Soylu hedef olmaktan kurtulmak isterken…

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında gelen olay ve gelişmelerle ilgili görüşlerini cevapladı. Kışlalı, İstiklal Caddesi’ndeki kanlı bombalı saldırı, saldırı sonrasında yetkililerin yaptığı açıklamalar, medyaya verilen görüntüler, İçişleri Bakanı Soylu’nun daha ilk saatlerde olayda “Arkada ABD’nin olduğu” yolundaki açıklamaları, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in kendisine çiçek veren kadın öğretmene yönelik tavrı, 6’lı Masa’nın son toplantısından sonra gelinen nokta konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

GÖZLEM – İstiklal Caddesi’nde kanlı bomba olayı hakkında görüşünüz; “PKK’lı 91 terörist kaldı, onların da ayakkabı numaralarını bile biliyor, nefes alışlarını bile izliyoruz” açıklamalarından sonra, ortaya çıkan tablo konusunda neler söyleyebilirsiniz?

K – Türkiye’nin çok büyük bir güvenlik zafiyeti var. Ancak bu zafiyetlerin sorumluluğu kimde diye bakıldığında, gözlerin politikaları belirleyen ve bunu uygulayanlara çevrilmesi gerekiyor. Bunun başında son terör olayıyla ilgili örneğin ABD’yi suçlama konusunda bakanıyla görüşmeden farklı açıklamalar yapan ya da bakanıyla görüşerek “İyi polis, kötü polis” gibi düşük seviyede taktik yöntemlerle ülkeyi yönetmeye ve ülkenin güvenliğini sağlamaya çalışan Cumhurbaşkanı Erdoğan geliyor. Eğer o politikaları belirliyor ama uygulamaya müdahale etmiyorsa, o zaman sorumluluğun ayak numarasını bildiği teröristi; taa Kuzey Suriye’den kalkıp, sözde tamamı yüksek duvar ve tel örgülerle çevrilmiş olması gereken sınırdan elini kolunu sallayarak geçip, 4 ay boyunca Türkiye’de çalışıp, yatıp-kalkıp, 50 Suriyeli-yabancı şüpheli-terörist ile görüşmesine rağmen ancak bombayı patlattıktan sonra yakalayabilen İçişleri Bakanı Soylu’da olması gerekir. Soylu’nun bakan olarak görevini yapmaktan çok muhalefetle dalaşması, uyuşturucu baronlarla görüştüğünün fotoğraflarının ortaya çıkması bile görevini layığıyla yapamadığının kanıtıdır. Mesele çok sayıda suçlu yakalamaktan önce bu kadar suç olmasını engelleyecek düzeneklerin geliştirilmesi, uygulanması olmalı. Tabii bu konuda da Türkiye’yi organize suçların ve para aklamanın geçiş ve birleşme noktası haline getiren iktidarın politikalarında yattığını, bunun da sorumluluğunun bu iktidarın başı ve her şeyi olan Erdoğan olduğunu unutmamak gerekiyor.

 

GÖZLEM – Başta “en üst seviyede yapılan açıklamalara, medyaya verilen ‘takip ve yakalama’ videolarına, zamanlamalar bakımından tereddütlere bakarak” bu konulardan uzman olan asker ve polis emeklilerinin, güvenlik görevleri yapmış olan eski bakanların açıklamalarında yer alan “karanlık noktalar ve tereddütler” için ne diyorsunuz?

K – İstiklal Caddesi’ndeki patlamayı yapan teröristin PYD/YPG tarafından yetiştirilip İstanbul’a gönderildiği İçişleri kaynakları tarafından ifade edildi. Ama ben iktidarın verdiği bilgilerin her zaman gerçeği yansıtmamasından ötürü bu tespit ve açıklamalara şüpheyle yaklaşıyorum. Eğer denilen doğruysa o zaman bu terör eyleminin esas faili, PYD/YPG’yi ve onun eylemcilerini destekleyen ABD’nin olması gerekir. Öte yandan bombalamayı yapan kadın teröristin ve onunla beraber yakalanan 50 kadar şüphelinin büyük çoğunluğunun Suriye uyruklu, tamamının yabancı olması ve yine söz konusu teröristin sözde Türkiye’nin ve Özgür Suriye Ordusu’nun veya onun bileşenlerinden bazılarının kontrolünde olan Afrin ya da İdlib’den gelmiş olması bende azmettirici terör örgütünün hakikaten yakalanan teröristin ifade ettiği veya “ettirildiği” gibi PYD/YPG kökenli mi olduğu, yoksa başka örgüt veya yapılanmalarca mı kullanıldığı konusunda şüphe yaratıyor. Burada Türkiye’nin artık hem Kuzey Suriye’de, hem de onun Türkiye’deki uzantıları içinde çok parçalı terörist yapılanmalara maruz kaldığı ve bu yapılanmaların eylem ideolojilerinin çok da sofistike olmadığı görülüyor. Suriyeli, neredeyse Arap görünümlü bir terörist ve ilişkide olduğu çoğunluğu Suriyeli şüpheliler ağı, eylemin intihar türü olmaması, zamanlaması, PKK’ya yaramayacak olması, bende bu eylemin tipik bir “PKK” eylemi olmadığı izlenimi yaratıyor.

 

GÖZLEM – İçişleri Bakanı Soylu’nun daha ilk saatlerde yaptığı “Arkada ABD’nin olduğu” yolundaki açıklamanın, “bomba olayındaki ‘doğrudan kendisini ve bakanlığını hedef yapacak’ güvenlik zafiyetinin, ‘bambaşka bir konuyu gündem yaparak, konuşulmasını ve tartışılmasını ortadan kaldırmak’ için yapılmış olma” ihtimali var mı?

K – Bakan Soylu bir icracı olarak görevde. Görevi de ülkenin iç güvenliğini sağlamak. Bunu sağlayamadıktan sonra böyle bir çıkışta bulunmasının amacı tabii ki tepkileri kendi üzerinden uzaklaştırmak, kendi görevindeki başarısızlığı örtmek. Belki Erdoğan’ın daha üç gün önce Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nde FETÖ ile ilgili Biden ve ABD’yi “…Ve bu adamı Amerika saklıyor. Kim saklıyor? Biden saklıyor. Pensilvanya’da devasa bir kaşane verdiler, orada bu adam yaşıyor. Bana terörün merkezi neresi diye sorarsanız; işte ben size şu anda bunu söylerim” sözleriyle suçlamasından güç alarak Erdoğan’ın desteğini de elde etmek istedi. Ancak Erdoğan kendisini açıkta bıraktı. Erdoğan yönetim tarzında arada bir “ayar yapmak” için böyle bir “ortada bırakma” yöntemi de var. Soylu durumu iyi analiz edememiş veya böylesi onun işine gelmiş olabilir.

 

GÖZLEM – Soylu’nun bunu yaparken, Endonezya’da ABD Başkanı Biden ile görüşen ve taziyetlerini kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ters düşmesi size neleri düşündürüyor; “Arka planda böyle bir ilişki varsa bile, bunun Cumhurbaşkanı ya da Dışişleri Bakanı tarafından ya da en az onların bilgileri ve onayları dahilinde yapılması” gerekmiyor mu?

K – Aslında eğer bu eylem hakikaten PYD/YPG kökenliyse, PYD/YPG’ye hem eğitim, hem silah desteği veren ABD’nin sorumlu olarak gösterilmesi de olağandır. Ama ABD’ye tepkiyi verecek kişi Türkiye’nin İçişleri’nden sorumlu bakanı olmamalı. ABD’ye tepki verilecekse, bunu ülkenin politikalarını danışmanlarını dinlemekle beraber tek elden, tamamen kendi belirleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vermesi gerekir. Onun da daha üç gün önce Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nde FETÖ ile ilgili Biden’i ve ABD’yi suçlamasına ve G-20 zirvesinde Biden’den F-16’lar ile ilgili zaten Türkiye’nin hakkı olan bir konuda bağlayıcı bir söz bile alamamasına karşın Biden’in taziyesini kabul etmesinden anlaşıldığı üzere ABD’yi hedef alarak bu ekonomik kriz ortamında seçim öncesi başına “dert” almayacağı zaten bellidir. Soylu’nun, Bahçeli’nin de verdiği destekle ama onunla sınırlı olmayacak şekilde hükümette bir ağırlığı olduğu gerçek ama Erdoğan ile iletişiminin çok iyi olmadığı yönünde duyumlar ve bazı göstergeler de var. Belki bu çıkışını iyi hesaplamadıysa bunun da etkisi olabilir. Ancak her şekilde ortada en hafif ifadesiyle “çok ciddiyetsiz” bir devlet yönetimi anlayışı olduğu gerçek.

 

GÖZLEM – Türk Devleti’nin yönetilmesi konusunda tereddütler yaratan bir tablonun hem yurt içinde, hem yurt dışında yaygınlaşmasının bir bedelinin olması gerekmiyor mu; mesela istifa etmek gibi?

K – Türkiye, AKP iktidarında ve bu iktidarın “demokrasi” anlayışı içinde “istifa”nın bir bedel ödeme yöntemi olmadığını, en fazla “görevden affını istemenin ancak Erdoğan’ın izniyle mümkün olduğunu” geçen yıllarda gittikçe artan örneklerinden de anlaşıldığı üzere yaşayarak öğrendi. Erdoğan tüm dikkati ve gücünü iktidarını elde tutmaya yöneltmiş durumda. Eğer iktidarın dengeleri içinde Soylu’yu görevinden almaya karar verirse, “İçişleri Bakanı olarak ülkeyi güvenli tutma işini iyi yapamaması” bunun nedeni olmaz, sadece “gerekçesi” olur. Nedeni; “iktidarı elinde tutma” amacı doğrultusunda bu kararının kendisine daha büyük fayda getireceğini düşünmesidir.

 

GÖZLEM – Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Kadın Öğretmenin sunduğu çiçeği kulağını kaşıyıp almayan ve Sendikaların görüşmek talebine cevap bile vermeyen Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, binin üzerinde üyesi olan 15 sendikayı Anayasa Mahkemesi’ne müracaat etmek zorunda bıraktı. “Milli Eğitim” gibi çok önemli ve anlamlı bir bakanlığın başında olan bir bakanın bu tutumu hakkında görüşünüz?

K – Son dönemde hep konuştuğumuz konu. Erdoğan, yönetimde “akıl, mantık” çerçevesinden uzaklaştıkça, “liyakat yerine sadakat”ı seçtikçe, oluşturmak istediği kutuplaşma iklimi içinde göreve getirmek zorunda kaldığı yöneticilerin niteliği ve kalitesi düşüyor. Ancak bu kendisinin bilinçli bir kararı.

GÖZLEM – 6’lı Masa’nın son toplantısından sonra gelinen nokta konusunda görüşünüz?

K – Zaman 6’lı Masa’nın aleyhine işliyor. Son toplantıda açıkladıkları Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme dönüş haritası ve bununla beraber gelecek toplantılarda kesinleşecek ve açıklanacak ilke ve esaslar bu koalisyonun bir hükümet programı gibi işleyecek. Bu iyi. Ama bu gidiş ağır işliyor ve son açıklanan program bir anayasa değişikliği gerektiriyor. Muhalefet iktidara gelse bile Anayasa değişikliği sağlayabilecek bir çoğunluk elde edebilecek mi? Edemezse B planı ne? Bununla beraber Kılıçdaroğlu’nun son türban çıkışı ve yurtdışı gezilerinin yarattığı “amatörlük ve yetersizlik” algısı, Cumhurbaşkanlığı adaylığının açıklanamamasındaki tereddüt ve yetersiz gerekçelerle birleştiğinde, bir iki ay öncesine kadar kesinlikle muhalefet lehine olan görünümün şimdi yerini “Acaba becerebilecekler mi?” şeklindeki bir algıya bırakmasına neden oluyor. Siyasette zamanlama çok önemli. Pencere kapanıyor.