Esas fikirlerini açığa çıkardılar

Yapılan açıklamanın hiçbir tarihi, edebi gerçeklerle bağdaşır tarafı yoktur. Ayrıntılara geçmeden önce bir hususun altını çizerek vurgulamak isterim. Söz konusu açıklama, esas itibariyle bugüne dek kafalarının arkasında bulunan ve bir ajandanın sayfalarında yazılı, esas fikirlerinin açığa vurulmasından başka bir şey değildir. Aslında bu siyasal organizasyona dahil olanlar, bu ve benzer görüşleri pek çok kez açıklamışlar tutum ve davranışları ile gerçek fikirlerini ortaya koymuşlardır. Bunun pek çok örneğini vermek mümkündür. “Takke düştü kel göründü” sözü herhalde bu gibi haller için söylenmiştir.

Söylenen sözün gerçeklerle ilgisizliğine gelince… Atatürk’ün Cumhuriyeti ilanından sonra alfabe ve dil alanında yapılan devrimler, birkaç yılın, birkaç günün eseri değil, uzun bir sürecin eseridir. Önce yabancı dillerin Türk dilini istilasına karşı çıkan aydınlarımızın asırlardır yaptıkları mücadele üzerinde duralım.

 Türkçenin Arapça karşısında kan kaybetmeye başlaması karşısında, rahatsızlığını ortaya koyan ilk Türk aydını, Kaşgarlı Mahmut’tur. Kaşgarlı Mahmut, Arapçanın Türkçeye aşırı etkilerine karşı çıkmak için yazdığı Divanü Lügat-it-Türk isimli ünlü eserinde Arapçanın Türkçeden üstün bir dil olmadığını göstermeye çalışmıştır.

Milli birliğin sağlanması için resmi dilin tek olması gerçeğini gören ilk devlet adamı olan Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277’de bir ferman yayınlayarak tarihten sonra “divanda, dergahta, bargahta, mecliste meydanda Türkçeden başka dil kullanılmasını” yasaklamıştır. 13 Mayıs tarihi 1960’tan bu yana, dilimize sahip çıkma şuurumuzun güçlenmesine katkıda bulunması düşüncesiyle Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Bunların yanı sıra, Ali Şir Nevai, yazdığı Muhakemetü’l-Lugateyn adlı kitabında Türkçenin pek çok yerde üstünlüğünü savunmuştur.

Bütün bunlara tarihten yüzlerce örnek vermek mümkündür. Birkaç önemli bilgiyi de paylaşmak isterim. 1923-1924 öğretim yılında Türkiye’nin nüfusu 12 milyondur. Erkeklerin yüzde 7’si, kadınların ise sadece yüzde 4’ü okuryazardır. Türk toplumunun okur-yazar oranını artırmak için çözümler aranmıştır. Atatürk harf devrimini yapmadan önce halkın Arap harflerini kolay öğrenip öğrenemediğini son defa 1926-1928 yılları arasında açılan ve 600 bin kişinin katıldığı kurslarda denedi ve iki yılda ancak 64 bin 302 kişinin okuma yazma öğrenip belge alabildiğini gördü.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkçe bizim ses bayrağımızdır”; Yakup Kadri Karaosmanoğlu “Türkçe yazmak için her şeyden önce Türkçe düşünmemiz gerekir. Bir dilin özelliği sözlüğünde değil, ruhunda dehasında aranmalıdır”; Yahya Kemal Beyatlı “Biz ezelden ebede kadar bir millet halinde koruyan ve birbirimize bağlayan Türkçedir” ifadelerini kullanıyor.

Yunus da diyor ki:

Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı.
Böz ola ağulu aşı
Yağ ilye bal ede bir söz.

Yaklaşık sekiz yüz sene önce söylenmiş. Anlamayan var mı? Tabii Mahir Ünal’ı bilmem…