“İkinci Elizabeth çağı” sona erdi

Mehmet Sepil, Aynur Tattersall, Miray ve Maksut Göksu hep birlikte Urla’daki İoki Japon lokantasında, Perulu şefin elinden sushi tadımlarken, aynı zamanda geniş menzilde sohbet ediyorduk Kraliçe’nin ölüm haberi ulaştığında.

İki gün önce en sevdiği evi olan İskoçya’daki Balmoral sarayında yeni başbakan Liz Truss’a görev tevdi ederken çekilmiş fotoğraflarda halsiz, solgun, yorgun görünüyordu. Ani ölüm haber bizi ilk birkaç dakika sessizliğe gömdü.

Şaşılacak bir şey yoktu tabii ki. Ne kadar el bebek gül bebek iyi bakılsa da 96 yasında bir insan fiziki ömrünün sonuna geliyordu. Zaten son iki yıldır Saray’dan gelen açıklamalar, hazırlıklar yeterince sinyal veriyordu kaçınılmaz sonun yaklaştığı konusunda.

“Bir devir kapandı”, diye mırıldandım kendi kendime. Hem de İngiltere’nin en ciddi ekonomik ve siyasi sorunlar ile başetmekte zorlandığı, lider eksikliğinin had safhada olduğu kritik bir dönemde. O, ülkesinin çimentosu idi, güven duyulan, saygı gören, soğukkanlı ve dirayetli bir lider idi. Bir İngiliz diplomat dostum 70 yıllık hükümranlığının “devamlılığın değeri”ni gösterdiğini söylüyordu The Travellers Club’taki sohbetimizde.

O gece, ertesi gün ve izleyen günlerde ardı ardına telefonlar gelmeye başladı. Televizyon kanalları Kraliçe’nin ölümünün yansımalarını, hanedanın geleceğini, 73 yasındaki Charles’in yeni Kral olarak bu çetin görevin üstesinden gelip gelemeyeceğini, Türkiye ile ilişkilerin nasıl etkileneceğini yorumlamamı istiyorlardı. Dilim döndüğünce anlattım bildiklerimi.

Kafa dinlemek, Şükran Kandıralı’nın enfes kahvaltısını tadımlamak için gittiğim Karaburun Kösedere’deki Mavi Boncuk köy kahvesinde kağıt masa örtüsünün üzerine bu kitabın ana hatlarını karalamaya başladım. Ve Yelda Cumalioğlu’nu arayıp “iki haftaya kitap hazır” dedim.

***

Kraliçe Elizabeth, ailesi ve Buckingham, Windsor Sarayları ile ilgili onlarca hikaye vardı aklımda kalan.

Kraliçe Elizabeth’in geleneksel Windsor At Gösterisinde aynı locada yer alıp sohbet onuru, Kraliçe ve eşi Prens Philip’in yanında yıllarca görev yapmış “manevi babam” William Carrocher’in anlattığı anektotlar, özellikle de geçen yıl vefat eden Philip’in gafları ile ilgili olanları.

Anne Kraliçe’nin cin tonik tutkusu, Leydi Diana’nın özel sekreteri (eski kızarkadaşım Vanessa’nın yakın dostu) Patrick Jephson ile yemeğimiz… daha neler neler gözümün önünde geçti bir film şeridi gibi.

British Gas’ı temsilen Prens Andrew ile Mısır, Kazakistan ve Çin’e aynı özel uçakta iş gezilerim. O zamanki Veliaht Prens Charles’i Gloucestershire’daki evine yakın 35 yıldır işlettiği organik çiftliğinde ziyaretim, Oxford’ta yaptığı İslam ve Batı konuşmasındaki tartışmamız. Windsor Sarayında onunla çok önem verdiği yenilenebilir enerji ve iklim değişikliği üzerine kısa sohbet.

***

Aslında çevrimici dizi ve film platformu Netflix ‘de İngiliz kraliyet ailesini konu alan The Crown sayesinde Kraliçe’nin hayatını, kişiliğini ve ilişkilerini bilmeyen kaldı mı? 1947 yılında o dönem henüz tahta geçmemiş olan kraliçenin Prens Philip’le evlenmesiyle başlayan dizi kraliyet ailesinin yaşamındaki önemli dönüm noktalarını ve İngiliz siyasi ve sosyal hayatına yansımalarını aktarıyor. Dizi ve oyuncuları birçok kez “Televizyon Oscarları” olarak adlandırılan Emmy ödülüne layık görüldü.

Kraliçe olmayı bırakın müthiş dirayetli bir kadın idi.

Gaflar kralı kocası Prens Philip’ten haylaz Harry’ye, isyankar Diana’ya, uçkuru düşük Andrew’e, şimdi Kral olan pek güvenmediği oğlu Charles’e, perde gerisini tercih eden kız kardeşi Ann’e tüm aileyi kucakladı, sessizce yönetti, şemsiye oldu.

İngiltere, İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler’den oluşan Birleşik Krallık onun manevi ve monarşik saygınlığı sayesinde bir arada kalıyordu. Tutkal idi.

56 eski İngiliz sömürgesinden oluşan Commonwealth de öyle.

15 Başbakan eskitti Churchill’den bu yana. Son başbakanı ölümünden iki gün gün önce kabul etti Balmoral Sarayında.

Monarşiye karşı çıkanlar azımsanmayacak sayıda olsa da sevenleri çoktu.

Resmi rakamlara göre 600 milyon dolar şahsi servet bıraktı geride, ama birçok kişi bu rakamı çerez kabilinden görüyor, kat kat daha fazlası olduğunu söylüyor.

Ülkesinin sömürgeci geçmişi dolayısıyla onu eli kanlı, şeytani gösteren mesajlar da eksik olmadı. Elbette ki Birleşik Krallık’ın sömürgelerindeki bazı insanlık dışı muameleleri olmuştur, elbette ki onbinlerce insan hayatına acımasızca kıyılmıştır. Unutulan şu ki o dönemlerde savaş, zulüm, esaret, kıyım biz dahil her yerde yaşandı.

Monarşik demokrasilerde ipler genellikle hükümetin elinde, monarkın fazla belirleyici rolü olmuyor ama yine de Kraliyet’in hiç sorumluluğu olmadığı anlamına gelmiyor bu. Sevabıyla günahıyla tarihe mal olmamış bir şahsiyet olarak saygıyı esirgememek gerekiyor bence.

Dışarıdan bakınca soğuk ve mesafeli görünen Kraliçe’nin insanı yönü ve iktidar becerisi eminim kitaplara konu olacaktır. Ben de sıcağı sıcağına bu satırları yazmaya karar verdim.

Zamanlıca ve huzurlu göçtü bu dünyadan 96 yaşında ama ben de üzüldüm onu yakından izleyen, sessizce başardıklarını ve insani yönünü bilen bir Londralı olarak.

Kim ne derse desin bence artık Birleşik Krallık eski Birleşik Krallık olmayacak.