Kutlamaların ardından

Dokuz Eylül kutlamalarını coşku ile peşi sıra gelen tartışmalarıysa hayretle izledim. Yıllardır bize okullarda öğretilen küllerinden doğan bir halkın, yokluk içerisinde birlikte yanarak kül olup emperyalistlerin üzerine meteor gibi düşmesi ve Vahdettin’in “Müslümanların Halifesi” olarak İngiliz zırhlısına binmesi anlatılır! İlginç bir şekilde sanki General Harrington’a mektubu Tunç Soyer yazmış ve İngiliz gemisine binerek Malta’ya giden Tunç başkanmışcasına konuşanları gördükçe cehaletlerinin karanlığına gülsem mi, sinirimden ağlasam mı bilemedim!

Dünya üzerindeki belli başlı birçok kutlamayı televizyondan izleme bir kısmına da katılma şansım oldu. Türkiye’de doğmuş büyümüş bir çocuk olarak milli bayramlarımıza görevli olarak da, münferit olarak da katıldım. Oğlumu aldım, bayrak salladım hatta New York’da Türk günlerinde kortejlerde bile bunu yaptım. Geçtiğimiz Dokuz Eylül kutlamaları gibi bir kutlama hiç görmemiştim! Başta Tunç Soyer olmak üzere, İzmir Valiliği ve Emniyetini de ayrıca tebrik ediyorum. Tabi tüm kutlamaları coşku ile yaşayarak keyifli bir gün yaşayan kentdaşlarımı da canı gönülden kutluyorum.

Kordona inşa edilen Hükümet Konağı, limana yanaştırılan hologram Yunan Destroyeri ve akabinde sahnelenen oyun adeta bir Broadway Showu gibiydi! Hani bu formatı alıp ABD’ye götürseniz yapılacak tek ekleme konser öncesi atılacak 20-25 dakikalık havai fişek gösterisi olurdu!

Dedelerimizin ve nenelerimizin yokluk içinde, bilge önderimiz Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde bizlere armağan ettiği bu güzel ülkede fener alaylarını, coşkulu kutlamaları özlemişiz. Bir 23 Nisan günü, ilkokul 5. sınıfta Adana 5 Ocak Stadyumunda bando takımında elimdeki borazan ile protokol selamı verirken kolum kopacak gibi hissettiğimde, bu bayramı bize vermek için uzuvlarını hatta hayatını kaybedenleri düşünüp gözyaşlarımı tutamadım.

***

Gündem yoğun! Ama açıkçası derinlemesine bir analiz yapacak pek zamanım olmadı.

 ABD – Rusya ve Türkiye üçgeninde gelişmeler ve satır aralarında yaşanan elektriklenme Gazprom’un “Kış büyük olacak” temalı reklamı ile açığa çıktı. Eylül ayında olduğumuzu ve ay sonuna doğru havaların iyice soğuyacağını düşünürsek bu kışın Avrupa mottosu “Rus kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır” olacak sanırım…

***

Eskilerin yeni ve pahalı bir şey aldığı durumlarda kullandığı şöyle bir lafı vardı: “Bir araba para verdim!” 

Geçtiğimiz hafta İphone yeni telefonu olan 14’ü tanıttı. İlk İphonedan bu yana sadık bir iphone kullanıcısı olan ben 13’ün üstüne ne yenilikler yapılmış diye bir bakıyordum ki, mevcut kullandığım hafıza seçeneği ile 51.899.00 Lira olduğunu görünce nostalji kuşağı gibi zamanında almış olduğum arabalar geldi!

Demek bazı şeyler hakikaten araba olmadan da araba parasıymış…

Yahu bu arada, ne oldu internette “Amarika seni de, senin ürünlerini de sevmiyoruz!” diyerek iphonelarını balyozlayan vatanperver Türkiye’nin evlatları?

***

El ayak çekilince, çember daralıp birer ikişer herkes kendi hayat düzeninde dönünce, hane içerisindeki “yokluk” boğazınızda düğüm oluyor. Giden bedenen gitmiyor ki; gözyaşlarınızı da, hayallerinizi de, planlarınızı da birlikte götürüyor! Gidişine mi ağlıyorduk yoksa onsuz olacağımız için mi hep kendi kendime sorduğum soruların başında geliyor. 

Bir yazıyı yazmak için bu kadar beklediğim olmamıştı. Kıymetli babamız Prof. Dr. Adnan Akyarlıyı yitirmemizin ardından; anma törenimize, cenaze namazımıza, defin törenimize ve evlerimize kadar gelerek varlıklarıyla bizleri yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza ailecek teşekkür ederiz. 

Haftaya görüşebilmek umuduyla sevgiyle kalın…