Bayram değil seyran değil Kemal Kılıçdaroğlu neden ABD’ye geldi?

İşin açıkçası bunu kimse tam olarak bilmiyor… 

Geziyi takip edebilmek için baktığım ilk yer, CHP Amerika Temsilcisi Yurter Özcan’ın sosyal medya hesaplarıydı. Özcan, Amerika’da değildi. Genel Başkanın gezisi ile ilgili hiçbir paylaşım yoktu. Razi Canikligil, Yılmaz Polat gibi Türk gazeteciliğinin Amerika’da yaşayan duayenleri davet edilmemişti.  

Kılıçdaroğlu ile geziye katılan gazeteciler, Halk TVden İsmail Saymaz, Cumhuriyet Gazetesinden Orhan Bursalı, KRT Muhabiri Tülin Daloğlu, ANKA Editörü Duygu Güvenç ve Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo’ydu. 

Kılıçdaroğlu önce Boston’a geldi. Burada, gezinin siyasi bir gezi olmadığı, “İkinci Yüzyıl Vizyonu” amaçlı, daha çok bilim, teknoloji ve sosyal kuruluşlar ile fikir mütalaası yapılacağı yönünde bir aktarım oldu. Akabinde Kılıçdaroğlu tarafından, MIT’de parlak bilim insanlarından biri olan Dr. Canan Dağdeviren ile yapılan sohbet üzerine bir tweet atıldı. Dr. Kent Larsson’la akıllı kent teknolojileri, yenilikçi mobilite modelleri ve şehircilik üzerine görüşmeler yapıldı. İklim krizi ile mücadeleye yönelik çalışmaları bulunan Bilge Yıldız ve kanser teşhisi alanında devrimsel çalışmalar yapan Mehmet Toner ile görüşüldü.  

MIT’de sadece bilim insanları değil; oradaki öğrenciler ile görüşüp fikir alışverişinde bulunması da bana göre çok önemliydi. “Boğaziçi’ndeki öğrencilerin hakkını da ben savunacağım!” diyen biri için gençlerle görüşmeler tutarlılığı kanıtlayacaktır.  

Ekonomi, bilim, istihdam, günlük yaşam… Her alana biraz biraz yer almıştı. “Cumhuriyetin ikinci yüzyılı için parlak beyinlerden ilham alıyoruz.” açıklaması benim içimi kıpır kıpır etti. Umarım ilham alma kısmında gösterilen gayret, icraat kısmında da cereyan eder de Atatürk vizyonu ile yolunda olduğumuz “muasır medeniyet” seviyesinde önder ülkelerden olmaya aday oluruz.  

Peki, Kılıçdaroğlu neden Boston’da herkesi uçağa bindirerek New York’a gitti? 

Kılıçdaroğlu, gerek New York’ta gelmeyeceğini düşünen biz Türkleri gerekse grubunda bulunan herkesi ters köşe yapıp kısa süreliğine New York’a uğradı. Sanırım Türken Vakfı yurdu önünde çektiği viral olan videoyu hepiniz izlemişsinizdir. Her ne kadar video ses getirmişse de daha iyi bir organizasyon ile etkin kişiler ve kurumlarla görüşmeler planlanıp çok daha etkili bir New York ayarlaması yapılabilirdi.  

CHP Genel merkezi tarafından organize edilen bu geziyi, geçen haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olan Selçuk Sarıyar’dan Kılıçdaroğlu bizzat istemiş. İsmail Saymaz’a göre Bernie Sanders ve Obama ile görüşmeler olabileceği söyleniyordu ama Obama’dan randevu alınamadığı, Sanders’ın da senato seçim çalışmaları için seçim çevresi olan Vermont’ta bulunması nedeniyle bu görüşmelerin mümkün olmadığını öğrendiğini söylüyor. Belirtmeliyim ki eşimle değişik zamanlarda Sanders’ın seçim bölgesi olan Vermont’a çokça ziyaretimiz olmuştu.  Yaklaşık üç saatte Boston’dan Vermont’un başkenti Burlington’a varırsınız. Helikopter tutarsanız 45 dakikada gidersiniz. Bu noktada görüşmenin mesafe yüzünden iptal olduğu açıklamasını sizin görüşlerinize bırakıyorum.  

Sarıyar’ın geziyi organize etmesinin istenmesinin nedeni olarak Sanders’ın seçim kampanyalarında çalışmış olması gösteriliyor. Şunu belirtmeliyim ki, eşimle beraber 2020 ABD Başkanlık seçimlerinde, o zaman demokratik partinin adayı olup bugün 46. ABD Başkanı olan Joe Biden’ın seçim kampanyasında aktif rol almış, New York’ta ve Delaware’de kendisiyle birkaç kere bir araya gelmiştik. Amerikan siyasetçileri, başkanlar dahil, her ne kadar fazlasıyla alçakgönüllü ve sıcak olsalar da, böylesi randevuların ayarlanması için kişisel ilişkiler yetmez; stratejik incelemeler yapılması gerekir. Kılıçdaroğlu’nun henüz T.C Cumhurbaşkanı aday adaylığı bile kesinleşmemişken, Obama’dan veya Sanders’tan bu randevunun alınabilir olacağını düşünmek en hafif ifadeyle fazla iyimserlik olmuştur. Kaldı ki bu aşamada bu görüşmelerin Kılıçdaroğlu’na kanaatimce yarardan çok zararı olabilirdi. Ancak kendisi cumhurbaşkanı resmi adayı olup tekrar ABD’ye gelirse, muhakkak bu görüşmeleri gerçekleştirmelidir.  

New York’ta yaşayan bir Türk olarak programda New York olmamasına da ayrıca şaşırdım. Eşimin de dahil olduğu CHP New York Seçim Koordinasyon Temsilciliğinde bulunan yakınlarımdan New York Temsilcisi Suat Günderen ile Long Island Temsilcisi Burhan Mavruk, Washington D.C.’de Kılıçdaroğlu ile her ne kadar kısa da olsa bir görüşme gerçekleştirdirlerse de benim ve birçok New York’ta yaşayan Türk’ün beklentisi, Kılıçdaroğlu’nun, Amerika’nın en önemli kenti ve en büyük seçim çevresi olan New York’a yol üstü lezzet durağı gibi uğraması değil kurumsal bir program çerçevesinde zaman ayırmasıydı.  

ABD seyahatinin Washington D.C. ayağında ne oldu? 

Gezideki kısıtlı sayıdaki gazetecilerin aktarımlarına göre, temasların ilk ayağında Demokratik Partiye yakın olan Center for American Progress (CAP) adlı düşünce kuruluşu ziyaret edildi. Toplantıya kuruluşun Türkiye uzmanları davet edildi. Beyaz Saray ve Kamala Harris’in ofisinden birer, ABD Dışişleri’nden yedi, Senato ve Temsilciler Meclisinden üçer görevli kapalı toplantıya katıldı. 

Seyahatin son günündeyse, German Marshall Fund adlı bir başka özerk düşünce kuruluşunu ziyaret eden olan Kılıçdaroğlu akabinde ABD’de siyaset yapan Türklerle, Dünya Bankası çalışanlarıyla, öğrencilerle, kadın liderler, sivil toplum kanaat önderleri ve T.C. Washington D.C. Büyükelçisi Murat Mercan ile görüştü.  

Gezinin siyasi olmadığı vurgulanmışsa da bana göre siyasi olmayacak bir ABD gezisinde ikinci durak Washington D.C. değil; California’nın Silikon Vadisi olacaktır. Ben gezinin bir adımıyla siyasi olarak hedeflendiğini ancak randevu sorunları ve yandaş medya baskıları sonrası bundan vazgeçilmek durumunda kalındığını düşünüyorum.  

8 Kasım’da senato seçimlerine hazırlanan bir ABD’de bu dönemde Washington D.C.’de etkin siyasetçi bulabileceğini düşünmek şaşırtıyor. Zira seçim tedirginliği yaşayan Demokratik parti üyeleri başta herkesin öncelikli ve tek gündem maddesi kendi seçimleri ve seçim bölgeleri. Değerli ve kısıtlı zamanlarını şu aşamada uluslararası siyasete ayırabileceklerini hiç düşünmüyordum. 

Her ne kadar ulusal basındaki yandaş medya tarafından özellikle düşünce kuruluşları ile yapılan görüşmeler eleştirilmişse de, ABD’de geleceği ve siyasi adımları şekillendiren bu gruplara kendini, planlarını anlatması bence T.C. gibi önemli, stratejik bir ülkeyi yönetmeye talip olan birinin, icazet alması değil; aksine “Ben de varım! Ben buyum! Aklım bu! Yolum bu!” deme yöntemidir.  

15 Temmuz Hain Darbe girişimi öncesi FETÖ’nün elini, eteğini öpüp icazet almaya gidenlerin,   

“FETÖ ile görüştü…”, “İcazet almaya gitti…”, “Amarikan ajanı” (Her türlü komplo teorisi, ajan, plan, olay bilip Amerika diyememek de nasıl bir ironiyse) gibi başlıklar atması “Kişi kendinden bilir işi” mi dedirtiyor yoksa “Rezaletin son perdesi” mi yorumu size bırakıyorum…  

Şahsen son olarak eklemek istediğim, programın daha şeffaf ve planlı olması gerektiği; karşı cenahın itham ve iftiralarından korkmayıp cesurca hareket edilmesi gerektiği idi. Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisi bir yanıyla dünyaya açılan, insanlık gelişmelerini ve bilimi takip etmek isteyen bir lider görüntüsüyle bende umut yaratırken diğer yanı ile oyun kurucu olamamış, gerektiği kadar cesur davranamayan, planlama eksiklikleri ile hayal kırıklığı da hissettirdi. Dilerim bu yanlışlardan ders alınarak büyük resim hedefi yolunda daha sağlam adımlarla ilerlenir.  

Haftaya Görüşmek üzere, sevgi ile kalın…