Suriye ile yeni süreç nasıl ilerleyecek?

Türkiye, 2022 yılında askeri operasyon düzenlemeyi düşündüğü komşusu Suriye’ye yönelik politikasını yılın son günlerinde değiştirdi. “Bir gece ansızın gelebiliriz” politikasının yerini savunla bakanları düzeyinde görüşmeler aldı. Devlet başkanları düzeyinde görüşme için girişimler başlatıldı.

Türkiye komşusu Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılında Esat rejimini devirmeyi amaçlayan muhalifleri destekleyen politikasını 12. yılında değiştiriyor. 11 yıllık bu süreçte Ankara ile Şam arasında karşılıklı çok sert açıklamaların ardından normalleşme sureci için ilk adımlar, 2022 yılının son günlerinde atıldı. Oysa Türkiye 2022 yılının son aylarında bile Suriye’ye askeri operasyon düzenlemeyi planlıyordu. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bir gece ansızın gelebiliriz” diyerek operasyon işareti vermişti.

Türkiye, 2022 yılının son aylarında Suriye’ye yönelik yeni askeri bir operasyon için Rusya ve İran’ı ikna girişiminde bulunmuş, bölgeye askeri yığınak yapmasının ardından, bu defa Şam yönetimi ile 11 yıllık düşmanlığa son vermek için önemli bir adım attı. Türkiye ve Suriye hükümeti arasında ilk gayrı resmi temas iki ülkenin istihbarat yetkilileri arasında olmuştu. Savunma bakanları düzeyinde ilk temas 11 yıl aradan sonra kuruldu. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Rusya’nın başkenti Moskova’da görüştü.

Savunma bakanları düzeyindeki temasın ardından gözler bu kez iki ülkenin dışişleri bakanlarının yapması olası görüşmeye çevrildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir tarih üzerinde çalışıldığını söyledi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’la seçim öncesi görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda, “Bu Sayın Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar” dedi.

Erdoğan, daha önce “katil” dediği Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile “Bakanlarımızdan sonra liderler olarak görüşeceğiz” dedi. 5 Ocak tarihli partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında konuşan Erdoğan, şunları söyledi: ‘Bu sabah Putin ile bir görüşmem oldu. Etraflıca Rusya-Ukrayna savaşını ele aldık. Bunun yanında bölgede neler yapabileceğimizi konuştuk. Türkiye-Rusya ilişkilerini değerlendirdik. Suriye’deki gelişmeler. Suriye, Rusya, Esad bakan yardımcılarımız görüştü. Ardından bakanlar arasında bir görüşme gerçekleşecek. Daha sonra liderler olarak görüşeceğiz. Amacımız bölgedeki sükûneti ve barışı sağlamak.’

Ankara ile Şam arasında 11 yıl süren gergin sürecin ardından başlayan normalleşme süreci iki başkent için çok kolay olmayacağı görülüyor. Ankara ve Şam’ın beklenti ve şartları temkinli adımların atılacağını işaret ediyor. Uzmanlara göre iki ülkeyi de zorlu süreç bekliyor. Masada ise önemli sorunlar var.

Pek çok uzmanın işaret ettiği gibi Ankara ile Şam arasındaki sorunlar uzun yıllar içinde çok çetrefilli bir hale gelmiş durumda ve sadece iki ülkenin değil bölge ülkelerinin yanı sıra büyük güçlerin de çıkarlarını doğrudan etkiler halde.

Ankara sürece nasıl bakıyor?

DW Türkçe’nin konuyla ilgili yetkililerden edindiği bilgiye göre; Ankara Şam ile başlayan süreçte “terörle mücadele ve mültecilerin geri dönüşü” başlıklarını öncelikli olarak ele alıyor. Türkiye’nin PKK ve YPG konusunda uzun süredir devam eden sıkıntılarının Şam yönetiminin de istemesi durumunda ortak bir şekilde çözümlenmesi umuluyor.

​​​​​​Türkiye’nin Suriye’den çekilmesinin Şam yönetiminin Türkiye ile yakınlaşma şartları arasında olduğu belirtiliyor.​​​​​​Türkiye’nin Suriye’den çekilmesinin Şam yönetiminin Türkiye ile yakınlaşma şartları arasında olduğu belirtiliyor.

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

PKK ve YPG ile mücadele kapsamında ortak bir operasyon olmasa bile Türkiye’nin sınır ötesi harekatına Suriye’nin de onayının olması gibi bir yöntemin devreye girebileceğini belirten Semin, Suriyeli muhalifler konusunda ise bir çeşit yumuşak geçiş düşünülebileceğini ifade ediyor.

Semin’e göre başlatılan süreçte sorunların çözümü “masada daha kolay, sahada ise daha zor bir şekilde” olabilir. “Suriye, artık sadece Suriye’den ibaret değil” diyen Semin, Suriye savaşının büyük güçlerin devrede olduğu bir vesayet savaşına dönüştüğüne ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının oldukça zorlaştığına dikkat çekiyor.

Bu arada Türkiye ile Suriye arasındaki sürecin Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG ile birlikte IŞİD ile mücadele eden ABD’ye ve Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi de ayrı bir tartışma konusu. Türkiye ve Suriye arasında 28 Aralık’ta Moskova’da gerçekleşen üçlü toplantıya ilişkin ilk açıklama ABD Dışişleri Sözcüsü Ned Price’dan gelmiş ve Price soru üzerine “Politikamız değişmedi. Esad’ı eski durumuna döndürmek için ilişkilerini iyileştiren veya destek veren ülkeleri desteklemiyoruz” yanıtını vermişti.

Esad ile barış seçime mi ayarlı?

Öte yandan Erdoğan’ın uzun süre “katil” olarak nitelendirdiği Suriye lideri ile barışmasının seçim ile bağlantılı olduğunu düşünenler de var. Esad’ın Erdoğan’a seçim kazandırmayı istemeyebileceği ve bu nedenle seçim öncesi ortak fotoğraf vermekten kaçınacağına ilişkin haberler de yayımlanmıştı.

Lübnan’da yayın yapan Annahar Gazetesi Türkiye Editörü Sarkis Kassargian, Şam’daki yetkililerle yaptığı görüşmelerden edindiği izlenimi aktararak, Erdoğan’ın aceleci tavrının nedeninin seçimler olduğunun bilindiğini söylüyor ve şöyle konuşuyor: Ama onlar ‘bizi ilgilendiren şartlarımızın yerine gelmesi. O şartlar yerine gelir, normalleşme olur ve normalleşme etkisinde Erdoğan kazanır ya da kaybederse o Türkiye’nin iç meselesi’ diyorlar. Yani onları ilgilendiren isteklerinin yerine getirilip getirilmeyeceği.

Sürece dair sadece Ankara’nın değil Şam’ın da beklentileri ve şartları var. Bunların başında Türkiye’nin askerlerini Suriye’den çekmesi ve Şam yönetime karşı savaşan silahlı gruplara olan desteğini tamamen kesmesi bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde Şam yönetimine yakın El Vatan’da yayımlanan bir haberde, Ankara ve Şam’ın “Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi, M-4 karayolunun açılması ile PKK’nın iki başkent tarafından da tehdit unsuru olarak kabul edilmesi” konu başlıklarında uzlaştığı iddia edilmişti.

Seçim gündemi ve mülteci sorunu

Uzmanlar, Ankara’nın Şam’la ilişkileri normalleştirme çabasında Türkiye’nin seçime gidecek olmasının etkisine de dikkat çekiyor. Türkiye 4 milyondan fazla Suriyeli mülteciye evsahipliği yapıyor. Bu mültecilere yönelik iç kamuoyunda ciddi bir tepki oluşmaya başlandı. İktidar, haziranda yapılması planlanan seçimler öncesinde mülteciler konusunu çözmek istiyor.

Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşunun Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Makovksy, VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye lideri Esat’la diyalogun Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmeleriyle sonuçlanacağı konusunda seçmeni ikna etmeyi umduğu görüşünü dile getirdi.

********

“TÜRKİYE’NİN TALEPLERİ OLMALI”

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi)- 2023 yılında hem Suriye’yle ilgili gelişmelere hem de diğer ülkelerin politikalarındaki değişmelere bakmak lazım. Bu konudaki görüşünü gözden geçiren bir tek Türkiye değil. Başlangıçta daha doğru politikalar uygulansa belki bugüne kadar yaşadığımız sıkıntılar yaşanmayabilirdi. Netice itibariyle hatadan dönmek de dış politikada az görülen bir durum değildir. Amerika da başlarda Suriye’ye askeri müdahaleden bahsediyordu. Bir daha bahsetmez oldu. Oraya yerleştirdiği çok sayıda askeri geri çekti. Bütün bu değişiklikler de doğru yolda yapılmış değişiklikler değil. Amerika PYD-YPG denilen bir terör örgütüne destek vermeye başladı. Yani Suriye konusunda çok şey değişti.

Türkiye’nin politikasının değerlendirilmesi sırasında öncelikle şunu düşünmek lazım: Bizim esas hedefimiz ne olmalıdır?  Bütün komşularımızla dostane ilişkiler kurmak isteriz. Ama aynı zamanda bu komşularımızın kendi topraklarında egemenliklerini, bağımsızlıklarını, toprak bütünlüklerini korumalarını ve uluslararası alanda yükümlülüklerini yerine getirmelerini de isteriz. Birleşmiş Milletler Kararlarına göre bir ülke topraklarındaki bütün terör örgütlerinin bertaraf edilmesinden sorumludur. Bu örgütlerin komşu ülkelere zarar vermelerini engellemekten sorumludur. Suriye bunu yapacak durumda değil. Çünkü Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 30’u YPG-PYD örgütünün denetimi altında.

Suriye’yle ne konuşulacak? Öncelikle, Suriye’nin kendi topraklarının egemenliğine, toprak bütünlüğüne sahip olmasını desteklediğimizi söylerken bir taraftan da Suriye’nin komşularının topraklarının bütünlüğüne egemenliğine sahip olmalarını desteklemesini istiyoruz. Hala Suriye’de Hatay bizim, diyen siyasetçiler var. Sadece Türkiye verici bir ülke gibi görünmemeli. Türkiye’nin de talepleri olmalı. İkincisi de Suriye’den kendi topraklarındaki PYD-YPG gibi teröristleri bertaraf etmelerini istemeliyiz. Bütün bunları düşünerek değerlendirmek lazım. Bu görüşmelerin yeniden başlaması sadece dışa karşı bir gösteriş, iç politika manevrası gibi görülmemeli. Ayrıca Türkiye’ye sığınan Suriyeli sığınmacıların da geri dönmeleri için koşulların yaratılmasına da destek olmalıyız. Böylelikle Suriye hükümetinin uygun yöntemlerle yollarla geri almalarını sağlamaya çalışmalıyız. Bu görüşmelerin sonuçlarından birinin Türkiye’ye sığınanların geri gönderilmesi olmalıdır. Çünkü Türkiye bu yükü daha fazla taşıyamaz.

 

****

“SURİYE’DE TUZAĞA DÜŞEN TÜRKİYE, TUZAKTAN KURTULMA AŞAMASINDA”

Aydın Nurhan (Emekli Büyükelçi)- Suriye denilince ilk akla gelen Amerika’dır. Amerika ne diyecek? Bütün mesele bu. Türkiye’nin Suriye ile yakınlaşması olması gerekendir. Biz Suriye ile bu hale düşmemeliydik. Suriye konusunda Türkiye tuzağa düştü. Şimdi o tuzaktan kurtulma aşamasına geldik. Önemli olan bu. Hatalıydık, hatamızı düzelttik. Bu çok önemli. Hatayı düzeltmek demek Amerika’nın politikasına karşı çıkmak demek. Amerika’nın amacı Suriye’yi bölmek. Şimdi önemli olan bizim Rusya ve Suriye ile beraber neler yapabileceğimiz. Başkanların görüşmesi gerçekleşti. Artık belirli bir sürece girdi. Eğer o aşamaya gelirse konuşulacak şey Suriye’deki, Türkiye’nin güvenceli hale getirdiği bölgelerde Esed rejiminin Türkiye’ye ve orada yaşayan Suriyelilere güvenceler vermesi gerekiyor. Eğer bunlar verilmezse o bölge Türkiye’nin kontrolünden çıkar. Bu bizim için büyük bir tehdit. Bu bakımdan bizim yapacağımız en önemli şey Suriye’de Türk güvenliği içindeki bölge halklarını rahatsız etmeden, Esed’den onlar için güvence almak. Her şeyin başında bu geliyor. Sanıyorum bir yol kat edilir. Amerika, onların arasında teröristler var, diyor. ESED, onların arasında teröristler var, diyor. O bakımdan sıkıntımız olabilir. Dinci bir diplomasi gerektirir.

Gelelim PKK’ya, PKK-PYD konusuna… Görüşmelerin ikinci en önemli konusu. Amerika’ya karşı Türkiye, Suriye ve Rusya ne yapabilir? Rusya hiçbir şey yapmaz, Amerika ile anlaşmaz. Amerika ile PKK bölgesi konusunda Rusya anlaştı.  Pek fazla bir faydasını ummuyorum ben Rusya’nın PKK-PYD konusunda.  Sanki Esed de bu konuda Amerika’ya boyun eğmiş gibi.

Kontrol ettikleri yer Suriye’nin yüzde 30’u. Yüzde 5’e, yüzde 30’u verip de araziyi ondan sonra oraya araç vermek akla ziyan.

PKK orada etnik temizlik yaptı. Sünni etnik temizliği yapıldı. Hem ESED yaptı bunu hem de PKK yaptı. Ne olacak o bölgede? Çok önemli bir soru bu.

Eski insanlar yerlerine giderse yüzde 5’lik PKK, nasıl demokrasi içinde başta kalabilecek? Amerika demokrasi meleği ya (!) Peki bunlar geldiler, demokrasi getirdiler o bölgeye, bölgenin yüzde 5’i Kürt, yüzde 95’i diğerleri. Bu demokrasi ile PKK nasıl başta kalacak? Amerika ne umuyor? Bu konu zor bir konu. PKK’nın hükmettiği 3’te birlik alan yani Amerika’nın hükmettiği, sorun orada. Bu konu çetrefilli. Sanırım ESED de çok dert etmiyor. Türkiye’ye de şu aşamada çok büyük bir dert değil. Bizim öncelikli sorunumuz oradaki Suriyeli kardeşlerimizin güvenli bölgelerde rahatça oturmasının garantisi.

*****

“TÜRKİYE-SURİYE YAKINLAŞMASI BÜTÜN BÖLGEYİ ETKİLEYECEK”

Soner Aydın (Emekli Albay) Ülkemizde seçimler yaklaştıkça dış politikadaki adımlar da hızlandı. Çünkü vaktiyle yapılan hataların ülkemize verdiği zararlar; halkımızı yakından ilgilendiren sonuçlar doğurmaya başladı. Bunlardan birisi de 11 yıl önce ABD’nin yönlendirmesiyle Suriye’nin resmi yönetimine karşı takındığımız düşmanca tutumdur.

Bu 11 yılda; Suriye’de yönetimi devirmek, rejimi değiştirmek için ABD ile birlikte hareket ettik. Rejim muhalifi İslamcı grupları destekledik, eğitip donattık, silah yardımı ve maddi yardımlar yaptık, ülkemizde barınmalarına izin verdik. Ülkeden kaçanları kabul ettik, pek çoğuna vatandaşlık verdik. Milyonlarca geçici sığınmacı için milyarlarca lira harcadık, hala harcamaya devam ediyoruz. Suriye’nin kuzeyinde oluşan otorite boşluğunu doldurmak için sistem kurduk, okullar açtık, yönetim birimleri oluşturduk.Suriye’de oluşan boşluğa ABD’nin desteğiyle PKK yerleşti. Ülkenin üçte birini kontrolü altına aldı, ülkemizi de etkileyen bölücü tehdit daha da arttı. Suriye sınırları içinde askeri birliklerimizi konuşlandırmak zorunda kaldık. Askeri harekatlar düzenledik. PKK’nın saldırılarına maruz kaldık. Yüzlerce askerimiz şehit ve gazi oldu.

Öyle görünüyor ki; daha ne kadar devam edeceği belli olmayan bu durum artık sürdürülemez hale geldi. Suriye ile düşmanlığın yarattığı sorunların, elde edilmesi düşünülen kazanımlardan çok daha büyük olduğu görülmeye başlandı. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda, Suriye’deki yatırımların ve ülkemize yerleşen Suriyelilerin maliyeti karşılanamaz hale geldi. Sınırımıza komşu bir PKK devletçiği kuruldu. PKK ile mücadele alanı sınırlarımızın dışına taştı.

Şimdi artık kendi elimizle yarattığımız bu olumsuz durumdan sıyrılmanın yollarını arıyoruz. Ama bunun çok da kolay olmayacağı görülüyor.

Geçtiğimiz hafta ABD Türkiye’nin Suriye ile ilişkileri normalleştirmesini desteklemediğini açıkça ilan etti. Rejim muhalifi İslamcı gruplar tepkilerini dile getirmeye başladılar.

Bu hafta Arap medyasındaki yorum ve değerlendirmeler gündeme geldi. İngiltere merkezli Arap medyasının iddiasına göre; ABD ile birlikte Arap ülkelerinin bir kısmı Türkiye’nin Suriye ile yakınlaşmasını desteklemiyor. Arap ülkelerinin bazılarının ABD ile bazılarının da Rusya ve İran’la ilişkiler düşünüldüğünde; Türkiye-Suriye yakınlaşmasının bütün bölgeyi etkileyecek bir soruna dönüşmesi ihtimali gelişmektedir.

Suriye Devlet Başkanı Başer Esad; Türkiye’nin yakınlaşma girişiminin seçimler öncesinde uygulamaya konulan bir siyasi manevra olduğu kanaatini dile getiriyor. Bence bu bir güven sorunudur. Ayrıca Esad; Türkiye’nin askeri birliklerini Suriye’den çekmesini, muhalif İslamcı grupları desteklemeye son vermesini istiyor ve görüşmelerde ilerleme sağlanmasını bu şartlara bağlıyor. Türkiye ise geçici sığınmacıların ülkelerine dönmesi için gereken ortamın sağlanmasını istiyor. Bu konularda sonuca ulaşılması kolay olmayacak, zaman alacaktır.

Türkiye’nin askeri birliklerini Suriye’den çekmesi PKK’ya alan açacaktır. Bugüne kadar defalarca büyük çaplı askerî harekât icra edileceği ilan edilmiş ve gerçekleştirilememişken askeri birliklerimizin geri çekilmesinin Türkiye kamuoyuna izah edilmesi mümkün olmayacaktır. 11 yıldır desteklediği İslamcı muhalif grupları desteklemeye son vermesi yeni sorunlara neden olacaktır. Suriye rejim güçleri muhalifler üzerindeki baskıyı artıracaktır. ABD ve AB; bunun sorumlusu olarak Türkiye’yi gösterecek, Türkiye’nin Suriye’de insan haklarını ihlal ettiğini iddia edeceklerdir. ABD ve bazı AB ülkelerinin desteklediği muhalifler; PKK/PYD/YPG ile birlikte hareket ederek karşımızdaki bölücü tehdidi büyüteceklerdir. Ülkemizdeki sığınmacıların büyük bölümü (özellikle İslamcı muhalif gruplara mensup olanlar) döndükleri taktirde Suriye yönetiminin yaptırımlarına maruz kalacaklarından ülkelerine dönmek istemeyeceklerdir. Türkiye’de kalmaları Suriye yönetimiyle yeni sorunlara neden olacağı gibi ülkemizin huzur ve güvenliği için de tehdit oluşturacaktır. Üstelik bunların geri gönderilmesinin maliyeti de çok büyük olacaktır. Basında çıkan haberlere göre ülkemizdeki göçmenlerin geri gönderilmesi için yeterli maddi kaynak yoktur.

Dünyadaki kutuplaşmalara, bölgemizdeki gerginliklere bakıldığında; bütün komşularımızla normalleşme mutlak gerekliliktir. Bunun için her alanda olması gerektiği gibi dış politikada da tam bağımsız, öngörülü, ilkeli ve kararlı bir yol izlenmesi, kendi içimizde birlik ve beraberliğin sağlanması, komşularımızla aramızda güven ortamı yaratılması gerekmektedir. Suriye ile ilişkiler de bu kapsamda ele alınmalı, geliştirilmeli, Türkiye ve Suriye’nin güvenliğinin birbirini tamamlayacak şekilde sağlanmasının yolları aranıp bulunmalıdır.