Liz Truss

İngiltere’nin yeni başbakanı Liz Truss ile ilgili bir makale yazarken Kraliçe Elizabeth’in ölüm haberi geldi. İngiliz ulusu derin bir yasta çünkü Kraliçe gerçekten de her İngiliz ile bütünleşmiş bir ulusal simge idi. Kendisini, ulusu ve görevi için vakfetmiş nadir bir lider olarak tarihteki yerini alacaktır. Ülkemizi de üç kez ziyaret eden Kraliçe’nin Anıtkabir’de söylediği sözler anılarımızda: “Atatürk’ün büyük adam olduğunu bilmek için Türkiye’ye gelmeye gerek yok elbette.’’  Ruhu şad olsun. İngiliz ulusuna taziyelerimizi iletiyoruz.

Eski İngiltere Başbakanı olan Boris Johnson’ın dedesi bir Türk idi ve birkaç kelime Türkçe biliyordu! En azından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüğünde,”Nasılsın?” diye hal hatır soruyordu! Bilindiği gibi Johnson, Kurtuluş Savaşımızın amansız karşıtlarından son Osmanlı İçişleri Bakanı olan Ali Kemal’in torunu Stanley Johnson’ın oğlu.

Geçen temmuz ayında, kabinesinden 5 bakan ile 50’ye yakın bakan yardımcısı ve bürokrat istifa edince, Boris Johnson için çanlar çalmaya başlamıştı. Yine de en güvendiği iki bakanın yani Maliye Bakanı Rishi Sunak ve Sağlık Bakanı SajidJavid’in, kendisine güvenlerini kaybettiklerini belirterek   “İngiltere Halkı, haklı olarak ülkelerinin düzgün, ciddi ve yetkin bir şekilde yönetilmesini arzu ediyor” tarzında bir istifa mektubunu kaleme almış olmasından üzüntü duymuştur.

Neyse, tarihi 1832’ye kadar giden, düzenin korunması, toprak sahiplerinin, tüccar ve sanayicilerin çıkarlarının gözetilmesini ana programına alan, 1874-1880 arasında başbakanlık yapan Benjamin Disraeli tarafından yeniden örgütlenen tarihsel bir siyasi partinin genel başkan değişiminden bahsediyoruz. Birinci Dünya Savaşında Muhafazakâr Parti, Lloyd George’un başbakanlığını yaptığı koalisyon hükümetinde idi,  II. Dünya Savaşı sırasında Winston Churchill’in savaş kabinesinin çoğunluğu Muhafazakârlardan oluşuyordu.  1975’te Margaret Thatcher’ı partinin lideri olarak gördük. Kendisi, seçimle gelen Avrupa’daki ilk kadın başbakan idi. Sterlin’i,  spekülasyonlardan korumak için Avrupa Kur Mekanizmasından (ERM) çıkaran başbakan JohnMajor da bir muhafazakârdı. Yakın geçmişte, 2016 yılında, yapılan referandum ile Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkışını sağlayan David Cameron ve Brexit sürecini yöneten Theresa May de Muhafazakâr Partinin lideri olarak Başbakanlık görevlerini yürüttüler.

Şimdi de Downing Street 10 numaraya Liz Truss, İngiltere’nin üçüncü kadın Başbakanı olarak oturuyor. Liderlik yarışının dördüncü ve son turunda Muhafazakâr Parti milletvekilleri, Maliye Bakanı Rishi Sunak, Dışişleri Bakanı Liz Truss ve Ticaret Bakan Yardımcısı Penny Mordaunt arasında seçim yaptı ve sırası ile 131,113 ve 105 oy dağılımına ulaşıldı. Böylece Penny Mordaunt elenmiş oldu. Son tura Sunak ve Truss katıldı. Bu defa, Partinin 172 bin 438 üyesi oy kullandı. Oyların 81 bin 326’sını Liz Truss, 60 bin 399’unu Sunak aldı. Böylece Truss, Muhafazakâr Partinin lideri ve dolayısı ile de İngiltere Başbakanı olmaya hak kazandı.

Elizabeth Mary Truss,26 Temmuz 1975 doğumlu. Henüz 50 yaşında bile değil. Dışişleri Bakanı olmadan önce de Kadın ve Eşitlik Bakanı olarak görev yapmıştı. 12 yıldır Birleşik Krallık parlamentosunda South West Norfolk milletvekili olarak bulunuyor. David Cameron ve Theresa May Hükümetlerinde de yer aldı. Ünlü Oxfort Üniversitesi Merton College’de eğitim gördü. Burada felsefe, politika ve ekonomi okudu.2000 yılında Hugh O’Leary ile evlendi..Britannia Unchained: Global Lessonsfor Growthand Prosperity  ve Afterthe Coalition  isimli iki kitabı var.

Lider olduğunun açıklandığı salonda yaptığı zafer konuşmasında Boris Johnson’ı iltifatlara boğdu. Kremlin’e kafa tuttuğu, Brexit ile İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının yolunu açtığı, Covid aşısının geliştirilmesinde öncü olduğu ve İşçi Partisi’nin eski lideri Jeremy Corbyn’i hezimete uğrattığı için, partisi ve kendisi adına teşekkür ve minnetlerini ifade etti.

Truss’a, bu hafta Kraliçe 2. Elizabeth tarafından hükümeti kurma görevi verildi ama birçok sorun kendisini bekliyor olacak. Enflasyon ve hayat pahalılığı ile NHS denilen Ulusal Sağlık Hizmetlerinin rehabilitasyonu, ilk ele alacağı dosyalar olacak. Uluslararası ilişkilerde de Ukrayna’daki savaş, gündemin başında.

Bugün resesyon ve yüksek enflasyon prangası ile hızla resesyona giden dünya ekonomisinde, doğrusu hiçbir dünya liderinin elinde bunlara radikal çözüm olacak sihirli bir değnek bulunmuyor. Sorunun özündeki pandemi dönemi ekonomik krizinin mücadelesinde uygulanan para stokunda akıl almaz artışa yol açan emisyon hacminin genişliği var ve durum kısa sürede giderilemez. Üstüne binen Rusya-Ukrayna Savaşı ve bunun getirdiği enerji arzındaki radikal düşüş, her ülkenin kabusu oldu. Avrupa, kapıya dayanan kışı nasıl geçireceğini düşünüyor kara kara.

Truss, kaç milyar sterlini halkın desteği için yaratabilecek, hep beraber göreceğiz. Sterlinin değer kaybı ile faiz oranlarındaki yükselişin, birey ve firma bazında yarattığı olumsuz havaya eklenen temel gıda fiyatlarındaki artıştan bahsetmiyorum bile.

Doğrusu, göçmenleri sınır dışı edilmesi adına geliştirilen Ruanda Modelini anarken, buna Türkiye gibi ülkeleri de ekleyeceğinden ve Türkiye ile bu konuda müzakere edeceğinden bahsetmesi son derece vizyonsuz bir söylemdi! Uluslararası Ticaret Bakanı iken Truss, bakanlığı, dijital platformdaki paylaşımları nedeni ile “Instagram Bakanlığı”na çevirmekle suçlanmıştı. Görüldüğü kadarı ile son bir yıldır yaptığı dışişleri bakanlığı kendisine bir perspektif maturasyonunu sağlayamamış.

Her neyse, kendisi ve kabinesinin tüm yeteneğini, İngiltere’nin derin ekonomik sorunlarına vakfetmesi ve bu maçla oluşturduğunu ifade ettiği vergi kesintilerine gitmek ve ekonomiyi büyütmeyi temel alan  “cesur planını” uygulaması, Truss için uluslararası sorunlara odaklanmasından daha hayırlı olacakmış gibi görünüyor!