6’lı Masa, Kılıçdaroğlu’na “hayır” diyemez

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında gelen olay ve gelişmelerle ilgili görüşlerini cevapladı. Kışlalı, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları, EYT düzenlemeli, asgari ücret, memur ve emeklilerin ücretlerine yapılan zam oranı, 6’lı Masa’daki gelişmeler, Sinan Ateş cinayeti ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sessizliği, okullarda yaşanan şiddet ve uyuşturucu yaşının düşmesiyle ilgili açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

 ********

GÖZLEM – TÜİK’in “2022 yılının son ayı “enflasyon rakamları” konusunda görüşünüz; memurlar ve emeklileri ile SGK emeklileri, “gerçek enflasyona ve zam yağmuruna karşı, “düşük maaşlara” mahkum edilmediler mi?

K – TÜİK’in tüketici enflasyon rakamlarının gerçeği yansıtmadığını bilmeyen yok. Devletin belli başlı gider rakamları ve ekonomideki görüntü kısmen bu rakamlara göre belirlendiği için, özellikle son yıl içinde yapılan yönetici ve yöntem değişikliklerinden sonra bu rakamlar iyice düşük gösterilmeye başlandı. TÜİK’in yıllık enflasyon rakamının yani tüketici fiyat endeksinin yüzde 84,4’ten yüzde 64,3’e inmesinde iki neden var. Birincisi geçen yıl Aralık ayındaki aylık yüzde 13,58’lik enflasyon rakamının son 12 ay yani yıllık enflasyon hesaplamasından düşmesi, ikincisi de bunun yerine bu yılın Aralık ayının hiç de inandırıcı olmayan yüzde 1,18’lik enflasyon rakamının hesaba girmesi. Enflasyon, yani fiyatların artış hızı, 2021 Aralık ayındaki yüzde 13,58’lik rakamın yıllık enflasyon rakamından çıkmasıyla –ki buna baz etkisi deniyor– zaten düşecekti. Ancak Aralık 2022 enflasyonunun kimsenin inanmadığı yüzde 1,18’lik rakam yerine, akademisyenler tarafından hesaplanan bağımsız araştırma grubu ENAG’ın yüzde 5,18 oranında artsaydı, yıllık enflasyon 70,7 olacaktı. Her şekilde memur ve emeklilere son 6 aydaki sözde yüzde 16 civarındaki artışın üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eklediği iyileştirme ile yüzde 25 + sonra da 5 = 30 oranında arttırılmış olması yine düşük kalıyor.

 

GÖZLEM – Asgari ücret ve EYT atağından sonra, “memurlar, memur emeklileri ile SGK emeklilerinin maaş artışı”, sadece “Enflasyon düşüyor” açıklamalarının inanırlığını sağlamak için mi TÜİK’in inanırlığının bütünüyle sıfırlanması pahasına düşük tutuldu? Buna karşılık “ucuz gıda için” Çarşı – Pazar dolaşan ve sabah karanlığında Market kuyruklarına giren vatandaş, “Cemrelerin düştüğünü göremediğimiz gibi, enflasyonun da düştüğünü göremiyoruz” diyor; siz ne diyorsunuz?

K – Erdoğan açısından TÜİK’in inanılırlığının hiç bir önemi yok. Bu durum zaten tüm söylemlerinde ve icraatında da doğru olmayan rakam ve olayları ısrarla tekrarlamasından anlaşılıyor. Son 6 aydaki fiyat artışlarının bırakın yüzde 16’yı, yüzde 25’in bile çok üzerinde olduğu bir gerçek. ENAG’a göre son altı aydaki enflasyon oranı yüzde 37,6. Ancak Erdoğan bu maaş artışını “teba”sına bir “lütuf” olarak gördüğünden olsa gerek böyle kademeli arttırıyor ve bir müjde gibi sunuyor. Tahminim, Nisan veya Mayıs’a çekilmesi planlanan seçimler öncesi bu emekli ve memur maaşlarına bir ara zam daha yapacak ve seçimlere bu “sanal” iyileştirme algısı ile girmek isteyecektir.

 

GÖZLEM – 6’lı Masa’daki gelişmeler konusunda “genel bir ufuk turu” yapabilir misiniz?

K – 6’lı Masa’nın başından beri, gittikçe artan göstergelerle belli olduğu üzere, Masa’nın en olası Cumhurbaşkanı adayının Kemal Kılıçdaroğlu olduğu belliydi. Ancak Masa’nın “Oyun Planı”na uydurulması gerekçesiyle açıklanmak istenen Kemal Bey’in “ürkekliği” ile zamanlamadaki mükemmeliyetçiliği arasındaki ince çizginin yarattığı ikilem havası başta İyi Parti içinde olmak üzere 6’lı Masa aktörlerinde “Acaba doğru aday Kemal Bey mi?” sorusunun açıkça ifade edilmesine yol açtı. Bu belirsizlik sürecindeki gerginlikler; İyi Parti ve bazı diğer partiler içindeki “Doğru aday-kazanacak aday” söylemiyle CHP’den buna karşı gelen “Kemal Bey’den başkasının adaylığı Masa’yı dağıtır” çıkışına Kemal Bey tarafından ceza kesilmemesi, Kemal Bey ile İyi Parti lideri Meral Akşener arasının “hafifçe, usturuplu bir şekilde gerginleşmesine” yol açtı. Meral Hanım’ın İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu aleyhindeki haksız taraflı yargı kararına karşı, bu siyasi fırsatı doğru okuyarak ve aslında hakikaten de gereğini yaparak İmamoğlu’na sahip çıkması ve bu süreçte Kemal Bey’in, biraz da İmamoğlu’nu öne çıkarmamak için arka planda kalmasıyla çakışınca bu gerginlik “tavan” yaptı. Ancak her iki lider de, Kemal Bey’in teklifiyle bir araya gelerek bu gerginliği kendi aralarında “yönetme” yönünde adım attılar. Doğrusu da buydu, çünkü bu adaylık veya herhangi bir başka nedenle 6’lı Masa’nın dağılmasının, daha da ötesinde CHP – İyi Parti ortaklığının bitmesinin vebali ve siyasi sorumluluğu en başta Kemal Bey ile Meral Hanım’da olacaktı. Her ikisi de, ne siyaseten veya çıkarları gereği böyle bir şeye müsaade edebilirler, ne de yurtseverlikleri buna müsaade eder. Dolayısıyla bu 6’lı Masa’dan bir aday çıkacak. Kemal Bey ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu bu adayın Kemal Kılıçdaroğlu olmasını istiyor. Meral Hanım ve biraz da Deva Partisi lideri Ali Babacan adayın, son siyasi gelişmeler sonrası Ekrem İmamoğlu olup olamayacağının, bu olasılığın değerlendirilmesi arzusunda görüntü veriyorlar. İş o noktaya geldiğinde ki, kendi açıkladıkları “Oyun Planı”na göre bir ya da iki Masa görüşmesi sonrasında Hükümet Programı’nı da belirledikten sonra artık iş oraya gelecek, 6’lı Masa’nın mümkünse tek ortak adayını açıklayacaklar. Eğer bu noktada büyük sıkıntı yaşarlarsa ve/veya bu adayın da seçilebilirliğinin iktidar tarafından yargı eliyle engellenebileceği ihtimali ortaya çıkarsa, bu durumda Masa’dan iki aday çıkma olasılığı, küçük de olsa, gündemde. Bunun dışında çok çok küçük bir ihtimal de olsa, Ekrem İmamoğlu’nun aday olma ihtimali, yargı kararı ve seçimlerin Nisan sonu-Mayıs ortasına çekilme ihtimali ışığında, 6’lı Masa’nın kurulduğundan bu yanaki en üst düzeye çıkmış durumda. Ben 6’lı Masa’nın adayının, seçimlerin öne seçilmesi olasılığı dikkate alındığında en geç Şubat ayı içinde belirleneceğini ve açıklanacağını düşünüyorum.

 

GÖZLEM – CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Altılı masada takvim harfiyen işlemeye devam ediyor. Aday süreci altılı masanın, altı liderin vereceği kararla ortaya çıkacak. Bu iradeye sahip olduğumuzu her zaman söylüyoruz. Ama tabii ki her Cumhuriyet Halk Partilinin adayı, partimizin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Bunu her platformda söylüyoruz. Bizim adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ama son karar altılı masanındır” dedi; siz ne diyorsunuz?

K – 6’lı Masa’da takvim; yani “adayın 6’lı Masa’nın Hükümet programının belirlenmesinden ve seçim tarihinin iktidar tarafından açıklanmasından sonra açıklanması” süreci aslında çok zorunlu bir gereklilikten değil, daha çok liderlerin kendi hesap ve işlerine gelmesinden dolayı bu şekilde belirlendi. Bütün “aday açıklamamak” için gösterilen gerekçeler aslında herkes biliyor ki zorunluluk değil, liderlerin, her birinin ayrı ayrı çıkarlarına uyan tercihiydi. Pek âlâ masa kurulurken Cumhurbaşkanı Adayı açıklanabilir ve sonrasında güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş kurgulanarak beraberinde yapılacaklar belirlenebilirdi. Kemal Bey bunu, kabaca kendine güvenemediğinden, daha açıkçası kendine dönük yıpratma girişimlerini nasıl yöneteceğini tam kestiremediğinden, hemen istemedi. Onun yerine yolda bu süreçte pişti. Şimdi o güven noktasına geldi ama yarattığı yanlış “izlenim”, aday olarak belirlenmesini zora soktu. Diğer liderler de kendileri veya süreçte kendi partileri için daha fazla pazarlık payı kazanmak adına, adayın erken belirlenmesini tercih etmediler. Bunu tespit ettikten sonra sorunuza gelince; Kemal Bey aday olmak istiyor ve her ne kadar 6 lider birlikte karar verilecek denilse de Kemal Bey’in 6’lı Masa’nın adayı olmaması durumunda CHP’yi tutması mümkün değil. Buradan artık geri dönemez. Bunu geçen hafta da ifade etmiştik. Kemal Bey kabul görmeyeceğini düşünürse ya adaylığını Masa’ya getirmez ya da “Hodri meydan” diyerek bir dayatma yapar. Zamanı geldiğini düşündüğünde eğer Kılıçdaroğlu 6’lı Masa’da “Adayım” derse, diğerlerinin buna karşı çıkma olanaklarının olduğunu düşünmüyorum. Çünkü o noktadan sonra Kemal Bey’e “Hayır” demeleri tamamıyla bir güvenoyu eksikliğini gösterir ki, bu durumda 6’lı Masa eskisi olduğu gibi birlikte bir görünüm verip seçimlere gidemez. Dağılmaya kadar gider. 6’lı Masa’nın liderlerinin Kemal Bey’in adaylık isteğine “Hayır” demeleri durumunda; Kemal Bey bunu kabul ederse CHP’yi ve büyük ölçüde siyaset kariyerini elinden kaçırır. Bunu olası görmüyorum. Eğer 6’lı Masa liderlerinden onay almamasına karşın “Ben yine de adayım” ısrarını sürdürürse, bence diğer liderler onun adaylığını büyük ihtimalle kabul ederler. Eğer Kemal Bey’in adaylığı kabul görmezse de 6’lı Masa’dan birden fazla aday çıkabilir, ki bu ihtimali de düşük buluyorum. Öte yandan, Ekrem İmamoğlu’nun adaylık ihtimalini daha da düşük görmekle birlikte, bu ihtimalin 6’lı Masa’nın kurulmasından bu yana en üst düzeyde olduğunu düşünüyorum. Kendisiyle ilgili yargı süreci, Belediye Başkanı olarak iktidarın daha da üzerine gelmesi ve seçimin öne seçilmesi durumunda yargısal olarak engellenmesinin güçleşmesi veya bu ihtimali ortadan kaldıracak bir “iki taşla bir kuş vurmak” stratejisi kapsamında aday gösterilmesi hâlâ muhtemel gözüküyor.

 

GÖZLEM – DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “aday” konusunda şu açıklamayı yaptı; “Biz hiçbir siyasi partiyle adaylar konusunda, olası isimler konusunda ‘olur’ ya da ‘olmaz’ demiyoruz. Altılı Masa’da hiçbir isimle ilgili olumlu/olumsuz hiçbir görüş zikredilmedi. Altılı Masa böyle bir mutabakata varırsa hem seçilebilme sorunu olmaz hem de en iyi şekilde ben yaparım, sorun yok. Bizim öncelikle ortak yönetim modeli ve geçiş yol haritasında mutabık kalmamız önemli…”; Görüşünüz?

K – İşte bu tipik bir “6’lı Masa’yı oluşturup vazgeçilmez hâle sokalım, ondan sonraki süreçte, gerek Cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili, gerekse genel seçimlerde pazarlık payımız artsın” stratejisinin bir parçasıdır ve kendileri açısından amacına ulaştığı da görülmektedir. 6’lı Masa’dan kesinlikle Ekmeleddin İhsanoğlu örneğinde görüldüğü gibi bir Abdullah Gül isminin adaylığı çıkmayacaktır. Ali Babacan’ın ifade ettiği gibi bir “aday havuzu”ndan bahsedilmesi mümkün değil. Olsa olsa 4 isimlik bir kısa listeden bahsedilebilirdi, o liste de şimdi bana göre 2 isme inmiş durumda. Ancak bu tür ısrarların, sanmıyorum ama son noktada da sürdürülmesi durumunda, eğer 6’lı Masa’dan iki isim çıkacaksa, bana göre en doğrusu muhafazakâr kanadın adayının Ali Babacan, güçlü ortakların adayının Kemal Kılıçdaroğlu olması olacaktır.

GÖZLEM – Sinan Ateş cinayeti Cumhur İttifakı tabanında “vicdani bir tepki” yaratabilir mi?.. “İrtibat ve iltisak” iddialarının havada uçuştuğu bir dönemde, “organize suikast olayının saklanamayacak şekilde MHP’ye kadar ulaşması için siyaset ve medya kulislerinde “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” söylemine kadar uzandı, görüşünüz?

 

K – Çok vahim, çok üzücü bir olay. MHP Ülkü Ocakları eski Başkanı Sinan Ateş, bir defa kişiliği olarak çok beğenilen, sevilen bir milliyetçiydi. Ayrıca gerçek bir Atatürkçüydü. Bu yönüyle parti içinde belli bir kanadın “hazzetmediği” bir isimdi. Ayrıca doçentti, çok değerli bir öğretim üyesiydi. MHP yönetimi veya genel merkezinden bu cinayetle ilgili hiçbir açıklama yapılmadı. Devlet Bahçeli tarafından ani bir şekilde görevden alınmasından sonra çevresinin ve yarattığı etki alanının da desteğiyle Bahçeli sonrası MHP Genel Başkanlığı’na soyunduğu ve bunu özellikle son dönemde çok dillendirdiği ifade ediliyor. Cinayetle ilgili biri motosikleti kullanan 3 kişinin tutuklanmasının yanı sıra çok sayıda kişinin gözaltına alındığı, bunların arasında MHP’li yöneticilerin olduğu, bunlardan birinin eski Ülkü Ocakları başkanı bir milletvekilin evine gittiği ve burada gözaltına alındığı, ancak MHP’nin en üst yönetiminden bir başka milletvekilinin devreye girmesiyle bırakıldığı ve cinayetle ilgili para transferlerinin tespit edildiği belirtiliyor. Hatta, başarılı bir operasyon yapan Emniyet’in de “cinayetin çözülmesi” ya da “bu konuya bulaşılmaması” konusunda ikiye ayrıldığı konuşuluyor. Kemal Kılıçdaroğlu “Ailesi talep etti, konu siyasallaşmasın diye sabırla susuyorum. Sabırla sonucu bekliyoruz. Görevliler işini yapsın diye sesimizi çıkartmıyoruz” şeklinde konuşması bu yüzden. Bu cinayet, eski dönemlerin tehlikelerini diriltmekten, MHP’ye, AKP’nin içinde meydana gelen çalkantılardan, MHP’den Emniyet’teki devinimlere pek çok konuda etkisi olacak bir olay.

GÖZLEM – Son aylarda gazetelerde “önemli olan” ama “geçiştirilen” iki haber vardı; “Bir ortaokulda 12 yaşındaki kız öğrenci, 12 yaşındaki kız arkadaşını tuvalete çağırıp bıçaklayarak öldürdü. / 17 yaşındaki erkek Lise öğrencisi, 17 yaşındaki erkek arkadaşını okulda bıçaklayarak öldürdü!..”  Bu haberleri, “uyuşturucu kullanma yaşından sonra, cinayet yaşının da hem de okullarda bu yaşlara kadar inmesini” nasıl yorumluyorsunuz?

K – Dünyada kapitalizmin ve liberalizmin arttığı dönemler ve bölgelerde suç oranları da artıyor. Liberalizm yani “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışı, denetimin en aza indirildiği “özgürlük” adı altında güçlünün güçsüze hüküm sürdüğü, bu nedenle de ekonomik alanda kısmen bir “gelişme” sağlanmasına karşın suç oranlarının hızla arttığı bir sistem. Türkiye’de bu dönem AKP iktidarına denk geldi. AKP iktidarında da suç oranları ciddi biçimde arttı. Emniyet ve bakanlığın rakamlarına göre 2002 yılında 300 bin olan suç sayısı 2021’de 8 milyona dayandı. Bu iktidarda “kutuplaşma”, fanatizm en üst düzeye çıktı. Bu sosyal yapıda, uyuşturucu gibi etkin maddelerin de daha sık kullanılması, medyanın, sosyal medya olsun, televizyon, kanallar olsun iyice erişebilir, etkileyebilir bir hâle dönüşmesi, dini değerler gerekçe gösterilerek yobazlığa, gericiliğe yol açılması, kadın erkek ilişkilerinin bu bağlamda daha da erkek baskıcı bir yöne evrilmesi, başta cinayet olmak üzere şiddete bağlı suçların artmasına yol açıyor. Cinayet yaşının aşağıya doğru evrilmesi de çok üzücü.