Kader ve depremlerden korunmak

Kader insanın iradesinin dışında gelişir. Deprem onun iradesi dışındadır. Ancak deprem zararlarına karşı önlem almak onun iradesi içindedir. 

31 Ekim 2022 tarihinde “İzmir Deprem Çalıştayı” 9 Eylül Üniversitesi deprem araştırma ve uygulama merkezi organizasyonunda yapıldı. Çalıştaya İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu ve Dokuz Eylül Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Nüket Hotar’ın katılacağı duyurulmuştu. Kendileri katılmadılar. Yoğun işleri içinde katılmalarını beklemiyordum. Çalıştay sonuçlarının iletilmesi için yardımcılarını görevlendirmiş olmaları isabetliydi. Önemli olan çalıştay da ulaşılan sonuçların devlet kademelerine iletilmesi ve gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Yoksa çalıştaylar yapıldığı gibi kalıyor. Büyük emeklerle organize edilen, alanında uzman bilim insanlarının katıldığı bu etkinlikler topluma artı bir değer olarak geri dönmüyor.

Bu çalıştayda Prof. Dr. Hasan SÖZBİLİR tarafından 200 yıldır uyuyan Tuzla fayı ve onun bağlı olduğu fayların hareket edebileceği belirtilmişti. Nitekim bu 4 gün sonra doğru çıktı. Buca depremi 4 Kasım 2022 sabaha karşı saat 03.29 da 4.9 şiddetinde İzmirlileri uyandırdı. Dilerim İstanbul için yetkilileri de uyandırır. Bu gelişme bir kez daha bilimsel yaklaşımların önemini ortaya koydu. Yöneticilere bilimsel verilerin ışığında tedbirler alınması gerekliliğini hatırlattı.

Jeoloji mühendisliğinin görevi diğer mühendislikler de olduğu gibi insanoğlunun daha güvenli ve daha konforlu yaşayabilmesi için gerekli hizmeti üretmektir.

Bu bağlamda yer kabuğunun incelenmesi ve aktif fayların belirlenmesi, bu fayların hareket periyotlarının ortaya konulması, zemin özelliklerinin belirlenmesi için jeoloji mühendisleri çalışmalar yapmaktadır. Bu konuda jeofizik mühendisliği çalışmalarından da yararlanmaktadır: Bu çalışmalarda amaç insanları ve onların mallarını güvenli alanlarda tutabilmektir.

Son zamanlarda sık sık vurguluyoruz “Deprem öldürmez bina öldürür”. Jeoloji mühendisi depremin olacağı yerleri ve güvenli bölgelerin zemin özelliklerini belirler. Bu bilgileri devlet kurum ve kuruluşları ve kamuoyuyla paylaşır. İnşaat mühendisi belirlenmiş olan bu zemin özelliklerine uygun depreme dayanıklı binaların yapılması ve insanların bu binalarda güven içerisinde yaşaması için gayret sarf eder. Mimarlar da binaların insanlara konforlu hizmet verebilmesi için tasarımlar üretirler.

Diğer gelişmiş ülkelerde daha şiddetli depremlerde ölüm ve yaralanmalar az sayıda olurken neden bizim ülkemizde çok can ve mal kaybı oluyor. Biz nerelerde yanlışlar yapıyoruz.

Deprem çalıştayında da belirttiğim gibi önemli bazı noktalarda eksiklerimiz var:

Yapı denetim şirketleri ticaret kanuna göre yaptıkları işlerle oranlarsak çok küçük sermayelerle kurulmaktadır. Sorumlulukları devam etse de şirketlerini kapatıp faaliyetlerini sonlandırabilmektedir. Bu şirketlerin mali ve idari sorumlulukları yanı sıra faaliyetlerini sonlandırma esasları da gözden geçirilmelidir. Milyonlarca hatta milyar TL değerindeki binalar için denetim yapan sınırlı kuruluş sermayesi olan bir yapı denetim şirketi nasıl sorumluluk taşıyabilir? Yapmış olduğu hizmet sağlıklı değilse bu binaları satın alan kişiler, hizmet alan müteahhitler bu şirketlere karşı nasıl bir takip kararı çıkarttırabilir? Bunun çözümü yapı denetim şirketlerinin idari ve mali sorumluluklarını ileri yıllara taşıyacak mevzuat yaratılmasıdır. Bu şirketler sigorta ve reasürans şirketleri ile yapacakları anlaşmalarla denetimleri ile ilgili güvenilirliklerini belgelemeleri gerekir.

Diğer bir konu imar planlarında dikkate alınan kent jeolojileri bulgularına uyulmasıdır. Yerleşim alanlarının jeolojik ve zemin özelliklerinin belirlenmesi, bunların imar planlarını yeterli incelemeler yapılmadan rant elde edilmesine yönelik değiştirilmesine izin verilmemelidir. İmar planları tek elden götürülmesi önem arz etmektedir. Bu yerel yönetimlerle merkezi yönetimlerin de karşı karşıya kalmasını önleyecektir.

Geçmişteki atalarımıza baktığımızda; binalarını daima yamaçlarda yaptıklarını, ova ve verimli toprakları tarım için koruduklarını görürüz. Bunun nedeni hem sağlam temellere sahip yamaçlarda yer alan ve kayalık bölgelere evlerini inşa etmeleri hem de tarım alanlarını gelir kaynağı olarak kullanmalarıdır. Maalesef ovalarımız hızla konut ve sanayi alanlarına açılmaktadır. Bu konuda gerekçe ovalarda yolların ve altı yapı hizmetlerinin daha ucuz, daha kolaylıkla tesis edilebilmesidir. Gerçekten kayalık bölgelerde bu hizmetleri üretmek daha maliyetlidir. Unutulmamalıdır bu alanlarda temel maliyetleri daha yüksektir. Deprem sonrası ödenen maliyetler hem insan kaybı hem binaların yıkılması altyapı hizmetlerinin yapılmasından çok daha maliyetli olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaybettiğimiz tarım ürünlerine dayalı milli servette küçümsenmeyecek boyutlardadır.

Bu nedenlerle kadere karşı insan iradesi depremden mallarımızı ve canlarımızı koruması yanı sıra tarım arazilerimizi de koruyarak kendimize yetecek ihracatımızı geliştirecek faaliyetlere imkân sağlamalıdır.