Quo Vadis Türkiye?

1980 ve 90’lı yıllarda başlatan küresel ve ulusal ekonomilerin yeniden yapılanma süreçleri günümüzde farklı bir evreye girmiş durumda. Bilim ve teknolojideki hızlı ilerlemeyi etkin olarak içselleştiren ülke ve insanlar ile bu sürece yeterli düzeyde katılamayan ülkeler ve insanlar arasındaki ikilem günümüzde giderek daha çok belirginleşti. Bilim ve teknolojinin daha adaletli bir yaklaşım içinde insanlığa sunabileceği nimetler ve refah yerine, ilkel liberalizmin temelli vahşi kapitalizm ve vahşi küreselleşmenin siyasi yönlendirmeleri, ülkeleri ve insanları kutuplaştıran ve çatıştıran küresel bir güç kavgasına sürükledi. Dünya barışı yerine, çatışan grupların yarattığı trajediden medet umarak, küresel sistemi kendi kontrolüne almak isteyen süper güçler, başta ABD olmak üzere, insanlığın yüz yıllardır yarattığı üst insani değerleri ayaklar altına alıyor. Arap baharı, Suriye ve Afganistan trajedisi ve şimdide Ukrayna trajedisi henüz yaşananlar.

Ne yazık ki bu olumsuz gelişmelerin gölgesi Türkiye’mizin de üstüne düştü. Çağdaşlık yolunda Atatürk’ün mirası olarak, iyi kötü, bilim ve teknolojinin rehberliğinde yol alırken; Batı emperyalizminin yüz yılı aşan düşü, küresel fay hatları bahanesi ile yeniden canlandırıldı. Türk kültürü ve Türkiye’yi kontrol altına alınma şansının, ancak Selefi İslam’ı ve Arap kültürünü Türkiye’ye taşımaktan geçtiğini bildikleri için, zehirli elma, ”ılımlı İslam” veya “siyasi İslam” şekeriyle sunuldu. Buna kanan ve çanak tutan kişiler, gruplar, tarikatlar ve partiler çıktı.  Sonuçta Türkiye çağdaşlık ve siyasi İslam ikileminde, rotasını çağdaş uygarlık hedefinden, bilimi muhafazakar siyasi İslamcı inanç kalıplarına rakip gören, Orta Doğu toplumu rotasına çevirdi. Yüz yıllık birikimin ürünü olan çoğu kurum tasfiye edildi. Özelleştirmelerle sanayi işletmeleri tasfiye edildi. Meclis ve Parlamenter sistem tasfiye edildi. Bakanlıklar karar birimi olmaktan çıkarıldı. Özerk üniversiteler, parti üniversitesine dönüştü. Otoriterlik her alanda yaygınlaştı. Yasaklar arttı. Özgürlükler kısıtlandı. Liyakat ve başarı ilkesi yerini yandaşlığa bıraktı. Toplum siyaseten kutuplaştırıldı. Hoşgörüsüzlük arttı. Toplumda yolsuzluk ve yoksunluk arttı. Hukukun üstünlüğü tanınmaz oldu.  Bağımsız yargı, talimatlara teslim oldu. Eğitimli olmaya değil, cehalete övgü düzüldü. Ülkenin kozmik oda planları, emperyal güçlerin eline teslim edildi. 85 Milyonluk kocaman ülke tek merkezin talimatları ile yönetilen, merkezden yönetimli bir sistem olarak, açık ve çoğulcu toplum olmaya elveda dedi.  Ekonomi talimatla yönetilirken hiper enflasyon kontrolden çıktı. Eğitimli gençler geleceğini gelişmiş Batıda arar oldu. Bütün bu gelişmelere rağmen, siyasi iktidar Orta Doğulu muhafazakar ve siyasi İslamcı kültüre doğru yelken açtı.

Bütün bunların sonucunda 2013 yılından beri kişi başına milli gelirimiz dolar bazında hızla azaldı. Uluslararası araştırma ve karşılaştırmalar, ülkenin her alanda bir gerileme ve çöküş sürecine girdiğini gösteriyor. Hukukun üstünlüğü açısından 139 ülke içinde 117’inci; Demokrasi ve İnsan hakları açısından Ruanda düzeyine düşerek 169 ülke içinde 147’ci sırada yer alıyor.  Siyasi istikrar endeksinde 194 ülke içinde ancak 170’inci sırada bulunuyor. Çalışma hakları açısından Kolombiya’nın gerisinde kaldı. Yoksulluk arttı, gelir dağılımı süratle bozuluyor. Dünya Bankasına göre Türkiye yolsuzluk açısından son 10 yılda 58 puandan 40 puana gerileme gösterdi. Yolsuzlukla mücadelede Türkiye, Tanzanya ve Uganda’nın gerisine düşmüş bulunuyor. Dünyanın ilk 400 üniversitesi içinde bir üniversitemiz artık yer almıyor. Gelişmekte olan ülkeler içinde en çok değer kaybı TL’de yaşanıyor. Enflasyonda Arjantin bile geride bırakıldı. Siyasi İslamcı yönetimde dini özgürlük açısından 169 ülke içinde ancak 149’uncu ve toplum güvenliği açısından 144’üncu sırada yer buluyor. Ülke özellikle son 10 yılda, çoğu uluslararası veriler bağlamında gerilemede sürecinde rakipsiz liderliğe oynuyor. İktidar tek umudunu İhracat ve büyümeye bağlasa da, ithalat daha hızlı artmaya ve büyüme bizi fakirleştirmeye devam ediyor. Bu nedenle, Quo Vadis Türkiye? deyip; artık ayılmamız gerekiyor.