Hani “Nass” vardı, “Hadis” vardı; bu uygulama nedir?

“Hazret-i Ömer’in halifeliği zamanında, Suriye, Filistin, Mısır gibi beldeler fethedilmiş ve İran toprakları, baştanbaşa İslâm devletinin sınırlarına dâhil olmuştu. Bizans ve İran’ın zengin hazineleri Beytüʼl-mâl (İslam Hukukuna göre; Maliye Hazinesi)ʼe akmaya başlamış, müminlerin refah seviyesi iyice yükselmişti. Fakat müminlerin emiri Hazret-i Ömer, devletin ihtişâmına, Beytü’l-mâlʼin zenginliğine ve ulaşılan refah seviyesine tamamen müstağnî bir gönül zirvesinde, yamalı elbisesiyle hutbe okumaya devam ediyordu. Bâzen borçlanıyor, sıkıntı içinde hayatını idâme ettiriyordu. Çünkü o, hazineden ancak kifayet miktarı bir tahsisat almayı kabul ediyor ve bununla da zor geçiniyordu. – İslam ve İhsan –”

Gün geçmiyor ki, “Devletin bazı bürokratlarının, birkaç kuruluştan maaş alarak, ‘aylıklarını 30 – 40 asgari ücretlinin aylıklarının toplamının üzerine çıkardıkları’ haberleri” gazete sayfalarına, TV ekranlarına düşmesin…

Hani, “Nass” vardı?

“Nass” sadece “Faizi indirmek için” mi vardı?

Onun da indiği falan yok ya…

Hani, Hazreti Muhammed “Yanı başındaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mümin değildir. – Abdullah b. Abbas” demişti?

Bilmiyoruz, bu “makam sahipleri”, ülkede milyonlarca işsiz, açlık sınırının altında, yoksulluk sınırının altında onlarca milyon insan varken, o koltuklarda “gönül rahatlığı ile” nasıl oturuyorlar, beraber çalıştıkları insanların yüzlerine nasıl bakıyorlar?

Hele hele, “ülkenin yardım kuruluşlarının başında olan” bürokratların “3 – 5 yerden maaş alarak “her ay ceplerine yüzbinlerce lira koymalarının’ hesabı” bu dünyada sorulmasa bile, Allah’ın huzuruna çıkarken, sorulmayacak mı?

Dahası, “onlara bu paraları verdirenler” hiç mi Hazreti Muhammed’den, Hazreti Ömer’den ders almadılar?

“Beytüʼl-mâl’i bu zihniyet ve uygulama ile yönetmek”, Hazreti Peygamber’in yukarıda yazılı hadisine ne kadar uygundur?

Bu ülkede “milyonlarca emekli, dul, yetim, gazi açlık sınırının altında gelire sahipken”, dahası, “asgari ücretle çalışan milyonlar, yoksulluk sınırını aşamıyorken” üç beş yerden “bordrolara, hakkı huzur belgelerine imza atarak” yüzbinlerce lira aylık alanların “genel müdürlük, bakan yardımcılığı koltuklarında oturtulmalarının izahı” nasıl yapılabiliyor?

Enflasyon / zam / hayat pahalılığı altında “ne yapacağını şaşırmış” milyonlarca insanın yaşadığı bir ülkede “böyle ‘ballı’ makamlara oturtulanların ‘hangi liyakat sebebi ile ödüllendirildiklerini” birileri anlatsa da, halkın vicdanında rahatlama olsa…

Bunu istemek ve beklemek hakkımız değil mi?