Ver elini Adana

Narenciye bahçelerini geride bırakarak, yeni yetişmeye başlayan avokado alanlarını görerek, nefis bir yoldan Adana’ya giriş yapıyoruz.

15 yıldan fazladır gitmemiştim Adana’ya. Benim bildiğim Adana ile bugünün arasında yarım asırlık fark gördüğümü söylemeliyim. Gerçekten bir büyükşehir olmuş ve iyice modernleşmiş. Kentin görünen yüzündeki düzen, bakımlı bulvar ve caddeleri hemen dikkati çekiyor. Benim pamuk tarlalarının arasından girilen Adana’mın yerinde yeller esiyor şimdi. Dev binaların, yüksek apartmanların arasından girebildik ancak. Küçük saat alanını bile zor buldum. Saat değil ama alan öylesine büyümüştü çünkü.

Burası da büyük göç almış. Has Adanalıya ulaşmak giderek zorlaşıyor. Geçmişte büyük ailelerini tanıdım, ağalarla konuştum, çırçır işçileriyle röportajlar yaptım pamuk tarlalarında. Gözümdeki o Adana kabuk değiştirmiş, bambaşka bir şehir olup çıkmış. Ama itiraf etmeliyim ki, güzel de olmuş yani. Adanalılık tarifi zor farklı bir kültür. Biraz külhan, biraz bıçkın, raconu olan, merhametli, altın kalpli ağır ağabeyler. Genelde böyle bir görüntü taşırlar. Hepimiz (ağam)ızdır onlar için. Bölgenin sıcaklığı yüreklerine vurmuş, insanlıkları da, dostlukları da, ülke sevgileri de çok sağlam.

Siyaset, iş, sanat dünyamıza çok şöhretler katmıştır Adana. Kasım Gülek, Kemal Satır, Suphi Baykam gibi… Yaşar Kemal, Abidin Dino, Suna Kan,Yılmaz Güney gibi… Sabancı, Karamehmet, Bilici’ler gibi. Fatih Terim gibi… Şöhreti ve Türkiye’ye katkısı bu kadar bol bir başka ilimiz var mı acaba? Bunları düşünerek dostlarımla buluşuyor ve Kozan bölgesindeki belki de Türkiye’nin en büyük avokado üretim bölgesine gidiyorum. Tüm dünyada son yılların en çarpıcı, en mucizevi ve tam bir şifa deposu olarak üretimi hızla tırmanan Avokado, ülkemizde de 5-6 cinsiyle çok iyi yetişiyor. Bunu görmek, incelemek, gerekli bilgileri almak üzere ülkenin en büyük ekim alanını Mehmet Can dostumla dolaşıyorum.

Kozan civarındayız, çorak ve çok kireçli bir toprak adam edilerek avokado fidanlarıyla donatılmış. Orman olmuş adeta. İyi ve bilinçli bakılırsa ağaçlar iki yılda meyveye yatıyor ve müthiş bir gelir getiriyor. Gördüğüm manzaradan çok etkilendim, işte Türk’ün teşebbüs gücü, elemeği, alın teriyle yarattığı müthiş bir milli değer. Peki bu Avokado nasıl bir şey, nesiyle şifa deposu? Nesiyle değil ki… Yaprağından yapılan çay, bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor, kolesterolü ve kan basıncını düşürüyor, gut hastalığına çok etkili. Meyvesi vitamin ve mineral açısından çok zengin. Bağırsaklara çok iyi geliyor, kalp ve göz sağlığını koruyor, böbrek taşlarının çok etkili düşmanı. Ama en önemlisi yaşlanmayı geciktiriyor, cinsel gücü arttırıyor. Olur mu böyle şey demeyin. Oluyor ki, bütün dünya avokadonun peşinde koşuyor şimdi.

Hanımlar çayını zayıflamak için kullanmaya başlamışlar bile. Kozmetik sektörünün en önemli maddesi haline gelmiş. Yağı bile yemeklerde artık. İşte böylesine mucizevi bir meyve Avakado. Özellikle üretimi Adana bölgesinde hızla artıyor.

Kozan bölgesine gelince, çok değerli kardeşim (Özal’ın Koruma Müdürü ve Adana Milletvekili) Musa Öztürk’ü de ziyaret ettim.10 yıl geceli gündüzlü beraber çalıştığım bu koca yürekli, mütevazı ve bilge insanı çok severdim doğrusu. Nasıl polis olmuş hayret ederdim. Yakaladığı suçlunun önce karnını doyuran, ona şefkat ve merhametle yaklaşan, doğru insan olması için gerekli öğütleri verdikten sonra sorguya başlayan bir polis. Devamlı okurdu, tam bir kitap kurduydu diyebilirim. Uzun yılların hasreti ile kucaklaşıp, doyumsuz sohbetler ettik. Kozan ülkemize polis, asker ve öğretmen yetiştirmekle ünlü bir bölgemiz. Musa da böyle çıkmış Kozan’dan. Ailece ne kadar zengin ve yüzlerce dönüm toprağa sahip olduklarını, yine yüzlerce dönüm narenciye bahçesinin ortasına yaptığı güzel evinde öğrendim. Memuriyetinde sadece maaşıyla ve yüksek onuruyla geçinen bizim Musa, doğuştan ve aileden zenginmiş meğer.

Adana deyince ünlü kebaplarını tatmamak, acı şalgamını içmemek mümkün mü? Eskiden biz kebapçı Mesut’u bilirdik. Şimdi o da sosyetikleşmiş, Divan Otelin içinde hizmet veriyor. Kebapçı Hacı Salih, Bedri Usta, Hasan Usta, Kling Usta filan kentin ünlü kebapçıları. Ama biz Öz Adana Patlıcan kebapçısına gittik ki, lezzetini anlatmakta bile zorlanıyorum işte. Hele arkasından Hasır tatlıcısı. Ama Kozan’ın ciğercisini de unutmamak gerek. Onun da ayrı bir kültürü var. Şöyle şişlerde gelen ciğeri lavaş ekmeğe sarıp bir yiyorsunuz ki, lezzet komasına giriyorsunuz aniden. Bu yokluk döneminde daha fazla kebaplardan bahsedip, garibanı imrendirmeyelim bari. İmkân olsaydı da hepimiz birlikte yeseydik o kebapları ve birlikte tatsaydık lezzetleri.

4500 kilometre direksiyon salladığımız beş günlük bir gezinin özet gözlemlerini naklettim sizlere. Bodrum-Adana hattı öyle 3-5 yazıyla geçiştirilemez. İlerde yine bahsederiz buralardan…