İklim krizi, evreni ve hayatı tehdit ediyor

Dünya Meteoroloji Örgütü'nün (WMO) zirve öncesi yayımladığı raporuna göre, küresel sıcaklığın bu yıl 1850-1900 yılları arasındaki "sanayi öncesi döneme" kıyasla yaklaşık 1,15 derece artması bekleniyor.

Mısır’ın Şarmel-Şeyh kentinde toplanan Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı -evrensel adıyla COP27-;bütün gezegen ve insanlık için en yakıcı sorun olan iklim krizi konusunu bir kez daha dünyanın gündemine getirdi. Zirve, tüm ülkelere ve halklara çağrıda bulundu. İklim krizi tehlikesi ve tehdidi tırmanıyor!

İklim krizi zirvesi, iklim krizi konusunda dünyanın karşı karşıya bulunduğu çarpıcı tehditleri ve gerçekleri bir kez daha ortaya koydu. Günümüzde hem uluslararası siyasetin hem de tek tek ülkelerin, iklim krizi konusunda üstlendikleri sorumlulukları yerine getirmemelerinin yarattığı tehlikelere dikkat çekildi.

1992 yılından bu yana her yıl düzenlenen ve küresel sıcaklık artışını sınırlamak için dünya liderlerini bir araya getiren konferansta,  sera gazı emisyonlarını azaltım planları, iklim değişikliğine adaptasyon, gelişmekte olan ülkelere taahhüt edilen iklim tazminatı gibi konular masaya yatırıldı. Zirvenin en önemli gündem maddelerinden biri “kayıp ve zarar mekanizması finansmanı” olacağı belirtiliyordu fakat gelişmiş ülkelerin liderleri bu konuya değinmedi.

Zirvenin açılış oturumunda, COP26 Başkanı Alok Sharma, dönem başkanlığını Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’ye devretti.

Taahhüt çağından uygulama çağına geçiş

BM’nin yıllık iklim değişikliği zirvesi, ev sahibi Mısır’ın ülkelere “taahhüt çağından uygulama çağına” geçme çağrısı yapmasıyla başladı.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) zirve öncesi yayımladığı raporuna göre, küresel sıcaklığın bu yıl 1850-1900 yılları arasındaki “sanayi öncesi döneme” kıyasla yaklaşık 1,15 derece artması bekleniyor. Aynı zamanda son 8 yıl dünyadaki en sıcak yıllar olarak kayıtlara geçebilir.

Bugün yapılacak konuşmalar sırasında gelişmiş ülkelerin karbon emisyonlarını azaltma planlarını açıklaması beklenirken birçoğu iklim krizinin etkilerini şimdiden hissetmeye başlayan gelişen ülkelerin mücadele ve kayıp-hasar desteği için finansman taleplerini yineleyeceği düşünülüyor.

Çok sayıda bilim insanı, dünya liderlerinin Paris Anlaşması’nın küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlama hedefine ulaşmak için geç kaldığını ve COP27’de ne olursa olsun bu sınırın altında kalmanın mümkün olmadığına inanıyor.

COP27’de konuşan WMO Başkanı Petter Taalas, “Atmosferde o kadar yüksek karbondioksit seviyesi var ki, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece ile sınırlama hedefine zar zor erişilebiliyor. Birçok buzul için artık çok geç ve erime binlerce olmasa da yüzlerce yıl devam edecek. Bunun da su güvenliğine önemli etkileri olacak” dedi.

İklim felaketi yaşayan ülkelerin liderlerinden eleştiri

İklim felaketleri nedeniyle can ve mal kayıpları giderek artan Pakistan, Sri Lanka, Bangladeş ve Barbados gibi ülkelerin liderleri mevcut finans sistemini ve iklim finansmanının yetersizliğine eleştiride bulundu.

Pakistan’ın Başbakanı Şahbaz Şerif, Liderler Zirvesi’ndeki konuşmasında, “Selden etkilenen insanları daha fazla sefalet ve zorluktan korumak için milyarlarca dolar harcamak zorundayız. Bu devasa görevi tek başımıza üstlenmemiz nasıl beklenebilir?” dedi.

Barbados Başbakanı Mia Mottley ise rekor kıran fiyatlar nedeniyle fosil yakıt şirketlerinin artan karlarına dikkat çelerek, “Nasıl olur da şirketler son 3 ayda 200 milyar dolar kar ederken, her bir dolarlık karın en az 10 sentini bir kayıp ve zarar fonuna aktarmayı düşünmezler?” diye sordu.

Gana, Maldivler ve Sri Lanka gibi iklim planları üzerinde çalışan ülkelerden biri olan Bangladeş’in Başbakanı Şeyh Hasina hazırladıkları iklim planıyla 2030’a kadar 183 milyar dolarlık yatırım planlandığını dile getirdi. Bu plan olmadan Bangladeş’in iklim değişikliği ve afet kaynaklı ekonomik kayıplarının 2030’a kadar 40 milyar doları bulabileceği belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı, gelişmekte olan ülkelerde iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine karşı 2030’a kadar yıllık 340 milyar doları, 2050’ye kadar ise 565 milyar doları bulabileceğini öngörüyor. Mevcut finansman ise yıllık 29 milyar dolar seviyesinde yer alıyor.

Kurum: Emisyon azaltımını yüzde 41’e çıkartıyoruz

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP27’de Türkiye’nin güncellenen Ulusal Katkı Beyanı’na dair bilgilendirmelerde bulundu. Kurum, Türkiye’nin 2030 için belirlediği yüzde 21 emisyon azaltım hedefini yüzde 41’e çıkarttığını dile getirdi. Kurum, “Böylece ülke olarak 2030 için yaklaşık 500 milyon ton emisyon azaltımı yapmış olacağız” diyerek Türkiye’nin en geç 2038’de emisyonlarını tepe noktasına ulaştıracağını aktardı.

*********

BM İKLİM ZİRVELERİ NEDEN ÖNEMLİ?

BM İklim Zirveleri, küresel sıcaklık artışını sınırlamak için dünya liderlerini her yıl bir araya getiren bir konferans.

Bu zirvelere Conference of the Parties (COP), yani Taraflar Konferansı ismi veriliyor. Zirvelere 1992 yılında ilk BM iklim anlaşmasına imza atan ülkeler katılıyor. Dünya, insanlar tarafından üretilen, çoğunlukla petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan emisyonlar nedeniyle ısınıyor. BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre küresel sıcaklıklar şimdiye kadar 1,1 santigrat derece arttı ve 1,5 dereceye doğru ilerliyor.

IPCC, sıcaklıkların 1850 seviyesinin 1,7 ila 1,8 derece üzerine çıkması durumunda dünya nüfusunun yarısının yaşamı tehdit eden ısı ve neme maruz kalabileceğini öngörüyor. Bunu önlemek için 194 ülke, küresel sıcaklık artışlarını 1,5 derece ile sınırlamak için “çabaları sürdürmeye” söz vererek 2015 yılında Paris Anlaşması’nı imzaladı.

********

“ZİRVEDE KONUŞULANLAR TAMAMEN TİCARİ, ÖNEMLİ OLAN SU, GERİSİ HİKÂYE”

Doğan Yaşar (Prof. Dr. İklim Bilimci)- COP27 her zamanki klasik söylemlerle başladı. Fakir ülkeler bizim ülkemizi mahvediyorsunuz, bize para verin derken; zenginler de tamam biz size para vereceğiz dediler. Bu süregelen bir hikaye bu zirvelerde.

İnsanoğlunun iklimleri değiştirmek gibi bir gücü olamaz. Onun öncelikle altını çizmek gerekir. Varsa da dünyada bu emisyona neden olan ülke sayısı 10. ABD ve Çin zaten dünyanın emisyonunun yüzde 40’ını atıyor.  Yaklaşık yüzde 70’ini 10 ülke atıyor. Yani 200 ülkenin bununla bir ilgisi yok.

Almanya bize 1997’den beri “Emisyonunu indir Türkiye” der. Ama 25 yıl geçti aradan, Almanya hala bizden 1 buçuk kat daha fazla emisyon atıyor. Karbon dediğiniz olay, nakit paradır. Mademki karbon bu kadar zararlı, şunu demek gerekir: “O zaman sen bizim seviyemize indir, sonra beraber düşürelim.”

Son iki yılda G20’ler tarafından toplamda enerjiye 658 milyar dolar bir yatırım yapıldı. Bunun 300 milyar doları kömür ve fosil yakıtlara yapıldı. Emisyonu azaltalım, azaltalım da peki bu 300 milyar dolarlık fosil yakıtın karbonu yok mu? Aslında tüm bunlar hikâye. Nereden bakarsanız bakın eğer insan kaynaklı küresel ısınmadan söz ediliyorsa o zaman bunu atanların indirmesi lazım. Amerika Çin gibi ülkeler indirecek. 

“Kuraklık fosil yakıta mecbur bırakıyor”

2020’den beri ciddi bir kuraklık geleceği yıllardır biliniyor. 2023 kuraklığı da yıllardır dile getirildi. Kuraklık gelince ekonomik kriz gelir. Enerji fiyatları öyle bir uçtu gitti ki; örneğin kömür geçen sene başında 50 dolarken bu sene 400 dolara fırladı; 8 kat arttı. Doğalgaz 120 dolardan 1400 dolara fırladı; 12 kat arttı. Petrol 25 dolardan 100 dolarlara çıktı. Dolayısıyla dünyada bir anda enerji krizi başladı. Tarımı da vurdu. Dünya gıda endeksi tüm zamanların rekorunu kırdı. Hem gıda hem enerji eşittir ekonomik krizdir. Dünyanın ve bizim yaşadığımız ekonomik krizin nedeni de bu. Bunu bizimkiler pek hesaplayamadı, yıllardır anlatmamıza rağmen… Biz 2038’de karbon emisyon çıkacağız sonra ineceğiz aşağı ve 2050’de de sıfırlayacağız diye açıkladık. ABD, “Ben 2050’de sıfırlayacağım” Çin, “2060’da sıfırlayacağım” dedi. Bütün bunlar hikaye, mümkün değil. Bu kuraklıkta herkes fosil yakıta mecbur. Fosil yakıtlar artıyor zaten dolayısıyla emisyon da artıyor.

Burada olay tamamen ticaret. Kyoto vardı, olmadı, Paris İklim Anlaşmasına çevirdiler. Şu andaki olayın temeli tamamen ticari. Zirvede konuşulan konular tamamen ticari.

İklim krizi diye bir şey yoktur, iklimler beklendiği gibi gidiyor zaten. Kuraklığı bekliyorduk. Yaşadığımız olaylar şunu gösteriyor: Yapmamız gereken, suyumuzu dikkatli kullanmak. Bırakalım iklim değişikliğini, karbonu, önemli olan su. Gerisi hikaye. İklim krizi değil yönetim krizi söz konusu.