Yunanistan, Ege ve Akdeniz’de hakimiyetini artırma peşinde

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Eylül ayı başındaki “bir gece ansızın gelebiliriz” sözlerinin ardından, Yunanistan ve müttefikleri; sadece söylemle yetinmeyerek, Türkiye’yi Ege’de Yunanistan’la bir çatışmanın içine çekmek istercesine, tehdit içeren eylemlerine ara vermeden ve dozu arttırarak devam ediyorlar.

Geçtiğimiz hafta Gözlem Gazetesinde yayımlanan değerlendirmemde “Yunanistan’ın hedefinin Ege’yi Yunan gölü haline getirmek” olduğunu, bunun için de karasularını ve hava sahasını genişletme kararı alabileceğini yazmıştım. Bu hafta Yunan basınında çıkan haberlerde Yunanistan Hükümeti’nin Ege’de karasularını 12 mile çıkarmaya hazırlandığı ve Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın konuyla ilgili yaptığı açıklamada bu haberi doğruladığı yer aldı.

Hemen ardından ABD ile Yunanistan; Batı Trakya’da, sınırımıza 50 km. mesafedeki İskeçe’de zırhlı araçlar ve silahlı helikopterlerle ortak tatbikat yaptı, Meriç sınırına ağır silahlar ve zırhlı araçlar konuşlandırdı, devriye faaliyeti başlattı.

Yunanistan; geçtiğimiz haftalarda Midilli ve Sisam adalarına ABD’nin hibe ettiği zırhlı araçları konuşlandırmış, bu tutumunun hükümetimiz tarafından protesto edildiği açıklanmıştı. ABD ve Yunanistan protestomuzu dikkate almadığı gibi bu defa Sakız adasına da zırhlı araçlar çıkardı.

Yunanistan Hükümeti; Oruç Reis araştırma gemimizin Girit adası yakınlarında faaliyet göstermesi halinde askeri gemilerle müdahale edeceğini duyurdu. Mısır’la ortak tatbikat hazırlığı yaptıklarını açıkladı. Avrupa Birliği’ne (AB) Türkiye’ye yaptırım uygulaması çağrısı yaptı. Bunun ardından Alman basınında; Berlin yönetiminin Yunanistan’ın yanında yer alacağı haberleri çıktı.

Türkiye’nin geçtiğimiz haftalarda Libya ile imzaladığı hidrokarbon anlaşması Fransa ve Mısır tarafından tepkiyle karşılandı. Mısır ve Yunanistan dışişleri bakanları Kahire’de konuyu görüştüler ve bu anlaşmanın “Akdeniz’deki güvenliği ve istikrarı tehdit ettiğini” açıkladılar.

Bu arada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY); bir taraftan Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinde ABD, Mısır ve İsrail’le iş birliğini geliştirirken diğer taraftan ABD’nin desteğiyle askeri gücünü arttırmaya ara vermeden devam etmekte…

Bütün bunlar; Yunanistan’ın, Ege ve Doğu Akdeniz’de hakimiyetini genişletmek için yoğun bir faaliyet içinde olduğunu ve arkasında büyük bir uluslararası destek bulunduğunu göstermektedir. ABD’li askeri uzmanlar; bu gelişmelerin Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaşa neden olabileceğini ve bir savaş çıkarsa çok uluslu bir çatışmaya dönüşebileceğini ifade etmektedirler. Ben bu açıklamaların yorumdan ziyade ABD’nin Türkiye ile ilgili plan ve projelerinin bir parçası olduğunu, ABD’nin Türkiye’yi parçalamak için savaşa çekmek istediğini, bunun için de -tıpkı Rusya’ya karşı Ukrayna’yı kullanıldığı gibi- Türkiye’ye karşı da Yunanistan, GKRY ve PKK’yı kullandığını düşünüyorum.

Bilindiği gibi geçtiğimiz yıllarda Yunanistan’la ABD ve Fransa arasında “karşılıklı savunma işbirliği anlaşması” imzalanmıştı. Bu anlaşmaların gerekçesi olarak da “Yunanistan’a karşı muhtemel tehditler” gösterilmişti. Günümüze gelindiğinde Yunanistan bir taraftan Ege’de adalarımızı işgal etmekte, uluslararası anlaşmalara aykırı bir şekilde gayrı askeri statüyü bozmakta, diğer taraftan Türkiye’nin kendisi için tehdit oluşturduğunu iddia etmektedir. ABD, AB, Birleşmiş Milletler, NATO da bu duruma seyirci kalmaktadır. Yunanistan, ABD’nin ve diğer müttefiklerinin desteğiyle hedefine yürürken, Türkiye’nin egemenlik hakları uluslararası anlaşmalara aykırı bir şekilde göz göre göre çiğnenirken; ülkemizde iktidarın sadece söylemle yetinmesi, söylemleriyle Yunanistan’a koz vermesi, hiçbir uluslararası hukuki girişimde bulunmaması, hiçbir hazırlık yapmaması, muhalefetin de sessiz kalmayı tercih etmesi anlaşılır gibi değildir.

Yunanistan’la bir savaş karşımıza -Birinci Dünya Savaşında olduğu gibi- çok geniş bir cephe çıkaracaktır. ABD’li uzmanların dediği gibi çokuluslu bir savaşa dönüşecektir. Ama bu çokuluslu gücün tamamı karşımızda yer alacaktır. Kaybımızın sadece Ege ve Doğu Akdeniz’de değil, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, hatta Trakya ve Batı Anadolu’yu da kapsayacak şekilde olması riski vardır. ABD’nin ülkemizi Ermenistan’dan başlayarak, Irak, Suriye, Güney Kıbrıs, Ege ve Batı Trakya’da kuşatma altına alması niyet ve maksadını ortaya koymaktadır. Bu nedenle halkımızın hamasi duygularını kullanarak siyasi çıkar sağlamaya çalışmak yerine; anlaşmalardan doğan hak ve menfaatlerimizin uluslararası hukuk alanında kararlılıkla savunulması gerekmektedir. Siyasetçilerimizin başarıları da ülkemizi savaşa sokmakla değil, diplomatik ve hukuki çabalarla halkımızı savaştan korumakla ölçülmelidir… ve eğer Yunanistan’la bir çatışmadan siyasi çıkar sağlamak düşünülüyorsa -ki bazı yorumcular bunu dillendirmektedir- bu ülkemize ve milletimize yapılacak en büyük kötülük olacaktır.