Enflasyon verileri arasında tutarsızlık var

Eylül ayı TÜFE oranı yüzde 83,45 ve Yurt içi ÜFE oranı yüzde 151,50 olarak açıklandı. Yıllık bazda; Yİ-ÜFE ile TÜFE arasında 68 puan fark olması, istikrarsızlık içinde istikrarsızlıktır. Ayrıca bu fark önümüzdeki aylarda TÜFE’ye yansıyacaktır.

TÜFE’ye denk gelen İTO geçinme endeksinde artış yüzde 107.6’dır. Yİ-ÜFE’ye yakın Toptan Eşya Fiyatları Endeksi’nde artış ise TÜİK’in tersine daha küçük yüzde 97,17’dir.

TÜİK ve İTO enflasyon verileri arasında uçurum olması güven sorunu yaratıyor. Yatırım, üretim ve tüketim kararlarını negatif yönde etkiliyor.

Halkın enflasyonu yüzde 97,09’dur. Eylül ayında gıdada yıllık artış TÜFE’nin üstünde yüzde 93 oldu. TÜİK gıdanın harcama sepeti içindeki payını yüzde 25,32 olarak alıyor. Bu oran ile gıda fiyatlarının enflasyona katkısı 23,56 yüzdelik puandır. Oysa ki işçi-memur, emekli ve düşük gelir grubunun harcama sepeti içinde gıdanın payı en az yüzde 40’tır. Diğer harcama gruplarının payını oransal olarak değiştirmeden düşürüp, gıdanın payını yüzde 40 olarak alırsak, enflasyona katkısı 37,20 puan oluyor ve halkın enflasyonu yüzde 97,09’a çıkıyor.

Ham petrol ve doğal gazda Yİ-ÜFE artışı, dünyada petrol fiyat artışının on katı oldu. Yİ-ÜFE içinde ham petrol ve doğal gazda, yıllık artış yüzde 254,70 oldu. Oysa ki 2021 Eylül ayında Brent petrolün varil fiyatı 78 dolar iken, 2022 Eylül ayında, 94 dolara yükseldi. Yani bir yılda yüzde 20 artış oldu. TÜİK verilerine göre aynı bir yılda ham petrol ve doğal gaz fiyatları yüzde 254,70 oranında arttı. Neden bu kadar yüksek artış oldu?

Enflasyonu artıran siyasi iktidarın faiz yanlışı oldu. Enflasyon kadar faiz vermek, reel faizin sıfır olması demektir. Maliyetleri reel faiz etkiler. Ancak uygulamada eksi reel faiz TL’den kaçışı hızlandırdı. Kur artışı yarattı. Üretimde kullanılan ithal ara malı ve ham madde oranı yüzde 40 ile yüzde 70 arasında değişiyor. Bu nedenle kur artışı ithal maliyetleri artırdı. Maliyet artışı enflasyona yansıdı.

İthalata bağımlılık oranı yüksek olduğu için üretimde, kur artışının yarattığı maliyet artışı faiz artışının yaratığı maliyet artışından daha yüksektir. Dahası eksi reel faiz harcamaları artırdı. Çünkü bu durumda harcamanın maliyeti düşüktür. Oysa ki reel faiz olsa, harcamanın maliyeti de yüksek olacaktır. Bu şartlarda harcama ve talep düşer. Enflasyon frenlenir.

Enflasyon mu, durgunluk mu?

Yüksek reel faiz olursa, ekonomide durgunluk etkisi olur. Ama faiz artışında hem yüksek reel faiz olmayacak, hem de durgunluk olsa bile enflasyonun bozucu etkileri daha fazla olduğu için, enflasyonla mücadeleye öncelik vermek gerekir. ABD ve AB böyle yapıyor. Hükümet popülist politikalarla ekonomiyi canlı tutup, seçim kazanmak istiyor ve fakat aynı enflasyon yoksulluğu artırdığı için daha çok kaybediyor.