Zonguldak, ölümün mü, enerjinin mi başkenti?

Sabaha kadar uyuyamadım Amasra’daki toplu madenci ölümlerini öğrenince. Geride kalanları, eksik yaşanmış hayatları, aynı akıbeti bekleyen sıradaki gençleri, ülkemizin on yıllardır kanayan, rahmet ve geçmiş olsun duaları ile kutsanan bu yarasını, hiç yüzü kızarmayan, hep cezai müeyyidelerden bir yolunu bulup sıyrılan sorumlularını düşününce.

Kömür enerjisinin bu kap karanlık ölümlü yüzü, yıllarını enerji dosyasına adamış bir insan olarak içimi gerçekten çok acıttı.

Daha da acı olanı, faciaları neredeyse artık periyodik olarak yaşıyoruz, ağlayıp sızlayıp, mesajlar yayınlayıp bir sonrakine kadar bekliyoruz. Bile bile hiç ders almadan tekrarlanıyor aynı drama, aynı katliam, aynı acılar.

Hatırlarsanız, 13 Mayıs 2014’te Manisa/Soma’daki kömür madeninde çıkan yangın nedeniyle 301 madencinin ölümü, ardından Karaman’ın Ermenek Pamuklu Köyü yakınlarındaki kömür madeninde işçilerin sualtında mahsur kalarak hayatını kaybetmesi hepimizi isyana sevk etmişti.

Benzeri onlarca teknoloji ve yatırımla önlenebilir maden kazası, insan kayıpları, doğa tahribatı yaşadık; öyle görünüyor ki yaşamaya devam edeceğiz.

Bunları tevekkülle karşılamak mümkün değil; zira yaşadıklarımız büyük ölçüde önlenebilir. Kömürün değil yüzümüzün karası.

***

İçimiz kan ağlıyor; onun için Zonguldak ve Amasra’daki madencilerimizin kara yazısını neden değiştirmemiz gerektiği üzerine kısa bir not düşmek istiyorum.

Dünya enerjisinin üretim, dağıtım, tüketim, piyasa, teknoloji, finans, çevre ve jeopolitik boyutlarını yaşadım yıllar boyunca ilk elden uluslar arası kuruluşlarda, hükümetlerde, enerji ve yatırım şirketlerinde. Ülkemin enerji meselesine de kafa yoruyorum, öneriler geliştiriyorum. Elimden geldiğince enerji bölgelerini ziyaret ediyorum.

Geçen aylarda “kömürün başkenti” olarak bilinen Zonguldak’a da gittim.

Amacım, son günlerde çok konuşulan Karadeniz doğalgazının karaya çıktığı Filyos bölgesini yakından görmekti.

Ama; doğalgazı göreyim derken, Zonguldak’ın bam başka bir yüzüyle, ölümlü, sancılı kömür üretimi ile karşılaştım yeniden, yürek dayanmaz acılar dinledim köylülerden, yakınlarını kaybetmiş insanlardan. Sırada bekleyen gençleri görünce içim sızladı.

***

Uzun yıllardır dostluk ettiğim, Türkiye ve Zonguldak için pek çok proje geliştirdiğini bildiğim, Zonguldaklı ve Zonguldak sevdalısı Cemil Çakmaklı ile buluştum. Onunla, başta kömür olmak üzere fosil yakıtlardan çıkılması için bütün dünyanın mücadele ettiği bu dönemde, Zonguldak’ta kömürün geleceğini ve onun Zonguldak için otuz yıl önce geliştirdiği Filyos Projesini konuştuk.

***

Cemil abi nevi şahsına münhasır filozof, tasarımcı, üretimci ve fütürist yani gelecekle uğraşan, çok yönlü bir adam. Dünyayı, Türkiye’yi ve Zonguldak’ı çok iyi biliyor. Ama o; ortalara çıkmayı sevmeyen, belirlenme duygusu olmayan, yaratıcı, doğa dostu bir adam.

Beni, kurucusu ve Mütevelli Heyeti Başkanı olduğu Zonguldak Yüzüncü Yıl Vakfı’nın tesislerinde misafir etti. Onunla, enerjinin, Türkiye’nin ve Zonguldak’ın geleceği üzerine konuştuk.

Orada; şiirini kendi yazdığı ve yaptığı yukarıda resmini paylaştığım “Ağıtlı Heykel” ile karşılaştım. Bu heykelin hikayesini dinledim ondan. Şöyle diyordu:

“Kömür madenlerinde, genellikle Zonguldak’ın yerlisi köylülerimiz çalışır. Bu bizim köylülere, Zonguldak’a dışarıdan göç etmişler uysal uyumlu anlamında ‘kıvırcık’ der.

Bu ağıt, sık sık tekrarlandığı için adeta kanıksanmış kıvırcıklarımızın ölümleri için yazıldı. Heykel, ölen madencilerimizin baretlerinden yapıldı. Üzerlerinde kendi kazıdıkları isimleri yazılıdır.

Zonguldak’ın her köyünde ve neredeyse her köyün her evinde bir maden şehidi vardır. Çünkü biz Zonguldaklılar iki asırdır kömür mahkumuyuz. İki asır önce, Osmanlı’nın içine girmiş ve onu ele geçirmiş Fransızlar ve Almanlar, Osmanlı’ya çıkarttırdıkları kanunlar zoruyla bizi yeraltına soktular.

Bugün oradan çıkamıyoruz. Teker teker, onar onar, yüzer yüzer ölüp gidiyoruz.

Bizi orada tutanlar, bizi gaza getirip Zonguldak’a ‘Enerjinin Başkenti’ diyorlar. Ama biz aslında, ‘Enerji Şehitlerinin Başkenti’yiz. Son yüzyılda kayıtlı yaklaşık beş bin Zonguldaklıyı grizu veya göçük’e kurban ettik. Herkes onlara, ‘Maden Şehidi’ diyor. Biz de, bu makamla kendimizi avutuyoruz.

Zonguldak’taki madenci ölümleri sadece grizu ve göçükle de sınırlı değil. Grizudan ve göçükten kurtulan madenci Pnömokonyoz denilen ve akciğerleri bitiren kömür tozundan veya diğer meslek hastalıklarından da ölüyor. Yeraltında çalışanların yaklaşık yüzde 5’ini daha böylece kaybediyoruz.”

***

“Bu durum kader olamaz peki sizce çözüm ne olmalı” diye sordum. Cemil abi, “Çözüm; yeraltından kömürü değil, yeraltından işçiyi çıkarmaktır. Ona yerüstünde iş yaratmaktır. Bu yüzden 1980’lerden beri bölge insanına yer üstünde istihdam sağlayacak olan FİLYOS VADİSİ PROJESİ ile uğraşıyoruz. İçinde bulunduğumuz Vakıf da aslında tam bunun için kuruldu. Bu ‘Ağıtlı Heykel’ de Zonguldak’ın geçmişini ve bugününü sembolize etmek için buraya konuldu”

***

Doğru söylüyor. Bu trajedi sadece Zonguldak’ta yaşanmıyor. Ülkenin dört bir köşesinde doğa ve insan dengesini hiçe sayan enerji ve sanayi projeleri mantar gibi çoğalıyor.

Hidroelektrik barajları için binlerce yıllık Hasankeyf gibi insanlık miraslarını tahrip ettiğimizi yerinde gördüğümde gözlerimden yaşlar boşandı. Doğu Karadeniz’deki derelerin hali ortada. İnsan yerleşimlerinin tam göbeğindeki sağlık ve estetik kaygıları yaratan rüzgar gülleri de…

Cemil abi diyor ki: “Kömür için de sadece doğayı değil göz göre göre hem grizu ve göçüklerle doğrudan, hem de pinemokonyos yüzünden dolaylı olarak bölge insanını katletmeye artık bir son vermek, alternatiflerini geliştirmek zorundayız.

Ayrıca, bölgede sayısı yediyi bulan kömür yakan termik santraller, bölge insanını hava kirliliği ile insanlığı ise karbon ayak iziyle yavaş yavaş öldürüyor, bunu da unutmayalım.”

***

Kömür çağını geride bırakmak zorundayız.

Hiç bir şey insan ve doğa katliamını haklı gösteremez. Enerjide gelinen noktada alternatifler çok. Maliyeti yüksek bile olsa insanı ve doğayı merkeze almayan hiç bir enerji projesine geçit vermemeliyiz.

Onu niçin artık agıt yakmayı bırakıp hep birlikte bir şey yapmamızın vakti çoktan geldi, geçti. Zonguldak’taki öldüren, kirleten kömür üretimini önce iyileştirip insanı öldürmez hale getirelim, sonra yeni enerji kaynaklarına ve yeni doğalgaz keşiflerine dayanarak bölgeyi “Doğalgaz ve Yenilenebilir Enerji Üssü” yapalım.

Cemil Çakmaklı’nın onlarca yıllık deneyimlerine dayanarak önerdiği gibi, heykeldeki baretleri, baretlerin altındaki madencileri yeraltından, yerüstüne çıkaralım. Filyos Vadisi projesinin yönetimini bölgesel kurumlara vererek, ve bölge insanını bu projenin içine alarak Filyos Vadisini, ekolojik yaklaşımlı bir proje ve istihdam cenneti haline getirelim.

Akıl bunu gerektiriyor. Zonguldak bunu bekliyor.

Buna Turkiye’nin gücü yeter. Uluslar arası fonlar akıtır. Siyasi irade ortaya konulsun gerisi gelir.