Piyasaları anlama rehberi (2)

Merkez bankamız Ekim ayı toplantısında, politika faizini 150 baz puan indirerek 10,5 olarak belirledi. Esasen Cumhurbaşkanı Erdoğan da daha önceki konuşmasında politika faizinin yılbaşına kadar tek haneye düşürüleceğini söylemişti.

Bizler tek hane denilince bunu yüzde 9 olarak algıladık ancak hedefin bundan da aşağıda bir seviye olduğu düşünülebilir. Yaşadığımız süreç içerisinde merkez bankasının, düşük faiz politikaları, kur tarafında sert hareketler yaptırmaya başlayınca, ekonomi yönetimi KKM (kur korumalı mevduat) silahını çekti. İlk başta ciddi bir geri çekilmeye yol açsa da, zamanla bu tarafa akışın zayıfladığı görüldü ve kurdaki hareket yeniden başladı. Çıkarılan bazı tebliğ ve yönetmeliklerle yurtdışında yaşayanlarla, şirketlerde KKM’ye dâhil edilerek bu alanın genişlemesi paranın dövize gitmesi önlenmeye çalışıldı.

Yatırım olarak sabit getirili enstrümanları tercih edenler için akıllıca bir tercih olmakla birlikte, kemik döviz mevduatı taşıyan kesimden çözülmenin beklenen hızda olmadığı görüldü.

Alınan tedbirlerin en önemlisi, bankaların döviz mevduat oranları yüzde 50 aşması halinde merkez bankasında tutmak zorunda oldukları bir oran belirlendi, Bu oran geçen hafta, yüzde 3 den yüzde 5 e yükseltildi.

Bununla, iki şey oldu; bankalar, artık eskisi gibi yatırımcılara döviz alalım satalım, arbitraj yapalım yollu telkinler yaparak, dolarizasyonu teşvik edemeyeceklerdi. İkincisi ve en önemlisi Merkez bankasının politika faizini düşürmek suretiyle yapmak istediğinin tersi yönde hazine bonosu faizlerinin kontrolsüz biçimde yukarı gitmesi önlendi. İkincil piyasada tahvillerin yeterince tedavül etmediği için oluşan talep her vadede bono faizlerini yüzde 25’lerden yüzde 11’lere kadar düşürdü.

Yeni dönemde bu uygulamaları yan yana eklediğimizde, bono talebi artan bankaların belki de tek haneli seviyelerden devlete borç vereceklerini öngörmek doğru olur.

Bankaların KKM ve merkez bankası imkânlarıyla ucuz paraya sahip oldukları halde, vatandaşa bunu yansıtmak yerine devlet tahvili alarak fahiş karlar elde etmeleri engellendi.

Önümüzdeki dönemde; bankalar bu yöntemle para kazanamayacaklar. Bu fiyatlardan bono almak istemeyen bankalar döviz pozisyonlarını azaltmaları gerekecek. Vatandaşı döviz almaya teşvik etmeyecek ve parayı reel sektöre risk alarak kullandırmak zorunda kalacaklar.

Borsa penceresinden baktığımızda ise 2022 yılı içinde 4-5 milyar TL sermayeli bankaların 6 aylıkta 20 milyar TL’yi aşan ve yılsonu itibariyle 40-50 milyar bandında beklenen karlılıkların, bu yıla özel bir istisna olarak kalacağı; 2023 yılında bu karlılıkları bulamayacakları öngörüsünü yapmak zor değil. Bu da 20 bin TL’yi aşan rakamlarda maaş promosyonu yarışına neden girdiklerini açıklamaya yetiyor.

Bu politikanın bankalar üzerinde böyle bir etkisi olmakla birlikte, Hisse senetlerine bakıldığında Para bolluğu yaşanan, ya da paranın gidecek adresinin olmadığı ekonomilere bakıldığında ne olursa bizde de aynısı oluyor.

Para sermaye piyasalarına, hisse senetlerine geliyor. S&P yüzde 25 değer kaybettiği dönemde borsa İstanbul 100 endeksi yuvarlak hesapla yüzde 100 değer kazandı.

Bu sürecin 2023 yıllı başlarına ve hatta seçim, dönemi sattı mahalline girene kadar devam edebileceğini söyleyebiliriz.

Ancak sermaye piyasasında işlem yapacakların bu konuda bilgilenmeleri kazançlar ve kayıplar konusunda detaylı araştırma yapmalarını önemle tavsiye ederim.