1800 yıllık yazıtın ‘sırrı’ ortaya çıktı

Manisa’da 2 bin 700 yıllık geçmişe sahip Aigai Antik Kenti’nde, kazılarda bulunan 1800 yıllık 3 parça mermer yazıtın sırrı çözüldü. Birleştirilerek tercümesi yapılan mermerde, Aigaililerin Roma İmparatoru’na gönderdiği ‘Fortunatus’ isimli elçi aracıyla keçi derisinden alınan vergilerin her gelen toplayıcı tarafından farklı alınmasıyla ilgili şikayetini bildirdiği ortaya çıktı.

Yunusemre ilçesine bağlı Köseler Mahallesi sınırlarındaki tarihi 2 bin 700 yıllık geçmişe dayanan Aigai Antik Kenti’nde devam eden kazılar sürerken, kazılarda ele geçirilen eserlerin tarihe ışık tutması amacıyla, eserler üzerindeki çalışmalar da sürüyor.

KURALA UYMAYANLARA CEZA

Kentte 2004 yılında başlayan kazı çalışmalarının ertesi yılında meclis binasında bulunan 3 parça mermer birleştirilerek tercümesi yapıldı. Detaylı olarak ele alınarak deşifresi yapılan yazıtın sırrı ortaya çıktı.

Yazıtta, Aigai halkının Roma imparatoruna ‘Fortunatus’ isimli elçiyi göndererek, keçi derisinden alınan vergilerin her gelen toplayıcı tarafından farklı alınmasıyla ilgili şikayetini bildirip, bu durumun çözüme kavuşmasını talep ettiği belirtilirken, Aigai halkının şikayet ve talebini dikkate alan Roma İmparatoru’nun ise keçi derisinden alınan vergileri 6’da 1 oranında sabitlediğini ve bu kurala uymayanların cezalandırılması için talimat verdiği çözümlendi.

DEŞİFRESİ YAPILDI’

Aigai Antik Kenti’nde süren kazılara başkanlık eden Manisa Celal Bayar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Sezgin, yazıtın kentin ekonomisinin keçi ve keçi derisi üzerine olduğunun kanıtlanması açısından önemine dikkati çekti.

Doç. Dr. Sezgin, “Aigai’de ilk kazı çalışmaları 2004 yılında başladı. Kazı çalışmalarının başladığı meclis binasında ertesi yıl bir yazıta ait 3 mermer parça ele geçti. Prof. Dr. Hasan Malay tarafından yazıt üzerinde kısmen çalışılmıştı ve tercümesi yapılmıştı. Fakat geçen yıl hocamızı kaybettik. Son dönemde yazıt üzerinde detaylı araştırma yaparak, deşifresi yapıldı. Bu yazıt çok değerli, özellikle de mecliste bulunması zaten kıymetini ortaya koyuyor. Yazıt kentin ekonomisinin temelinin keçi ve keçi derisi üzerine oluştuğunu kesinleştiriyor” dedi.

‘İMPARATORA ELÇİ GÖNDERİLMESİ

Doç. Dr. Sezgin, “Yazıtta, ‘Fortunatus’ adındaki Aigaili bir elçi Roma’da imparatorun sarayına gönderiliyor. Burası çok önemli. Roma döneminde imparatora elçi göndermek çok kolay bir şey değil. Her istediğinizde imparatora elçi gönderemiyorsunuz. Fortunatus, imparatora Aigaililerin şikayetini iletiyor. Roma döneminde Romalılar Anadolu’nun farklı bölgelerine gelerek vergi topluyorlar. Aigai’de keçi derisinden alınan vergiler, her gelen vergi toplayıcı tarafından farklı toplanmış, bunun çözümlenmesi açısından imparatora gidiyor. İmparator da bundan sonra keçi derisinden alınan vergileri 6’da 1 oranında sabitliyor ve bu kurala uymayanların cezalandırılacağını belirtiyor” diye konuştu.

‘BİLİM DÜNYASINA SUNULDU’

Doç. Dr. Sezgin, şöyle devam etti:

“Aigai’nin kelime anlamı keçi. Bulunduğu coğrafyada keçi yetiştiriciliğine uygun bir coğrafya. İlk defa elimizde bir yazıtla bunu söyleyebilecek bir duruma geldik. Bin 800 yıl önce yazılmış bir yazıt ve meclise konmuş. Kentin en önemli konularından biri olsa gerek. Roma imparatorlarının topladığı vergi belirlenmesi ve sabitlenmesidir. Yazıt sayesinde kentin keçi derisi ile olan ilişkisi, kentin ekonomisinin keçi derisi üzerinden yürütüldüğü teorilerimizi doğruladı. O açıdan bilim dünyasına yeni sunduğumuz önemli bir yazıt.”

İzmir Şehir Tiyatrosu “Perde” dedi

İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yeni sezonu yenilenen İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde açtı. Açılışta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer sanatı savunmanın özgürlüğü savunmak olduğunu belirterek, “Tüm baskılara karşı özgürlüğümüzü sanatla savunacağız. İzmir’e sözümüz var. Bu sahnede oyun hiç bitmeyecek” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi İsmet İnönü Sanat Merkezi yeniden kapılarını açtı. Tiyatro oyunları, konserler ve konferansların yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın (İzBBŞT) oyunlarına ev sahipliği yapacak İsmet İnönü Sanat Merkezi’nin açılış gecesinde İzBBŞT oyuncularının gösterileri büyük beğeni topladı.

İsmet İnönü Sanat Merkezi’nin ve Şehir Tiyatroları’nın ikinci sezonunun kente hayırlı olmasını dileyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Şehir Tiyatrolarımız bu sene altısı yeni olmak üzere 10 oyunla karşınıza çıkacak. Sanatın özünde tekliğe karşı çokluğu savunmak vardır. Bugün sanat baskı altında. Sanatı savunmak özgürlüğü savunmaktır. Tüm baskılara karşı özgürlüğümüzü sanatla savunmaya çalışacağız. Ülkelerin baş döndürücü hırs yerine sakinliğe ihtiyacı var. Neşemizi ve mücadele gücünü artıran sanat ise bunun yegane yolu. Zorlukları el birliğiyle aştık. Tüm sanatçılarımıza teşekkür ederim. Bir işi yapmanın bir, yapmamanın bin sebebi vardır. Yapmak için tek sebebimiz vardı o da inancımız. Bunu el birliğiyle başardık. İzmir’e bir sözümüz var; bu sahnede oyun hiç bitmeyecek” dedi.

“Cesur bir başkan bu adımı attı”

İsmet İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker’in kızı siyasetçi Gülsün Bilgehan ise konuşmasında İsmet İnönü’nün hatıralarını kendi yazdığı notlardan okudu. Bilgehen şunları söyledi: “İzmir doğumlu bir dedenin, yüz yıl önceki batı cephesi kahramanının torunu olarak aranızda bulunmaktan onur duyuyorum. Biliyorum ki burada bulunan herkes İnönü’nün, Atatürk’ün torunu.

İsmet İnönü 24 Eylül 1884 de doğuyor. Doğduğu ev dayısının evi.  Şu an Konak’ta müze haline getirildi. Gezmenizi, görmenizi tavsiye ederim. Sizleri dinlerken İzmir’in şehir tiyatrolarına 70 yıl sonra kavuşmasına çok şaşırdım ancak Tunç Başkan gibi cesur bir başkan bu adımı attı ve İzmir’i şehir tiyatrolarına kavuşturdu. Cesur insanların yaşadığı İzmir’deyiz. Sizler gibi cesur seyirciler ve sanatçılar oldukça da Atatürk’ün başlayıp da bitiremediği her şeyi siz başaracaksınız. Tunç Soyer iyi ki varsınız, yanınızdayız, hiç merak etmeyin.”

Erten: “Tunç Soyer tiyatro tarihine yeni bir sayfa ekledi”

İsmet İnönü Sanat Merkezi’nin ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün anısını yaşatan bir sanat merkezi olduğunu hatırlatan İzBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Yücel Erten ise  “Bu merkez yapısal ve işlevsel olarak yeni bir hayata adım atıyor. Yeniden düzenlemeler sonucu, gencecik bir sanat kurumunun, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın ana sahnesi ve karargâhı oluyor. Ülkemizde süre giden bir karşı devrim hareketinin paralelinde, bilime ve sanata karşı bir topyekûn savaş açıldığı izlenimi, adım adım keskinleşiyor. Sanat alanları ile kurumlarının yüz yüze kaldığı ihmâl, küçümseme, umursamazlık, baskı ve hattâ yıkımcılık girişimleri, toplumun ruh zenginliğini kısırlaştırıyor. Bir çeşit çölleştirmeye doğru giden bu genel aymazlık ve acımasızlık karşısında; Sayın Başkan Tunç Soyer’in, İzmir’de Şehir Tiyatrolarının kuruluşu için gösterdiği kararlılık, direnç ve özene, bir kere daha teşekkür edeceğim. Sayın Başkan, güzel İzmir’in sanat hayatına ektiği bu atalık tohumla, sadece İzmir’in sanat tarihindeki 70 yıllık bir sancıya son vermemiş; aynı zamanda yurdumuzun tiyatro tarihine yeni bir sayfa eklemiştir” diye konuştu.

Çocuklar gibi sevinçliyiz

Şehir Tiyatroları’nın perdelerini açtığı 365 günün sonunda 365 koltuğu olan bu güzel salona kavuştuğuna dikkat çeken Erten, konuşmasını şöyle tamamladı: “Çatısından sahnesine, salonundan kulisine, havalandırmasından ışık ve ses düzenine kadar yeniden düzenlenmiş; oyun izlemeye uygun sahnemizde; hayatımızın yeni bir dönemine girmekten çok mutlu ve heyecanlıyız.”

Başkan Soyer, barışın ve ölümsüzlüğün simgesi zeytin fidanını Gülsün Bilgehan ve Yücel Erten’e hediye etti.

6’sı yeni 10 oyunla seyirci karşısında

“Sahne bizim tiyatro sizin” sloganıyla bu yıl 6’sı yeni 10 oyunla seyirciyle buluşacak olan İzBBŞT, oyunlarını en yeni akustik, ses, ışık, görüntü ve sahne mekaniği sistemleriyle donatılan Kültürpark’taki İzmir Şehir Tiyatroları İsmet İnönü Sahnesi’nde oynayacak. Şehir Tiyatrolarının yeni sezonu geçtiğimiz yıl sahnelenmeye başlanan “Azizname”, “Mor Şalvar’, “Bir Felaket Kutlaması Tavşan Tavşanoğlu” ve “Robinson Dans Öğreniyor” oyunlarıyla açılacak. Sezonun ilk yeni oyunu ise “Benim Naçiz Vücudum” olacak. Yücel Erten’in yazıp yönettiği, Atatürk’e karşı yapılmaya çalışılan İzmir suikastını konu alan “Benim Naçiz Vücudum”, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümü 10 Kasım’da seyirciyle buluşacak. Yeni oyunlarla birlikte İzBBŞT’nın repertuvarında 10 oyun yer alacak.

Salonda neler yapıldı?

Tadilat, bakım ve onarım çalışmaları 4 milyon 765 bin liraya mal oldu. Yenileme çalışmaları 6 ay sürdü. İzmir Büyükşehir Belediyesi Yapı İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında tiyatro sahnesinde perde açıklığı ve yüksekliği arttırılarak sahnede ışık ve ses mekanik sistem hayata geçirildi. Havalandırma sistemi ve seyirci oturma alanları yenilendi. Sahne zemininde akustiği sağlamak için doğal ahşap malzeme döşendi. Seyirci yan ve arka duvarlarında komple salonu saran akustik ahşap paneller kullanıldı. Akustik asma tavan uygulaması yapıldı.  Akustik taş yünü paneller döşendi. Ses ve ışık odasının içine akustik kaplama yapıldı. Fuaye zemini ve dış doğramalar yenilendi. Sahne kapıları da akustik özelliğe kavuştu.

Ünlü besteci Reşat Aysu unutulmadı

İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılı Bornova’da çeşitli etkinliklerle kutlandı. 8 Eylül’deki kortej yürüyüşü ve konserin ardından, 9 Eylül’de iki ayrı tören düzenlendi. İlk tören Ege Üniversitesi Hastanesi önündeki 9 Eylül Şehitliği’nde yapıldı. Anıt’a Kaymakamlık, Garnizon ve Bornova Belediyesi çelenkleri konuldu. İkinci tören ise İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunda anlamlı bir yeri olan Belkahve’de gerçekleşti. Ata Anı Evi önündeki törene; Bornova Belediye Başkanı Dr. Mustafa İduğ, Bornova Kaymakamı Fatih Genel, Bornova 57. Topçu Tugayı Kurmay Başkanı Kıdemli Albay Yıldırım Pektaş ve bir önceki dönem İzmir Milletvekili Murat Koç ile vatandaşlar katıldı.

Kurtuluş ruhunun yaşatıldığı etkinlikte Belkahve’deki Atatürk Anıtı önündeki bağımsızlık meşalesi yakıldı. Saygı duruşunun ardından Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Klasik Türk Müziği Korosu ve Saz Heyeti eşliğinde İstiklal Marşı okundu.

Bornova Marşı seslendirildi

Koro, Yüksek Ziraat Mühendisi merpum Mehmet Reşat Aysu’nun uzun süre yaşadığı Bornova için bestelediği Bornova Marşı’nı da seslendirdi. Bornova Belediye Başkanı Dr. Mustafa İduğ, Aysu Ailesi adına Yalvaç Aysu’ya ve Marşı seslendiren Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Halil İbrahim Yüksel’e teşekkür plaketi verdi.

Ece Şerbetman ve Şenol Ağrıdağ’ın Bornova Tangosu da kutlamaya ayrı bir renk kattı. 17 yaşındaki genç yetenek Ufuk Şengüler, kendisine ait olan “Kara Günde Bir Işık” adlı esri ve aranjesini yine kendisinin yaptığı Çanakkale Türküsü’nü icra etti. Genç piyanist büyük alkış aldı. Eğitim hayatını Bilkent Üniversitesi Fen Fakültesi İngilizce Fizim Bölümü’nde sürdüren Şengüler’in teşekkür plaketini ise Bornova Kaymakamı Fatih Genel verdi.

Törenin son bölümünde Bornova Belediyesi Halk Oyunları Topluluğu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şubesi Lise Grubu Halk Oyunları Ekibi ve İzmir Turizm Folklör Derneği’nin gösterileri ilgiyle izlendi. Belkahve’de, ‘Büyük Taarruz Bisiklet Turu’na katılan bisikletçilerin İzmir’e girişi için de start verildi. Başkan İduğ, gazilerle birlikte Atatürk’ün İzmir’e bakarak kahve içtiği alanda kahve de içti.

Yepyeni bir Çocuk Operası: Can’ın Sihirli Dünyası..

Librettosunu İzmirli ressam ve yazar Neslihan Karaağaç’ın yazdığı yepyeni bir çocuk operası olan “Can’ın Sihirli Dünyası”nın konusu Mevlana’nın Yedi Öğretisi’ne dayanmakta. Neslihan Karaağaç’ın yapıtının mesajını şöyle anlattı:

“.. Geçmişin içinden gelen Gökkuşağı Ülkesi insanları, iyiliğin kıymetini bilmeyip onu yitirmeye başladıklarında sonsuz parlaklık ve güzellikteki Gökkuşaklarını kaybetmeye başlarlar.

Dünyanın onlara biricik hediyesi olan gökkuşaklarını yeniden ülkeye getirmek için içlerindeki iyiliği ortaya çıkaracak birine ihtiyaç vardır. Bilir Nine’nin seçeceği bu kurtarıcı ile ülkelerinin yeniden rengarenk bir hal almasını beklerler.

Bir efsaneye dönüşerek dilden dile dolaşan bu tılsımlı hikaye ile gökkuşağına kavuşma arayışı, her sene gerçekleşen Gökkuşağı Şenlikleri’yle bir ritüele dönüşür. Can’a armağan edilen 4 sihirli oyuncak, bizi Can’ın fantastik maceralarının içine atar.

Kendimizi, aslında Can’ın içinde taşıması gereken 7 değeri temsil eden kral ve kraliçe ile Gökkuşağı’nın göz alıcı renklerine kavuşmasının sihirli yolculuğu içinde buluruz.

Bu yolculuk sonunda tüm renklerin kendine özgü hikayelerine tanık olur ve arayışı anlamlı kılar. Gerçekte söz konusu bu 7 değer, Mevlana’nın 7 öğretisine dayanır..

Çevre bilincini, ahlak öğretileri ile çarpıcı ve etkili kılan “Can ve Sihirli Dünyası”, fantastik yolculuğuna minikleri ve yetişkinlerin içinde uykuda bekleyen o çocuğu dahil ediyor..”

16 Ekim, 29 Ekim, 13 Kasım tarihlerinde İstanbul Zorlu Center’de sahnelenecek olan yapıtın bestecisi Evrim Demirel, Rejisörü Barış Meydan, Dekoratörü Tayfun Çebi, Kostüm Tasarımcısı Ece Demirel, Işık Tasarımcısı Ayşe Arter, Afiş ve Görsel Tasarım yetkilisi Erdi Değer. Yapımcı ise Mila Evert.

Akkan Suver’in 80 yıllık anıları..

Evimin tam karşısında yaşadığım beldenin kültür merkezi vardır. Kültür merkezinin kapsamı içinde sinema salonları bulunur. Kültür merkezini belediye, sinema salonlarını ise kiracı bir işletmeci çalıştırır.

Sinemacı ile iyi dostuzdur..

Bir gün oturduk, “sinema salonunun (fuaye) boş duvarlarına bir kütüphane kuralım” dedik. Ben kolları sıvadım, sinemacı da tüm kitaplarını bağışladı. Binlerce kitap dolusu kütüphane rafları ile sinema fuayesinin duvarları doldu.

Sinemaya erken gelip vaktin geçmesini bekleyenler veya kültür merkezindeki etkinlikler için gelenler kütüphaneyi sevdiler ve kitaplarla ilgilenir oldular. Kitleler halinde kitap aldılar. Okuyup iade ettiler. Ben evden koli koli işime yaramayacak kitapları oraya transfer ettim. Sinemacı ise özenle ciltlendirdiği dergi koleksiyonlarını verdi. Sinemacının 1980 civarında yayınlanmış dergileriyle pek ilgilenmedim.

Geçenlerde GÖZLEM gazetesinde yazılarını ilgi ile okuduğum, hatta ağabeyim Çetin Gürel’e rica edip beni tanıştırmasını bile istediğim Akkan Suver Beyefendi, “80 Yılın Ardından” isimli yeni kitabını bana kargo ile gönderdi.

Kitabı yanıma alıp, kültür merkezinin alt katındaki Migros’tan da günlük gazetelerimi (Cumhuriyet, Sözcü, Hürriyet) yüklenip sabah saatlerinde her zamanki gibi bizim sinema kütüphanesinin bir köşesine oturdum. Sinemacı dostum çayımı getirdi.

Masada önümde duran Akkan Suver’in kitabını eline alıp, “Aaaa bizim Akkan Bey..” demez mi?”.. “Nerden sizin oluyor?” dedim..

Yerinden kalkıp kütüphanenin ciltli dergi koleksiyonların bulunduğu köşeye gitti ve Akkan Süver’in 1980 sonrası yayınladığı “Yeni Düşünce” dergilerinin tüm ciltli koleksiyonunu önüme yığdı.

Böylece başladık geçmişten sohbete..

 

“80 Yılın Ardından” kitabını sindire sindire okudum. Gazeteci geçmişiyle, yine adeta bir gönüllü Dışişleri Bakanı gibi dünya barışı için uğraşan kimliği ile zaten ilginç bir portre olan Akkan Süver’in, benim de hepsini yakından tanıdığım özellikle Celal Bayar, İsmet İnönü, Haydar Aliyev, Albay Türkeş, Rauf Denktaş, Falih Rıfkı Atay, Dr.Şahap Kocatopçu, Jak Kamhi, Altemur Kılıç ile yakın dostluğundan süzülen anılarını keyifle okudum ve faydalandım.

Ben de ona İzmir’in Kurtuluşunu anlatan ve yeni basılan “İstiklal Süvarisi” kitabımı armağan olarak gönderdim.

 

Kendisini kutlamak için aradığımda 27 Mayıs’ın en genç ihtilalcilerinden ve Milli Birlik Komitesi (MBK) üyesi, Devlet Başkanı rahmetli Orgeneral Cemal Gürsel’in özel kalem müdürü merhum Yüzbaşı Rifat Baykal’ın yeğeni olduğumu söyledim.

Çok sevindi.

Bizim buralarda bir köyde ikamet etmekte olan bir başka Milli Birlik Komitesi ihtilalci üyelerinden Yüzbaşı Ahmet Er’in sağlığını sordu. Çok yakında vefat ettiğini söyledim. Bizim sinemacı arkadaş köye gidip cenazesine katılmıştı.

Kasım ayından itibaren İstanbul’daki evime göç edeceğim. Akkan Süver Beyefendi ile buluşup konuşmak, 27 Mayıs 1960 İhtilali’nden 12 Eylül’e, oradan günümüze kadar yayılan daldan dala bir sohbet yapmak isterim.

Ne dersiniz?

Kitaplar bazen dostluklara yol açmaz mı?..