Hep toplantı, hep toplantı!

Her sene yıl biterken, “dünya liderleri” endamlarını sergilemek üzere bir araya geliyorlar. Mutlaka “münasip” bahaneler bulup, G’ler, COP’lar, UN’ler, EU’ler ve türevlerini üretip, “çalışıyormuş” gibi görünmeyi beceriyorlar.

Zaten politikacı olmakta, “mış” gibi görünmeyi becermek değil mi? Neyse! Kurumsal hayatı bilenlere bu satırlar daha tanıdık gelecektir; toplantı yaparak iş üretmek yerine, ürettiğin işlerle ilgili toplantı yapmak arasında önemli farklar var. Hatta ve hatta, önce fikri, sonra işi üretip, sonuçlandırmak, sonucunu raporlayıp, ortaya çıkan iş çıktılarıyla ilgili kimden ne beklendiğini belirtip, iş takip etmek, ürettiğin işin verimliliği ve etkinliğini sağlamak ise bir hayli profesyonel zeka ve kabiliyet gerektirir.

Böyle iş yapmak yerine, “herkes ne söyleyecek bakalım, bi toplanalım da, dinleyelim” yöntemiyle ha bire toplanmak ise verimlilikten çok, zaman ve kaynak sarfiyatı anlamına geliyor. Ülkelerin liderleri, kabineleri, müsteşarları, uzmanları, müfettişleri, denetçileri vb. bir dünya profesyonelin iş gücü, zamanı ve devletlerin bütçesi, bu “toplantılar” nedeniyle heba olmuyor mu? Bence oluyor!

Yapılacak iş belli! Ekonomiyi düzelt, savaşı durdur, sosyal adaleti sağla, eğitimi geliştir, sağlığı koru!

İşler belli iken, her ülke önce kendi işine baksa da, başkasının işine karışmadan kendini düzeltse, sonra sadece “yardıma ihtiyacı olan” ülkelere destek verse, ne olur? Neden birbirinizin işlerine burnunuzu sokuyorsunuz? Bu toplantıları bunun için mi yapıyorsunuz?

Ben Başbakan olsam, tamamen ülkemin işlerini yapmaya odaklanır, etliye sütlüye karışmadan, benden yardım isteyen olursa yardımcı olmaya çalışır, boş toplantılarla ülkenin de, kendimin de zamanını harcamam. Spor ve sanat olaylarını destekler, canlı tutar, ülkeler arası kültür alışverişi olarak görerek, o alanı büyütürüm ama oturup çalışmam gereken zamanı, ülke ülke, toplantı toplantı gezerek harcamam.

Nitekim, bu tavrı gösteren Rishi Sunak, bazı çevreler tarafından çok eleştirildi ve mecburen ülke ülke gezerek toplantılara katıldı, G7, COP27 ve G20 gibi…

Günün sonunda, “gövde gösterisi” için yapılan bu toplantıların ömrü doldu ve artık “dişe dokunur, işe yarayan” yeni aksiyonlarla yer değiştirmesi zorunluluğu apaçık kendini gösterdi.

Yeni nesil Başbakanlar kategorisinde bu eğilim öne çıkıyor. Örneğin  G20 zirvesi için bir araya  gelen ülke liderleri arasından sadece ikisi bu eğilime örnek gösterilebilecek bir hareket yaptılar.  İki lider, Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’yi telefonla arayıp, görüşmenin video kaydını sosyal mecralardan yayınladılar. Bu iki Başbakan, yaşları 40-45 arası olan, Yeni Nesil Başbakan’lardı. Hangi ülkenin mi? Biri Birleşik Krallık Başbakanı, diğeri de Kanada Başbakanı idi. Sosyal mecralarda milyonlarca beğeni alan bu paylaşım G20 zirvesinden geriye kalan olumlu ve yaratıcı paylaşımlardan biriydi, belki de tekti.

O toplantılardan, “sokaktaki adamın” işine yarayacak, “waow” dedirtecek hiçbir sonuç çıkmıyor, bunu kabul etmek lazım! Aksine, halktan alınan vergilerle yaratılan kaynaklar, halkın onayı var mı sorulmadan kullanılıyor. Eğer “patron” halk ise, ben, benim paramla o toplantılara gidilip bu paraların harcanmasını onaylamıyorum. Eğer ben patronsam, yaşadığım ülkenin yönetimlerinin benden aldıkları vergilerle bana ne kadar iyi hizmet ve imkân yarattıklarına bakıyorum. Lüks makam arabaları, araç konvoyları, şatafatlı balo salonları, bin çeşit dolu ziyafet masaları gibi “gereksiz” harcamalara para harcanmasını istemiyorum.

Birleşik Krallık hükümetleri bu konularda halkın tepkisini bir hayli önemsiyor ve buna göre pozisyon alıyorlar da, Türkiye ve aynı kategorideki bazı ülkeler için daha “kırk fırın” diyorum.

Halk bu fütursuz harcamalara ne kadar ses çıkarırsa, hükümetler o kadar geri adım atıyor, bunu Güzel Ülkem Türkiye’deki kalbi masum, aklı saf, gözü bağlı kesime nasıl anlatmak lazım, bilmiyorum ancak “toplantı, toplantı” gezilerek ortaya doğru düzgün iş çıkarılamadığını da görüyorum. Benim gibi gören gözlerin artması dileğiyle.