“Sahip olma”dan “paylaşma”ya

Bilindiği gibi bu köşede sürekli ekonomik konularda yazıyoruz. Arada başka ilginç kişi, olay ve konularda yazmakta yarar var diye düşünmeye başladım. Hiçbir konu ve olayın gerçekte ekonomiyle ilgisinin olmaması da mümkün değil. Son okuduğum kitaplardan birisi “Deneyimler” (Remzi Kitabevi 2022 Mart). 6 yılı akademisyenlik, 37 yılı bankacılıkta geçen Ömer Aras’ın iş hayatı deneyimlerinden süzülen “yöneticilik ilkelerini” özetleyen bir kitap “Deneyimler”.

Sermayesini (8 milyon dolar) sıfırdan kurdukları Finansbank, 2016 yılında 5,5 milyar dolar değerleme ile satıldı. Ülkemizin en başarılı start-uplarındanbiri oldu. Hüsnü Özyeğin ile Ömer Aras güçlü bir kadro kurarak başarılı bir banka oluşturdular. 1994 ve 2001 gibi önemli 2 ekonomik krizi başarıyla atlattılar. Sermayesi bir çanta içinde taşınarak Gümüşsuyu’nda bir iş hanının beşinci katında 30 kişinin kurduğu banka on üç bin kişinin çalıştığı sektörün en önemli bankalarından biri haline geldi. Halen QNB Finans Bank ve CİGNA Sigorta Şirketlerinde Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Ömer Aras birçok sivil toplum kuruluşunda da görev almaktadır. Banka hakkında yazılan 4 ayrı vaka Harvard Business School’da işletme yüksek lisans öğrencilerine okutuluyor. (Cem Kozlu). Mahfi Hocanın deyişi ile “teori ile uygulamanın başarı ile dans ettiği bu kitap öğrencilere, öğretim üyelerine, uzmanlara ve yöneticilere yol gösterici derslerle dolu”

Kitapta; yönetime dair benimsenen ilkeleri şekillendiren iki temel kaynak olduğunu söylüyor Sayın Ömer Aras. Bunlar aile ve eğitim. İşletme eğitimlerindeki “vaka analizi” metodundan esinlenerek yazılmış. Yazarın belirttiği gibi Türkiye’de iş hayatı boyunca çok sıra dışı olaylar yaşanır, ancak bunların çok azı kitap haline getirilir. (İlk biyografik iş adamı kitabı Vehbi Koç’un “Hayat Hikayem” kitabıydı.)  Nihayet kitabın önsözü şu cümle ile sona eriyor “Paylaşma arzusu akademi yıllarımdan kalan bir tutku olsa gerek. Sahip olunan bilginin paylaştıkça çoğaldığına inanıyorum”.  Bu yazıyla okunmasına yardımcı olabilirsek söz konusu paylaşımın daha da artmasından memnunluk duyacağız.

Kitap dört bölümden oluşuyor. Bireysel gelişim, iş ve takım kurmak, yönetim ilkeleri, değişime uyum ve son söz olarak “Önemli ilkeler Özeti.” Bu bölümlerin temel anlayışlarını şöyle özetlemek mümkün. Eğitim bireylerin kültürel oluşum sürecidir. Doğumla başlar, aile, okul ve sosyal etkileşimle ömür boyu sürer. Başarı, yetenek ve şans toplamından, büyük başarı ise biraz fazla yetenek ve çok daha fazla şanstan oluşur. Başarının temel koşullarından birisi iş, tutku ve 10.000 saat çalışma kuralıdır. (Malcolm Gladwell) İyi takım kurmak için kendinden iyisini işe almalısın. Kadın ve erkeklerin oluşturduğu yetenek havuzunun sadece yarısını kullanarak daha üstün bir şirket yaratmak mümkün değildir. (Toplumların da sadece aynı havuzun yarısı ile kalkınmaları imkânsızdır.) Kurum kültürü risk yönetimlerinde en önemli koruyucu sistemdir. Kriz yönetimi; deneyim ve yaşama, dersler çıkarma, öğrenme, öğrenimlerin yarattığı kontrol mekanizmalarıyla yeni risk yönetme sistemleri kurma döngüsüdür. Kriz yönetiminde yedi ilke; panik yaratmamak, iyimser olmak, öncelikleri belirleyerek ortak akılla karar almak, doğru iletişim, kriz takibi ve sonrasının tasarlanması ve takip sistemi oluşturması. Bireysel veya kurumsal düzeyde yaşanan tüm ekonomik krizlerin temelinde daima “aşırı borçlanma” vardır. Başarı hata yapmamakla değil, hatalardan doğru ders çıkarmakla mümkündür. Sağlıklı ilişki, sevgi, saygı ve güvene dayalı olandır. Mutluluk, ömür boyu kendine en uygun iş, aile, sağlık, sosyal yaşam ve toplumsal katkı dengesini bularak artar. Buna beşli denge deniyor.

Yazar kendi jenerasyonunda “sahip olma” kavramının ön planda olduğunu bugünkü jenerasyonun ise “paylaşma” kavramını içselleştirdiğini vurgulayarak herkesin kendi ilkelerini kendisinin oluşturması gerektiğini vurgulayarak son sözünü söylüyor. Ümit Boyner’in söylemiyle “Kitapta kendinizi buluyor, kendi yolculuğunuzda aradıklarınızla yüzleşiyorsunuz. Gözlem, öğrenme ve aşmayı yaşam biçimi haline getirmiş bir iş insanı, bir baba, bir evlat ve bir yol arkadaşıyla Türkiye’nin son kırk yılı”