Japon uzman, “Marmara’da büyük deprem kapıda” dedi, Ege’yi de uyardı

Japon Deprem Uzmanı Yoshinori Moriwaki, Türkiye’de, özellikle Marmara Bölgesi’nde büyük bir deprem beklendiğini, “Doğu Anadolu fayı ve Ege fayının da kırılmaya başladığını” söyledi. Moriwaki, “Türkiye’deki yapıların yüzde 60’ının kaçak olduğunu” belirterek, acil tedbirlerin alınması gerektiğine vurgu yaptı.

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) İnşaat Mühendisliği Kulübü tarafından İbrahim Küçükkurt Konferans Salonunda “Depremle Yaşamak” konulu seminer düzenlendi. Seminere Yüksek Mimar ve Yüksek İnşaat Mühendisi, Japon deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki, AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yılmaz Yalçın, Afyonkarahisar AFAD ekipleri ve çok sayıda öğrenci katıldı.

“Kırılma başladı”

Seminerden önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan Moriwaki, Türkiye’nin de Japonya gibi deprem ülkesi olduğunu aktararak deprem için öncelikle hazır olmak gerektiğini dile getirdi ve eğitimin önemini vurguladı. Moriwaki, “Türkiye’de Japonya gibi bir deprem ülkesi. Depreme hazır olmak çok önemli. Tüm kurumların ve insanların hazır olması gerekir. Türkiye’de büyük bir deprem bekleniyor, özellikle Marmara Bölgesinde. Doğu Anadolu fayı ve Ege fayı da kırılmaya başladı” dedi.

“Türkiye’de binaların yüzde 60’ı kaçak”

Dünyadaki depremlerin yüzde 20’sinin Japonya’da gerçekleştiğini söyleyen Moriwaki, “Japonya, çok büyük depremler yaşadı. Japonya’da insanlar bunları yaşadığı için tam hazır oluyor. Türkiye’deki binaların yüzde 60’ı kaçak. Yönetmelik çok iyi artık, Türkiye Japonya’dan daha katı. Ama ona rağmen bunu takip etmiyor herkes. Onun için sıkıntı burası. Bunu çözmek lazım” ifadelerini kullandı.

“Türkiye, Japonya ile deprem uyarı sistemi konusunda bağlantı kurdu”

Türkiye’deki erken uyarı sistemi ile Japonya’daki arasında fark olduğunu söyleyen Moriwaki, “Japonya’nın depremi ile Türkiye depreminin arasında biraz fark var. Japonya’nın depremi biraz derin yerde. Biliyorsunuz önce P dalga geliyor, sonra S dalga geliyor. Bunların arasında 10 saniye 20 saniye fark var. Onun için Japonya’da herkesin telefonunda uyarı sistemi var. Çünkü P dalga geldikten sonra, 10 saniye 20 saniye varsa kaçabilir veya bir şey yapabilir. Ama genel olarak Türkiye’de aşağıdan direkt olarak vuruyor. O zaman saniye olarak çok az ama bunu Türkiye de yapmaya başladı ve Japonya ile bunun bağlantısını kurdu” diye konuştu.

“Hazır olmak şart”

“Deprem varsa nerede olursa olsun, hazır olmak lazım” diyen Moriwaki, şöyle konuştu:

“Bu eğitimle olur. Kaçak bina sorununu çözmek lazım. Bunları daha hızlı hale getirmek lazım. Yeniden bina yapma değil güçlendirme yapılırsa daha çabuk yürüyebilir.”

“TÜRKİYE’DE KIRILMA ZAMANI GELMİŞ 20 FAY VAR”

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Türkiye’de toplam 485 tane fay olduğunu ve son 100 yılda bunların sadece 25 tanesinin kırıldığını belirterek; farklı illerden geçen yaklaşık 20 fayın kırılma zamanının geldiğini söyledi. Sözbilir, “Bunların bir tanesi şu anda da kırılabilir; 50 yıl sonra da kırılabilir. Toplumu ürkütecek şekilde dile getirmenin bir anlamı yok” dedi.

Gözlem Gazetesi’ne konuşan Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Türkiye’nin her tarafında deprem tehlikesi olduğuna dikkat çekerek; kentsel dönüşüm çalışmalarına hız vermek gerektiğinin altını çizdi ve İzmir’de 30 Ekim 2020’den sonra gerçekleşen hareketliliği yorumladı.

 Japonyalı Deprem Uzmanı Yoshinori Moriwaki’nin, Türkiye’de, özellikle Marmara Bölgesi’nde büyük bir deprem bekleniyor. Doğu Anadolu fayı ve Ege fayı da kırılmaya başladı” sözlerini değerlendiren Sözbilir,  “Ege Bölgesinde, Ege fayı diye bir fay yok. Japonyalı Deprem Bilimci yanlış söylemiş. Ege Bölgesi’nde karada, yani şehirlerde geçen zaten 100 tane fay var. Denizde de bir o kadar var. Ege’de fay parçaları var. Bu fayların hepsinin bir yaşam şekli var. Bir kısmı 5 bin yılda; bir kısmı 2 bin yılda bir kere kırılır. Bunun dışında geriye 199 fay kaldığı için onlardan birisi belli bir zaman dahilinde kırılır. Bu, Japon deprem uzmanı söyledi diye değildir. Ege Bölgesi’nin yapısı böyledir.  Ege Bölgesi’nde depremle ilgili bir gerçek var. Tabii ki gelecekte Ege Bölgesi’nde deprem olacak ama bunu Ege Fayı üretmeyecek, çünkü Ege’de öyle bir fay yok. Marmara Bölgesi ile ilgili de, 1999 depreminden bu yana ulusal ve uluslar arası düzeydeki bilim insanları, Marmara denizindeki fayın yakın gelecekte kırılacağını söylüyorlar. 50 yıl sonra kırılacak diyen oldu; 30 yıl sonra kırılacak diyen de. 20 yıl doldu, daha kısa bir zaman kaldı geriye. Bu, bilimsel anlamda söylenen bir şey zaten. Türkiye’de zaten, yeterli düzeyde bilim insanı var. Bunun için Japonyalı uzmanın ne dediğine göre hareket etmemize gerek yok” dedi. 

“Türkiye’deki 485 fayın 25’i kırıldı”

Türkiye’nin her tarafında deprem tehlikesi olduğuna dikkat çeken Sözbilir, “Türkiye’de 485 tane fay var ve son yüz yılda bunların sadece 25 tanesi kırıldı. Geriye kalan tüm faylar gün gelecek kırılacak. Kırılma zamanı gelmiş yaklaşık 20 tane fay parçası var. Yine bir kısmı Doğu Anadolu fayında, bir kısmı Kuzey Anadolu fayında, bu fayların bir kısmı da Ege Bölgesinde. Yani farklı illerden geçen yaklaşık 20 tane fayın kırılma zamanı geldi. Bunların bir tanesi şu anda da kırılabilir; 5, 10,  50 yıl sonra da kırılabilir. Toplumu ürkütecek şekilde dile getirmenin bir anlamı yok” ifadelerini kullandı. 

“30 Ekim’den sonra bazı bölgelerde stres arttı”

İzmir’de 30 Ekim 2020 depreminin ardından bazı bölgelerde stresin arttığını dile getiren Sözbilir, “Özellikle Kuşadası Bölgesinde stres arttı. Bunun da yankılarını Buca’daki 4.9 büyüklüğündeki depremde görmüş olduk. Orada Tuzla fayı var. Tuzla fayı kuzeydoğu ucunda belli kırılmalar gerçekleşti. Yani o iki sene önce olan depremin etkilerini başka faylardaki biriken enerji ile görebiliyoruz. Deprem olduğunda o enerji boşalımı gerçekleşiyor.  Oradaki enerji en yakın faya, Gümüldür fayında, Kuşadası’ndaki faylara, Efes fayına ya da Tuzla fayına aktarılıyor.  Oradaki fayların da kırılma zamanı yaklaştıysa o deprem üreterek bunu geçiştirmeye çalışıyor;  4.9, 4.2, 4.5 gibi depremler oluyor” diye konuştu. 

“İzmir fayının yakın zamanda kırılma ihtimali yok”

İzmir’in hem karadan hem de denizden faylarla örülü bir noktada bulunduğuna dikkat çeken Sözbilir, “Güzelbahçe’den başlayıp Pınarbaşı’na kadar devam eden, iç körfezin tüm yerleşimlerine etkisi olan İzmir fayının üzerinde yaptığımız çalışmalar, bu bölgede en son en yıkıcı depremin 1688 yılında olduğunu gösteriyor. İzmir fayının deprem tekrarlama aralığı 1000 yılın üzerinde. Kırıldığında İzmir’e en büyük zararı verecek olan İzmir fayının yakın gelecekte kırılma ihtimali yok. İzmir fayı konusunda belli ölçekte biraz daha rahatız ama geride kalan 16 fay var.” ifadelerini kullandı.

“6 yıl sonra afetlere karşı dirençli olabiliriz”

Doğal afetlerden en az zararla çıkılması için 81 ilde başlatılan eylem planlarından söz eden Sözbilir,  “2022 yılından itibaren uygulanmaya başlandı. Bunlar devletin birinci derecede yapılmasını gerekli gördüğü eylemler. Tüm afetlerden en az zararla çıkılması için yapılması gerekenler…  Bütün iller, belediyeler, devlet kurum ve kuruluşları, üniversiteler, tüm STK’lar bu eylemlerin yapılmasından sorumlu. Eğer bu eylemleri yerine getirebilirsek yaklaşık 5-6 yıl sonra sadece depreme karşı değil tüm afetlere karşı dirençli bir toplum olacağız” dedi.

“Yapı stoku depreme hazır değil”

Depreme dirençli bir toplum için yapı stokunun önemine vurgu yapan Sözbilir, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “İzmir’i düşündüğümüzde yüzde 70’in üzerindeki yapı stoku şu anda depreme dayanıklı değil, hazır değil. Dolayısıyla bunu depreme hazır hale getirmek için kentsel dönüşüm çalışmalarına hız vermemiz gerekiyor. Yapılması gereken en öncelikli konu bu. Kentsel dönüşümün doğal afet ekseninde yerine getirilmesi. Devlet, yerel kurum yönetim, kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri bunları yapmakla yükümlü. Yapabilirlerse önümüzdeki depremlerde ne kadar yol aldığımızı hep birlikte göreceğiz.”

“DEPREM, NEDEN TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ SORUNU SAYILMIYOR?”

Naci Görür (Deprem Uzmanı, Yer Bilimci, Prof Dr.)- Akşamları televizyonlarda çeşitli kanallardan tartışmaları izliyorum. Hemen hemen her önemli konu var. Saatlerce konuşuyorlar. Çok ciddiye alarak, dertlenerek konuşuyorlar. Çoğu söyledikleri de doğru. Deprem hiç yok. Sanki böyle bir sorun yokmuş, hiç olmuyormuş, insanlar hiç ölmüyormuş gibi. Ne halkta ne konuşmacılarda ne de siyasilerde böyle bir gündem var. Anlıyorum belki tatsız bir konu ama binlerce insanın canını tehdit eden bir soruna karşı bu kadar duyarsız kalınır mı? Deprem dirençli kentleşme, kent planlaması, deprem odaklı kentsel dönüşüm konuları tartışılamaz mı? Galiba biz halk olarak, yöneticiler olarak deprem işini ciddiye almıyoruz. İnanmıyoruz demiyorum çünkü inansan da inanmasan da deprem öldürüyor.

İktidar ve muhalefeti dinleyin… Ülkenin en önemli sorunları arasında sürekli; geçim, işsizlik, ekonomi, pahalılık, adalet, sağlık, vb sayıyorlar. Deprem nedense pek sayılmıyor. Gün geçmiyor ki kendini hissettirmeyen, bazen halkı sadece sokağa döken, bazen yüzlerce binaya hasar veren bazen de yüzlerce, binlerce insanımızı öldüren bu afet neden ülkemizin önemli sorunu sayılmıyor?

“Ne zaman depreme dirençli kentlere sahip olacağız?”

1939-2022 arasında 100 bine yakın insanımızı ölümüne neden olmuş bir gerçeklik ne zaman önemli sorunlarımızın arasına girecek? Ne zaman deprem dirençli kentlere sahip olacağız? Arkadaşlar, artık şunu millet olarak hedef haline getirelim: Er veya geç deprem kuşaklarındaki yerleşim alanlarını deprem dirençli hale getirmeliyiz. Vatandaşlara da görev düşüyor. Bunun için merkezi ve yerel yönetimlerden talepkâr olacağız. Bu doğrultuda gayreti olmayan siyasilerden uzak duracağız ve sesimizi duyuruncaya kadar yılmayıp örgütleneceğiz.

Deprem dirençli kentler oluşturuncaya kadar talepkâr olunması gerekiyor. Onun içindir ki, Marmara Bölgesinde, İzmir çevresinde, Malatya-Maraş arasında, Hatay bölgesinde ve Hakkari Yöresinde öncelikli olmak üzere; İRAP (İl Risk Azaltma Planı) çalışmalarını ciddi olarak uygulamaya sokun ve bunun için gerekli kaynağı ayırın ve gerekli projeleri yapın diyoruz. Artık depremde can kaybı istemiyoruz.