firma, ihtiyacı olan bu finansmanı bankada bulamazsa, piyasada arayacak. Zaten başka yerden bulunamadığı için piyasada faiz bu kadar yüksek. Şirket, daha uygun finansman kaynağı bulsa gidip bu kadar yüksek faizle borçlanmaz” dedi.

TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat, iç piyasada hammaddecinin toptancıya, toptancının perakendeciye satışlarında enflasyonist ortamlarda faaliyet kârlarının çok üstünde bir vade farkı uygulamasına 1990’lı yıllarda da rastlandığını söyledi. Fayat, “Bu uygulamalar maalesef enflasyonist ortamda firmanın finansmana alamayacağı için kabul ettiği, mağazacının toptancıdan, toptancının da hammaddeciden alırken uyguladığı bir yöntemdir. Sağlıksız piyasalarda bunlar maalesef olur. Çünkü finansmana ulaşamasanız da yine mala ulaşmak ve devam etmek zorundasınızdır” ifadelerini kullandı.

Babuşcu: Şirketler zombileşiyor

Finansman ihtiyacı olan işletmelerin bunu bankalar yerine piyasadan sağlamaya dönük çabalarına ekonomistler de kayıtsız kalmadı. Geçmişte; Ziraat Bankası’nda Genel Müdür Yardımcılığı, Halkbank’ta Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi olarak görev yapan Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şenol Babuşcu, “Yüksek enflasyon nedeniyle şirket sermayeleri yetmiyor. Artan fiyatlar borçlanma ihtiyacını artırıyor. Uygulanan makroihtiyati tedbirler nedeniyle kredi aktarım mekanizması çalışmıyor. Şirketler tefecilere başvuruyor. Orada da yıllık yüzde 50’nin üzerinde oluşan fiyatlamalar yüzünden şirketler kâr edemiyor. Bir dönem sonra işin içinden çıkılmaz hale geliyor. Çekler ödenemiyor ve şirketler zombileşiyor. Bir şirket 30 şirkete zarar veriyor ve 30 şirketin de bilançolarını bozuyor. Domino etkisi yaratarak zombi şirketler arkasında yapısal sorunlar bırakıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Yıldırım: Finans sistemini büyütmeliyiz

Reel sektörü temsil eden üretici kesimin uygun koşullarla krediye erişimindeki sorunların çözümü için kaynak yaratılarak finansmana erişimin kolaylaştırılması gerektiği ifade edildi. Bankalardan doğrudan finansman kaynağına ulaşamayan sanayicilerin hammaddecilerden, tarım kesimi ve tüccarların da toptancılardan açık hesap yoluyla sağlanan finansmanın da sigortalı, güvenceli olması gerektiği bildirildi.

Merkez Bankası’nın politika faizlerini düşürerek üretici kesime daha düşük faizle kredi imkanları sunulması sağlanmaya çalışılırken diğer yandan devreye alınan makroihtiyati tedbirlerin kredi kullanımını sınırlaması karşısında iş dünyası temsilcilerinin yüksek sesle dile getirdiği yakınmalarını değerlendiren Eski Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım, öncelikle işin kaynak tarafına bakılması gerektiğine dikkat çekti. 2021 ve 2022 yılları kıyaslandığında ticari bankacılık sisteminin milli gelirden aldığı payın küçüldüğünü belirten Yıldırım, “Bankacılık sisteminde toplam mevduatın GSYH’ye oranı 2021 yılında yüzde 74 iken 2022’de yüzde 66’ya gerilemiş durumda. Kredilerde ise yüzde 68’den yüzde 56’ya düşüş görülüyor. Bir başka ifadeyle Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içinde mevduatın payı 8 puan azalırken kredilerin payındaki azalma 12 puanı buluyor. Bunun doğal bir yansıması olarak sanayiciler, ihracatçılar ve üreticiler krediye ulaşamadıklarından yakınıyor. Mevduat ve kredi arasındaki 4 puanlık farktan ayrıca kredilerin bir kısmının işletmelere gitmediği de anlaşılıyor” dedi.

Türkiye ekonomisine giren dış kaynak oranının da azaldığını hatırlatan Yıldırım, şu bilgileri verdi: “Ekonominin yüzde 5’in üzerinde büyüdüğü yıllarda mevduat ve kredi kullanımı arasındaki oran yüzde 120’yi bulurken, yani mevduatın üzerinde bir kredi kullanımı sağlanırken 2021 yılında mevduat/kredi oranı yüzde 92’ye, geçen yıl ise yüzde 85’e geriledi. Büyük işletmeler krediye daha zor erişiyor. Toplam krediler içinde büyüklerin payı yüzde 58’den yüzde 53’e gerilerken KOBİ’lerin payı yüzde 22’den yüzde 27’ye çıktı. İşletmeler açısından şunu da söylemek lazım. Onların kredi ihtiyacı; toplam mevduat artışı, toplam kredi artışı gibi nominal büyüklüklerin üzerinde. Sanayicinin, ihracatçının finansman ihtiyacı ÜFE oranında artıyor. 2022 yılının sonunda ÜFE baz etkisiyle düşüşe rağmen yüzde 97.72 olarak gerçekleşti. Yeniden değerleme oranı yüzde 122.93 oldu. Ancak bankacılık sistemi kredi talebindeki bu artışı karşılayamıyor.”

Adnan Yıldırım, ihracatçı boyutunda şartların daha da ağırlaştığına işaret ederken, maliyetleri kabaca yüzde 100 artan işletmelerin sepet kurda yüzde 35’lik artış karşısında ayakta kalmalarının ve rekabeti sürdürmelerinin zorlaştığının altını çizdi. Türkiye’nin büyüme kompozisyonunda özel tüketimin ardından ihracatın geldiğini belirten Yıldırım, döviz kurlarındaki politika ve uygulamaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

Sanayicilerin, üreticilerin, ihracatçıların desteklenmesi için radikal olan çözümün finans sektörünün milli gelir içindeki payının artırılması olduğuna işaret eden Yıldırım, “Türkiye ekonomisinin yaşadığı CDS ve kaynak maliyeti sorunlarıyla beklentilerde iyileşme olması gerekiyor. Ekonominin ortalama yüzde 5’in üzerinde büyüdüğü zamanlardaki uygun maliyetli dış kaynağa erişilebiliyor olması gerekir. Döviz kurları ve krediler üzerinde baskı yapan uygulamaların aşamalı olarak birer birer normalize edilmesi lazım” ifadelerini kullandı.

“Kredi ilişkisi güvenli olmalı”

İhtiyaçları için banka kredilerine ulaşamayan işletmelerin ticaretin finansmanına yönelik enstrümanları daha çok kullanabileceğini bildiren Yıldırım, “Katılım bankalarının ve faktoring şirketlerinin faturaya dayalı uygulamaları son dönemlerde yaygınlaştı. Ancak ticaretin kendi finansal enstrümanlarını geliştirirken bunun da güvenli olması, vadesi geldiğinde tahsilat sorunu yaratmaması lazım. İlerleyen süreçte finansman koşullarının işletmeler için nasıl olacağını bilemediğimiz için alacakların sigorta ile güvence altına alınması gibi enstrümanlarla desteklenmesi gerekir. Çünkü güvencesiz alacaklar bir süre sonra tahsilat riski yaratabilir” diye konuştu.