GÖZLEM’e dönüş!

29 Temmuz ‘da “veda ettiğim” GÖZLEM’deki köşeme dönmeye karar verdim. Elbette bu kararımda GÖZLEM’in çıkışından beri beraber olduğum “sevgili dostum ve patronum” Çetin Gürel’in ve GÖZLEM’de yayın kurulunda yıllarca beraber olduğum arkadaşlarımın “Dön artık” ısrarlarının büyük etkisi vardı.

“Dönüşümde, “83 yıl beraber olduğum sevgili kardeşim, derttaşım, sırdaşım, dostum, arkadaşım Hıncal Uluç’un “Artık yazmaktan, bu işle uğraşmaktan bıktım, bırakacağım” dediğimde “Sakın ola ki bırakma ağbi, boşlukta kalır, bu mesleğe ve ülkeye yapmakta olduğun görevi de yarıda bırakırsın” ısrarını da “vasiyet olarak kabul etmek” olarak kabulümün de etkisi oldu…

Ve de, hele hele bir Letonya hikayesini okuduktan sonra GÖZLEM’de “29 Temmuzda veda ettiğim” köşeme dönmeye karar verdim…

 

İŞTE O HİKAYE…

Çok eski zamanlarda kötü bir âdet varmış. Yaşlılar artık iyice ihtiyarlayıp iş yapamaz duruma geldiklerinde ormana götürülür, orada yırtıcı hayvanlara bırakılırmış. Böylece zaten az olan yiyeceklerin, çalışan gençlere yetmesi sağlanmaya çalışılırmış.

İhtiyarları belli bir yaştan sonra evde tutmak yasak olduğundan kimse yaşlı anne ve babasını evde gizleyemez, komşusu görüp ihbar edecek diye korkarmış.

İşte o günlerden bir gün oğlu, yaşlı babasını ve oğlunu da yanına alarak ormana götürmüş. Kış mevsimiymiş. İhtiyarı bırakmış dönüyorlarmış ki, küçük torun oyuncak kızağını dedesinin yanında unuttuğunu fark etmiş. Babasına dönüp “Dönüp kızağımı alalım” demiş. Babası umursamamış. Çocuk ısrar etmiş; “Kızağımı almalıyım, yoksa sen yaşlandığında seni neyle ormana götürüp bırakacağım?..”

Oğul o an anlamış ki, ihtiyar babasının kaderi, yaşlandığında kendi kaderi de olacak. Dönüp babasının ellerini çözmüş. Alıp eve geri getirmiş. Samanlıkta saklayıp her gün ona gizlice yemek vermeye başlamış.

Bir süre sonra köyde hayvanlar arasında bir hastalık yayılmış. Hayvanlar birbiri arkasından ölüyormuş.  İhtiyar oğluna “Hastaları iyilerden ayır. Onlara şu, şu otlardan ilaç hazırla. Sağlıklılara da şöyle şöyle yap” demiş.

Oğlan ihtiyar babasının dediklerini yapmış. Gerçekten de onun hayvanları arasında ölüm azalmış. Çoğu kurtulmuş.

Bayram geldiğinde her sene olduğu gibi, o sene de köy halkı kurbanlar kesmeye başlamış. İhtiyar oğluna öğüt vermiş; “Köyde hayvan çok azaldı. Senin de fazla hayvanın yok. Bu sene kurban kesme.”

Bir iki ay içinde bütün köy tarlalarda çalıştırılacak hayvan sıkıntısı çekmeye başlamış. Ama ihtiyarın öğüdünü dinleyen gencin hayvanları varmış.

İlkbahar’a doğru köyde artık ekmek yapacak tahıl bile kalmamış. Ama asıl sorun, tohumluk olarak kullanabilecek kadar bile tahıl olmamasıymış.

İhtiyar bu konuda da oğluna öğüt vermiş: “Sıcak tutsun diye ahırın çatısı samanla doldurmuştum. Onları çıkar, yeniden döv. Oradan tohumluk buğday çıkarabilirsin.”

Oğlan, ihtiyar babasının dediği gibi yapmış. Köyde tohumluğu olan tek aile onlar olmuş.

Köy halkı artık bu gencin büyücü olduğunu düşünmeye başlamış. Herkesin işi kötü giderken, bu genç, garip bir şekilde kötülüklere bir çare bulunuyormuş. Evi gözlemeye başlamışlar.

Sonunda da gerçek anlaşılmış, ihtiyar babanın hâlâ yaşadığı ortaya çıkmış. Köylüler genci krala şikâyet etmiş. Kral yasalarını hiçe sayan gence kızmış. Ama olup bitenleri dinledikten sonra “iyi ve yerinde bir öğüdün çok şeyi değiştirebileceğini” kabul edip, ihtiyarlarla ilgili yeni bir kanun çıkarmış; “Bundan çocuklar, yaşlılıklarında anne ve babalarına bakacak, onların gönlünü hoş tutacaklardır. Çünkü onların hayat deneyimlerinden her zaman için öğrenebilecekleri şeyler vardır.”

***

87 yaşındayım, meslekte 68’inci seneme bastım.

“Gazeteciliğine devam edip edemeyeceğimi bilmiyorum. Ama “yazı yazabileceğimi” biliyorum…

Ne demiş bilgeler; “Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilseydi!..”

 

+++++++

Başkan’a bir mesajım var!..

Sayın Başkanım,

Sadık ve can dostlarımız köpeklere belediye olarak 32 bin mikroçip taktırmışsınız. Köpek / Kedi / Kuş / Balık ayırt etmeden çocukluğundan beri aile evlerinde bu hayvanların “en az iki cinsini” besleyen Uluç ailesinin bir ferdi olarak size teşekkür ederim.Sizden bir isteğimiz de olacak; “Şehir içinde değil” ama Urla gibi beldelerde sokaklar “kedi ile dolu!..”

Onları, “kuşları, havuzlardaki balıkları yemesinler, onları yemek için düştükleri havuzlarda boğulmasınlar” diye mahalleliler besliyor; sahipleri yok… Durmadan da yavru doğuruyor, 4’er, 5’er, dişileri…

İlçe belediyeleri, Büyükşehir’in koordinasyonunda “bu soruna çare bulmalı!..”

Bekliyoruz!..

++++++++++

Sözün Özü

İlk turda “çoklu aday” 6’lı Masa’nın intihar teşebbüsü olur; “Seçilecek aday” derken, “Seçilemeyecek aday, seçilecek adayı yer!..”

 

+++++++++

Erdem…  Ve politika…

Var olmak; düşünmek ve hareket etmek olarak yorumlandığında, hayat aşk ve ölüm arasında sürekli bir sallantıdadır. Ancak son yıllar içinde ne gerçek anlamında aşkı ve ne de sevgiyi görüyoruz. Her gün sevgili değiştirmek aşk olmasa gerek.                          

Ali Naili Erdem

 

++++++

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

24 Ağustos 2022’de Çin’in Jiangxi eyaletinde meydana gelen şiddetli kuraklık sırasında Poyang Gölü’nün suyu tarihinin en düşük seviyesine ulaştığında, Louxingdun Adası’ndaki pagodalar dramatik bir şekilde açığa çıktı.

Çin’in Jiangxi eyaletinde şiddetli kuraklık, Poyang Gölü’nü bu hâle getirdi ve Louxingdun Adası’ndaki pagodalar (Uzak Doğu Ülkelerinde “Kule Biçiminde” yapılmış tapınaklar) böyle açığa çıktı… Doğa isyan ediyor… İnsanlar uyuyor… bizler de!..

 

++++++++

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı

* İhtikâr: Tefecilik, karaborsa

*Filhakika: Gerçekten, Doğrusu

Nihat DEMİRKOL

+++++++++