Enflasyon kendiliğinden düşmez can acıtıcı bir süreç yaşanacak

  1. SORU: Türkiye’de enflasyonla nasıl mücadele edilmeli? Bıçak sırtı böyle bir durumda işe nereden başlanmalı?

Enflasyon ülkemizin kronik sorunudur. Bugün yapıldığı gibi enflasyon ne olursa olsun deyip makroekonomik sorunların çözümü mümkün değil. Ekonominin makro dengesi için fiyat ve finansal istikrar gerekir. Enflasyon başlıca iki çeşit oluşur. Talep enflasyonu, maliyet enflasyonu. Eğer toplam talep toplam arzdan fazlaysa fiyatlar genel seviyesi artar. Buna talep enflasyonu diyoruz. Girdi maliyetlerinin artması sonucu yaşanan enflasyon ise maliyet enflasyonudur. Kur artışı veya uluslararası piyasadaki emtia fiyatlarına ilişkin ithal girdi fiyatlarının artışı nedenleriyle oluşan enflasyon buna örnektir. Merkez Bankasının enflasyonla mücadele için sıkı para politikası uygulaması gerekir. Bu da faiz oranının yüksek olması anlamına gelir. Böylelikle tüketim ve yatırım harcamaları azalır, tasarruflar artar. Talebin kontrolüyle enflasyon beklentileri düşer. Türk Lirasının değer kazanması sonucu ithal girdi fiyatları da düşer. Sadece Merkez Bankasının “para politikası” enflasyonla mücadele için yeterli değildir. Ayrıca sıkı maliye politikalarını da gerektirir. Sıkı maliye politikaları da vergilerin artırılmaları, kamu harcamalarımızın azaltılması veya her ikisinin birlikte uygulanmasıdır. Enflasyonla mücadelede başarılı olunabilmesi için her iki politikanın da birbiriyle uyumlu olması gerekir.

Bugün yaşanan enflasyon hem talep kaynaklı (gevşek para politikası, negatif reel faiz) hem de maliyet (kur artışı, enerji, emtia ve gıda fiyatlarının uluslararası piyasalarda yüksek artışı gibi) kaynaklıdır. Para politikasını etkisizleştirdiğimizden enflasyon dinamikleri aşırı bozuldu. Atalet kırılamıyor. Ortalama enflasyonlar son dört yıldır sürekli yükseliyor. Ücret-fiyat sarmalı enflasyonu daha da büyütüyor. Bugün enflasyonu önemsemeyen sadece büyümeye odaklı bir ekonomi politikası uygulanıyor. Merkez Bankası hedeflediği enflasyonları uzunca bir süredir gerçekleştiremediği gibi sürekli yukarı yönlü revizyonlara tabi tutuyor. Bu tür büyüme de istenilen sonuçları yaratmıyor. Ör: İstihdamda radikal sonuçlar alınamıyor. Her beş gencimizden biri işsiz. Aşırı yüksek negatif reel faiz uygulamasıyla Türk Lirası değersizleştiğinden dolarizasyon oranı kur korumalı hesaplarla birlikte yüzde 70’leri geçti. Risk primimiz ise 600’lerin üzerinde. Kendi skalamızdaki ülkelerden negatif ayrıştık. TÜFE’de üç haneye doğru gidiş var. Yüzde 85’leri geçtik. Son 24 yılın rekoru, çekirdek enflasyon yüzde 70’lere oturdu. ÜFE’de ise uzun süredir üç haneliyiz. ÜFE-TÜFE farkı yüzde 70’leri geçti. Bu büyük fark TÜFE’ye aynı oranda olmasa bile yansıyacak. Dünyada enflasyonu en yüksek ülkelerin başlarında geliyoruz. Bu ortamda “sürdürülebilir büyüme” sağlamamız zor.

Bıçak sırtı durumda işe nereden başlanmalı. Enflasyonla mücadelede enflasyonist bekleyişlerin kırılması gerekir. Bunun için de “güven” in yeniden tesisi önem taşıyor. Beklentileri olumlamaya çevirerek fiyatlamaları rasyonelleştirmeliyiz. Topyekûn kendi içinde tutarlı ve uyumlu bir ekonomik programa ihtiyaç var. Ekonomik paydaşların bu konuda uzlaşı ve güveni gerekmekte. Her şeyin başında evrensel standartlarda hukuk ve demokrasi ortamı yaratmadan kalıcı başarı da sağlanamaz. Piyasada tekrar “güven” ortamının sağlanabilmesi için yukarıda saydıklarım, siyasi ve iktisadi istikrar, öngörülebilirlik, rasyonel beklenti ve fiyatlamaların yanında mutlaka içsel tutarlılığı olan birbiriyle uyumlu para ve maliye politikalarını içeren, evrensel ekonomi kurallarına uygun, deneme, sınama, yanılmayı esas almayan,  döviz gelir-gider dengesini, makul borçlanma politikaları ile katma değeri yüksek üretim yapılmasını öngören bir “ekonomik program”a şiddetle ihtiyaç var. Sadece programın yapılması yetmez. Toplumdaki tüm kesimlerin bu programa desteklerinin ve uzlaşısının başarı şansını arttıracağını bilmemiz gerekir.

 

  1. SORU: İş bu noktadayken enflasyonla mücadele kısa sürede sonuç verir mi. Şu anda bu mücadele başlatılsa önümüzde düzelme yönünde nasıl bir süreç söz konusu olur?

Enflasyonla mücadele uzun soluklu bir mücadele. Ekonomi politikası unsurlarının birbiriyle uyumlu, tutarlı ve çelişkili olmaması gerekiyor. Enflasyonist bekleyişleri ve fiyatlama davranışlarını düzeltmeye başlasak bile kısa sürede tek haneye indirmek mümkün olmasa da fiyat artışı hızını azaltmamız mümkün. Evrensel ekonomi biliminin ilkelerine uygun hareket edersek kısa sürede önemli mesafeler alabiliriz. Önümüzdeki süreçte seçimlerin olması bu mücadelenin seçim sonrasına ertelendiğini gösteriyor. Enflasyonla mücadelenin ilk ayağında kuşkusuz sıkıntılı bir süreç olacak. Büyüme oranı potansiyele doğru gelecek. Kamu harcamaları azalacak. Hane halkı talebi öncelikle düşecek. Ancak buna rağmen dezenflasyon politikasına devam etmek gerekir. Zira Türk Lirasını tekrar değerli hale getirmeden, dolarizasyonu azaltmadan, döviz kurlarında istikrar sağlanması kolay değil. Zira net rezervlerimiz negatif. 2018-2021 yılları arasındaki dönemde rezervlerimizi yanlış politikalarla negatif seviyeye indirdik.

Enflasyon kendiliğinden düşmez. Can acıtıcı bir süreç yaşanacak. Merkez Bankamızı tekrar fonksiyonel bağımsız hale getirir kredibilite yaratabilirsek, beklentileri yönetmek mümkün olabilir. Enflasyonu önlemek için geçici olarak bir bedel ödenecek. Ancak bu bedel, yüksek enflasyonun yarattığı ve bundan sonra yaratacağı bedelden kesinlikle düşük olacaktır. Bu nedenle tüm dünya resesyon endişelerine rağmen sıkı para politikalarından vazgeçmiyor.

 

  1. SORU: Mevcut iktidar enflasyonla mücadele ediyor mu?

Kesinlikle mücadele etmiyor. Zira uygulanan yüksek negatif reel faiz politikası ile TL’den kaçınmaya sebep olunmuş, TL son 1 yılda yüzde 100’ler civarında değer kaybetmiş, beklentiler ve fiyatlama davranışları bozulmuş durumda. Yılsonunda baz etkisiyle bir miktar düşecek olsa bile yeni açıklanan orta vadeli planda ve TCMB’nin son enflasyon raporunda yılsonu resmi enflasyon hedefi yüzde 65’lerde. Akran ülkelerde (Arjantin, Meksika, Peru, Hindistan, Şili, Kolombiya, Filipinler, Macaristan) arasında en yüksek cari açığa sahip. Negatif reel faiz politikasından bu yana para arzı sürekli artıyor. Artış tek yönlü. Bu nedenle döviz kurlarında düşüş yaratılamıyor. Ancak kur korumalı hesaplarla bir seviyede geçici olarak stabil tutulabiliyor. Fiyat kontrolleri, tanzim satışlar yollarıyla enflasyonla mücadelede mesafe almak mümkün değil. Bütçe açığı, dış ticaret açığı ve cari açıklar turizm geliri artışına rağmen rekor üstüne rekor kırıyor. İkiz açıklar; (Bütçe ve cari açık) ve seçim yaklaştıkça sinyalleri gelen popülist politikalar sürecinde enflasyonla mücadeleden söz etmek mümkün değil. Seçim sonrası hangi iktidar gelirse gelsin önceliği “fiyat istikrarı” olacak.

 

  1. SORU: İktidar bu enflasyonu ekonomik büyümeyle açıklıyor. Enflasyonla mücadele ekonomik büyümeden vazgeçilmesi anlamına mı geliyor?

Türkiye rekabetçi kur ile cari açığın kapatılması amacıyla ihracatın artırılması ve böylelikle döviz dengesinin sağlanacağını amaçlıyor. Ucuz emeğe dayanan bu politika sonucu hem cari açık kapatılmamış, hem geniş kitlelerin gelir ve servetleri azaltılarak refah kayıplarına neden olunduğu gibi enflasyonun patlamasıyla başbaşa kalınmıştır. Bugün geniş kitlelerin hissettiği enflasyon TÜİK’in ilan ettiği yüzde 85’lik enflasyondan çok daha yüksek. ENAG ve İTO enflasyon oranları bu gerçeği ifade ediyor. Enflasyonla mücadele büyümeden vazgeçilmesi anlamına gelmediği gibi aksine sürdürülebilir büyüme için vazgeçilmez koşulun fiyat istikrarı olduğunu ortaya koyar. Nitekim son yıllarda büyümede istikrar kazanamayışımızın nedeni de fiyat ve finansal istikrarda sürekliliğin sağlanamaması. Rekabetçi kur politikası başarıya ulaşamamış, halkın büyük bir bölümünü yoksulluk ve yoksunluğa yöneltmiştir. Ucuz emekle rekabetin kalıcılığı günümüz dünyasında geçerliliğini yitirmiştir. Rekabetin asıl itici gücü verimlilik ve katma değeri yüksek üretim ve teknolojiye ağırlık vermeden geçiyor. Hükümetin 2002-2007 döneminde ekonomik başarısının altında yatan o dönemdeki fiyat istikrarı sürecinin kalıcılığından, Avrupa Birliği çıpasından ve demokratikleşme ve hukuki ortamın bugüne göre görece daha uygun ortamının bulunmasındandır. Bu dönemde hem enflasyon makul seviyelerde kalmış hem de büyüme potansiyelin üzerine çıkarılabilmiştir. O dönemde yapılan tek hata borçlanılan kaynakların sanayiye, yüksek teknolojili yatırımlar yerine beton ve inşaata gömülmesidir.

 

  1. SORU: Seçime yaklaşıyoruz. 6’lı masa da enflasyon önlemleri üzerinde çalışıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Altılı masanın kurumsal reform komisyonunun hazırlamış olduğu raporda; ilk işin ekonomide hasar tespiti olduğu, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e tekrar işlevlik kazandırılacağı, Merkez Bankasının kurumsal yapısının güçlendirileceği ve bağımsızlığının teminat altına alınmasına karar verildiği açıklandı. Aynı raporda enflasyon konusunda “kalıcı olarak düşük tek haneli değerlere indirilmesi için TCMB enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulanacağı” vurgulandıktan sonra Merkez Bankasına fiyat ve finansal istikrar dışında görev yüklenmeyeceği belirtildi.  Altılı masanın içinde yer alan İyi Parti ve Deva Partisi’nce hazırlanan ekonomi programları varsa da şunu belirtmekte yarar var. Seçim sonrası ister mevcut iktidar devam etsin, isterse muhalefet iktidara gelsin enflasyonu kontrol altına alacak, fiyat istikrarını kalıcı olarak hedefleyecek bir sıkı para politikasına dayalı bir program uygulama zorunluluğu var. Bu dönemde ayrıca küresel enflasyon ve resesyon tehlikesi ihracatımız açısından da endişeli bir durum yaratacak. Dolayısıyla hane halklarının geçimi zorlaşacak, yeni vergi veya zamlarla, daha düşük gelir artışlarıyla zor bir dönem söz konusu olacağından hiçbir siyasi parti bu konuda uygulayacağı yöntemleri somut olarak açıklayamıyor. Küresel enflasyonla mücadele sonrası resesyon ihtimalleri de global olarak ülkemizi etkileyeceğinden seçim sonrası ülkemizi zor günler bekliyor.

* Bu yazı ESİAD Yaşam Dergisi 29. sayısından alınmıştır.