İslam’ın yüz karası: İran

İslam’ı sadece namaz kılmak, oruç tutmak, içki içmemek, kadınların örtünmesi olarak tarif ettiğimizde veya kabul ettiğimizde İslamiyet’i eksik tanımlamış oluruz. İslamiyet aynı zamanda adalet, kul hakkına saygı (İnsan hakları), güzel ahlaklı olmak, emanetin ehliyet sahibine verilmesi gibi bir dizi kuralları da bünyesinde barındırmaktadır. Adaletin olmadığı, kul hakkına saygının gösterilmediği, ahlaksızlığın hakim olduğu, bir düzenin, yapının İslami bir karakter taşıdığını söylememiz mümkün değildir. Bu nedenle İran, Suudi Arabistan ve Afganistan’daki var olan yönetim şekillerini İslamiyet’le ilişkilendirmek İslam dinine yapılmış en büyük haksızlıktır, iftiradır.

  1. 1979 yılında İran’da Muhammed Rıza Pehlevi’nin devrilmesi ile son bulan monarşiden sonra Ayetullah Humeyni önderliğinde kurulan İran İslam Cumhuriyetinin ne kadar İslami olduğu tartışmalı bir konudur.
  2. Hazreti Ali, “Adalet mülkün temelidir” demektedir. Bu cümle ile anlatılmak istenen, bir devletin ya da düzenin esasının adalet olduğudur. İran’da şahın devrilmesinden günümüze geçen 43 yıllık İran İslam Cumhuriyeti süresinde adalet ayaklar altına alınmıştır. Ahlaki yapı dejenere edilmiştir. (Muta nikahı rezaleti ile)
  • Ayetullah Humeyni tarafından devrim mahkemeleri başkanlığına atanan ve uzun yıllar bu görevde kalan Sadık Halhali, savcı, hakim ve jüri görevini tek başına üstlendiği mahkemede, sadece 1979 yılında tek celsede 2 bin üzerinde idam kararı veriyor. Yaptığı yargılamalarda verdiği idam hükümlerinin 8 bini asılmıştır. Bir kişi müebbet hapis hükmü giymiş, geri kalan herkes idama mahkum olmuştur. İran nüfusuna göre idam sayısında dünyada ilk sırada, idam edilen kişi sayısında Çin’den sonra ikinci sırada yer almış, Birleşmiş Milletler tarafından insan hakları ihlaliyle suçlanmıştır.

-Sadık Halhali 1970-80’de Mehdi Bazargan ve Beni Sadr hükümetinin tek celsede verdiği idam kararlarına itirazı üzerine şöyle demiştir: “Sorun değil, hata yaptıysak cennete giderler.” Bu adalet anlayışının İslam dininin öngördüğü adalet anlayışı ile uzaktan yakından hiçbir benzerliği yoktur.

  • İran İslam Cumhuriyetinde kul hakkına (insan haklarına) hiçbir zaman saygı gösterilmemiştir. İran’da Sünni Müslümanlar baskı altına alınmış, çoğunluk oluşturdukları bölgelerde Sünni imamların Cuma namazı kıldırmalarına izin verilmemiştir. İranlı General Süleymani sadece Suriye ve Irak’ta Sünni inancına sahip binlerce masum sivilin öldürülmesinden sorumludur. Tam anlamı ile Ehl-i Sünnet ve Türk düşmanıdırlar.

3. Şah döneminde Humeyni konuşmalarında, ülkenin medyasının ve siyasi parti kurmanın özgür olması gerektiğini vurgulamıştı. Ancak iktidarı ve gücü ele geçiren Humeyni şahın devrilmesinden sonra yapılan ilk cumhurbaşkanlığı seçimlerini ezici bir çoğunlukla kazanan Beni Sadr için “20 Milyon ona evet dese de ben ona hayır diyorum” (İran’ın o dönemde 34 milyon kişi nüfusu vardı) diyerek görevinden azledilerek, halkın iradesine saygılarının olmadığını göstermiştir.

4. Rusya’dan sonra en büyük ikinci doğalgaz rezervlerine ve petrol kaynaklarına sahip olan İran, bu zenginliklerinin çok büyük bir bölümünü halkın refahı için kullanmıyor. 2021 yılı İran’da kişi başına düşen milli gelir sadece 6 bin dolardır. İran’da devlet, molla, mafyası haline dönüşmüş durumdadır. İki dönem cumhurbaşkanlığı yapan Haşim’i Rafsancani ülkenin en zengin kişisi olmuştur. Ülkenin doğalgaz ve petrol gelirleri dahil olmak üzere tüm zenginliklerinin bir bölümü iktidarı elinde tutan bir avuç molla tarafından yağmalanmaktadır. Bir bölümü ise Suriye, Lübnan, Irak, Yemen’deki iç savaşın finansmanı için ve bu ülkelerde İran’ın yanında yer alan örgütlere destek için aktarılmaktadır. Asırlardır, amansız bir Türk düşmanı; Rum, Ermeni, Rus ve terör destekçidir.

5. Büyük Ayetullah Hüseyin Ali Muntazeri, devrimin başlarında Humeyni’nin veliahdı idi. Ancak devrimden sonra Sadık Halhali ve diğer devrim organlarının cinayet işlercesine idam hükümleri vermesine, kültürel devrime, kadınların örtünmesinin mecburi olmasına, İran-Irak savaşının gereksiz uzatılmasına tepkisini koymuş, sonunda 1600-1800 adet hapis yatan mahkumun, Humeyni’nin emrinde, yargısız idam edilmesine, tepki gösterdikten sonra makamında azledilmiştir. Munteziri azledildikten sonra Humeyni’ye yazdığı mektupta şöyle demiştir: “Hiç biliyor musun ki İslam Cumhuriyeti hapishanelerinde İslam adına işlenen cinayetlerin benzeri eski rejimde görülmemiş? Hiç biliyor musun ki insanlar Devrim muhafızları tarafından soyulup tacize uğradıklarından artık kendilerini emniyette hissetmiyorlar? Hiç biliyor musun ki Devrim muhafızları tarafından soyulan veya tacize uğrayanlar şikayet ettiklerinde yargı veya polis üst makamların korkusundan susuyor ve hiçbir şey yapmıyorlar? Hiç biliyor musun ki hapishanelerde cinayetler işleniyor, işkenceler uygulanıyor ve yargı sistemi buna göz yumuyor?” Bu mektubunun ardından Muntazeri, devrim muhafızları tarafından evinde hapsedilmiştir. Mollaların zulmüne karşı çıkan iman ve vicdan sahibi din adamları ya öldürülmüş ya da susturulmuştur.

6. İran’da halk şah döneminden daha özgür, zengin ve mutlu değildir. Aydınlar ve mali durumu iyi olanlar, yurt dışına kaçmaktadır. (IMF’nin raporuna göre, dünyanın 91 gelişmekte olan ülkesi arasında okumuş gençlerinin göçü, en fazla İran’dan gerçekleşmektedir. 6 milyon İranlı ülkeyi terk etmiştir.)

  • İran’daki rejim, İslami bir örtü ile perdelenmeye çalışılan, içinde adaleti, kul hakkına saygıyı, inanç özgürlüğünü, çoğulculuğu, şeffaflığı ve hesap verebilirliği barındırmayan zalim bir diktatörlüktür. Gelinen noktada son günlerdeki sokak hareketlerinden görüldüğü gibi sözde İran İslam devletinde özellikle gençler arasında İslami duyarlılık ve dini inanışlar azalmaktadır. Günümüzde İran toplumu şah döneminden daha dindar bir yapıya sahip değildir. Fuhuş ve uyuşturucu da zirve yapmıştır. Mollalar ülkeyi sömürmektedir.

7. ABD’deki George Washington Üniversitesi tarafından “İslam ülkeleri ne kadar İslami?” başlıklı bir araştırma sonuçlarına göre, Norveç, Finlandiya gibi ülkeler ilk sırada yer alırken; İran Suudi Arabistan, Türkiye gibi sözde İslam devletleri son sıralarda yer almaktadır.

  • İslami bir sıfatla adlandırılan ancak yapılarında güzel ahlakı, ilmi, liyakati, adaleti, kul hakkına saygıyı (insan hakları), inanç özgürlüğünü, çoğulculuğu, şeffaflığı ve hesap verebilirliği barındırmayan tüm yönetim şekilleri birer diktatörlüktür. İran, Suudi Arabistan ve Afganistan örneğinden görüleceği gibi İslam dinine ve İslami değerlere en büyük zararı bunlar vermektedir.
  • İran meclisinin 15 bin tutuklunun idamına karar vermesi, tam anlamı ile vahşettir.