Okul yolu, sorun dolu!

Yeni eğitim yılı artan sorunlarla başlıyor. Okullar açılırken, öğrenci de eğitimci de veli de dertli.

Okullar açılırken, bir yandan artan eğitim masrafları, bir yandan da çarpık eğitim sisteminin birikmiş sorunları, milyonlarca öğrenciyi ve veliyi düşündürüyor. Ayrıca, çarpık ve yetersiz eğitim sisteminin yanlışlıkları, bütün bu olumsuzlukları daha da artırıyor. Kısacası, öğrencisiyle, öğretmeniyle, velisiyle hemen herkes, eğitim sisteminden ve sorunlarından yakınıyor.

Veliler ve öğrenciler, okul masraflarını karşılamakta zorlanıyorlar. Enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle; önceki yıla göre eğitim giderlerinde büyük artış var.‘Başımızın tacı’ olması gereken eğitimciler de bir yandan zorlu geçim koşullarıyla, diğer yandan da kendilerine reva görülen olumsuzluklarla uğraşıyorlar.

Türkiye 18.9 milyon öğrenci ve 1.2 milyon öğretmenle 2022-2023 eğitim-öğretim yılına artan sorunlarla başlıyor. İlköğretimden yükseköğretime kadar eğitimin her alanı problemle yüklü. Okullar açılırken, öğrenci de eğitimci de veli de dertli.

2022-2023 eğitim ve öğretim yılı 12 Eylül’de başlayacak ve 16 Haziran 2023 tarihinde sona erecek. Yeni öğretim yılı başında velileri de kıyafet ve kırtasiye masrafları düşündürüyor. Enflasyon ve döviz kurlarıyla birlikte artan fiyatlar, eğitim harcamalarını da vurdu. Öğrencilerin okula başlama maliyeti bir yılda 2 katından fazla arttı. Hesaplamalara göre, bir öğrenciye gerekli okul forması ve kırtasiye gibi pek çok ihtiyaç için harcanması gereken ortalama tutar, 5 bin Liraya dayandı. Malzemelerin kalitesine bağlı olarak bu tutarın 10 bin lirayı aşabileceği de ifade ediliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı her ne kadar “kayıt parası alınmayacak” dese de, Okul-Aile Birliği’ne yapılan bağışlar, sınıfların düzenlenmesi için toplanan paralar, velilerin çocuklarına verdikleri harçlıklar, servis giderleri, ek kaynak kitabı gibi maliyet kalemleri de eklendiğinde özellikle alt ve orta gelir düzeyindeki ailelere, okul giderleri ciddi bir yük oluyor. Çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan aileler, yüksek zam oranları ve artan maliyetler karşısında zor günler yaşıyor. Kredi kartlarının limiti tükeniyor.

“Sadece kırtasiye en az 600 TL”

Bu yılki fiyatlar ile geçen yılki fiyatları karşılaştıran kırtasiyeciler, arada en az 3 kat fiyat farkı olduğunu ifade ediyor. En ucuz defter 25 lira. Ortalama kalitedeki bir düzine kalemin fiyatı geçen yıl 15 lira iken bu yıl 50 liraya dayanmış durumda. Kalemtraş ve silginin fiyatı 10 liraya çıktı. Kalemlikler 20 lira. Sayı çubukları, kuru boya seti ve pastel boyalar 25 liradan başlıyor. Okul çantaları indirim marketlerinde bile 60 liradan başlayarak 150 liraya kadar değişen fiyatlarla satılıyor. Beslenme çantaları 40 liradan başlıyor. Okullar, 1. sınıf öğrencilerinden fotokopi kağıdı istiyorlar. 500 adetlik fotokopi kağıdının paketi bir yıl içinde 30 liradan 100 liraya fırladı. İlkokula başlayan 1. sınıf öğrencisinin sadece kırtasiye alışverişi 600 lirayı buluyor. Kalite arttıkça fiyat da yükseliyor.

“Bu yıl okullarda öğrencileri açlık sorunu bekliyor”

Kıyafet, kırtasiye ve okul için yapılan harcamaların yanı sıra gıda fiyatlarındaki artış, özellikle dar gelirli ailelerin yaşadığı bölgelerde öğrencileri açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. “Ucuz protein kaynağı” olarak anılan yumurtanın tanesinin pazarda bile 2 liraya satıldığı, bir gevreğin bile 4 lira olduğu ortamda öğrencilerin sağlıklı beslenmesinin mümkün olmadığı ifade ediliyor.

Birçok ailenin bu maliyetleri karşılayamayacağına dikkati çeken eğitimciler, dar gelirlilere destek çağrısı yaptı.

Piyasadaki 137 ürün üzerinden yapılan araştırma, okula başlayan bir öğrencinin veliye getirdiği yükü tüm detayları ile ortaya koydu.

*********

2022-2023 OKULA BAŞLANGIÇ GİDERLERİ (TL)

Eğitim Düzeyi    TÜİK      ENAG    B. Kamu İş

Okul Öncesi       3004,7   5618,1   4615,1

İlkokul  4914,8   7554       7550,1

Ortaokul              5238,6   8051,5   8047,4

Lise        5400,8   8300,8   8296,6

“Servis ücretleri de arttı”

Türkiye’nin üç büyük kenti İstanbul, Ankara ve İzmir’de okulların servis ücretlerine bir önceki yıla göre yüzde 20 ile yüzde 30 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. İstanbul’da zam oranı yüzde 19.20 olarak açıklanırken, 3 kilometreye kadar olan servis ücreti 725 TL, 5 kilometreye kadar olan servis ücreti 784 TL, 7 kilometreye kadar olan servis ücreti 817 TL, 9 kilometreye kadar olan servis ücreti 861 TL, 11 kilometreye kadar olan servis ücreti 997 TL, 13 kilometreye kadar olan servis ücreti 1148 TL, 15 kilometreye kadar olan servis ücreti de 1206 TL olarak belirlendi.

Ankara’da bir önceki yıla göre yüzde 30 artırılan servis ücretleri 3 kilometreye kadar 637 TL, 6 kilometreye kadar 702 TL, 10 kilometreye kadar 811 TL, 15 kilometreye kadar ise 944 TL oldu.

İzmir’de bu yıl servis ücretleri yüzde 25 zamlı. 3 kilometreye kadar 679 TL, 6 kilometreye kadar 836 TL, 10 kilometreye kadar 892 TL ve 15 kilometreye kadar 1056 TL ödenecek.

“Üniversite öğrencileri özel yurtlara itiliyor”

Artan ev kiraları ve yurt fiyatları nedeniyle üniversite öğrencileri de okula hazırlık sürecinde barınma sorunuyla karşı karşıya. Ücreti 800 liraya yükseltilen devlet yurtlarının kapasiteleri odalara ranzalar yerleştirilerek artırılmaya çalışılırken, özellikle büyük şehirlerde kontenjanların yeterli olmayışı öğrencileri çaresizce özel yurtlara itiyor, yönlendiriyor. Fakat özel yurt ücretlerine gelen zamlardan dolayı öğrenciler bu ücreti karşılayamıyorlar. Dolayısıyla kiralık ev arıyorlar. Fakat kiralara gelen zamlar da öğrencileri tamamen çaresiz bırakıyor.

“Derin yoksulluk içinde okul hazırlığı yapan veliler çaresiz”

Asgari ücret artışı gibi sabit gelirlilere yapılan maaş düzenlemeleri, sürekli yükselen ve TÜİK rakamlarıyla bile yüzde 80’i aşan enflasyonun altında kalırken, birden fazla çocuğunu okula gönderecek olan velileri daha çok düşündürüyor.

Velilerin çocuklarını okula göndermek için yeterli maddi güce sahip olmadığını ileri süren Eğitim İş Sendikası Bursa Şube Başkanı Yeliz Toy, “Hatırlayalım, kamu çalışanlarının aldığı zam oranı yüzde 85,6’ydı. Enflasyon farkları da dahil. Yine asgari ücretlinin maaş oranındaki artış yüzde 94,6’ydı. Son olarak işçi ve bağımsız çalışanların emekli aylıkları ise yüzde 78,61 oranında artmıştı. Yani ortalama yüzde 80 oranında bir artış yaşadık. Fakat yüzde 350-400’e dayanan bir kırtasiye giderinden söz ediyorum. Bu koşullarda, yani ekonomik krizin ortasında, derin yoksulluk içinde okul hazırlığı yapan veliler tamamen çaresizlikle karşılaşıyor. Bir ailede birden fazla çocuğun da olabileceğini düşündüğümüzde, bugün 4 kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir yaşam standardını yakalayabilmesi için en az yoksulluk sınırı olan 22 bin TL ile geçiniyor olması gerekiyor.” dedi.

“Sadece ders kitabı vermek yetmez”

Öğrencilere sağlanan kaynak kitap desteğinin sosyal devlet ilkesine göre yeterli olmadığını ifade eden Eğitim-İş Bursa Şubesi Başkanı Toy, şöyle konuştu;

“Yakın zamanda ikinci el okul malzemesi satılan tezgahlar göreceğiz. Kırtasiyelerde bunları ödeyemeyen veliler bizlere ulaşıp şikayette bulunuyorlar. Fakat kırtasiyeler de diyor ki nakliye ücreti, gelen zamlar derken bizim açımızdan da yapılacak bir şey yok. Yani yanlış ekonomi politikalarının sonucu ya da diğer politikaların sonucu ve sosyal devlet ilkesi olmanın gereğini yerine getirmeyen bir yönetim anlayışı öğrencilere sadece ders kitabı vererek onların eğitim öğretim yılına başlamasını bekleyemez. Çünkü ders kitabı dışında kalemden deftere, ayakkabıya kadar velilerin ciddi bir bütçe ayırması gerekiyor. Fakat veli bu bütçeyi nasıl ayıramayacak, çünkü gelirinin büyük kısmını gıda yatırıyor.Yine okuldaki açlık krizinin büyümemesi için geçen yıl mayıs ayında yaptığımız talebi yineliyoruz. Biz okul sütü uygulamasının yeniden başlamasını istiyoruz. Okulda çocuklar en azından gelişimleri için gerekli olan temel gıdaya erişebilsinler.”

“Kaynakları öğrencilere ayırın”

Okula başlayacak olan öğrencilere yönelik devlet desteklerinin arttırılması gerektiğini belirten Yeliz Toy, eğitim giderlerini karşılayamayan öğrencilerin okul terki tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Yeliz Toy, “Okul ayakkabısı olmayan, kardeşinin ayakkabısıyla okula gelen öğrencileri biliyoruz. Simit alamayan öğrencileri biliyoruz. Bugüne kadar yaşadıklarımızın tamam bir kenara, bu yıl yaşayacaklarımız bizi ciddi anlamda kaygılandırıyor. Büyük bir açlık krizi ile okullarda karşı karşıya kalacağız ve bu yoksulluk gittikçe büyüyor. Biz yine taleplerimizi burada bir kez daha söyleyelim. Sadece ders kitabı vermek yetmez. Bakanlık kaynakları öğrencilere ayırmalı. Bu krizde öğrencilerin eğitim hakkına ulaşması için mutlaka destek verilmesi gerekiyor. Okul terki zaten epey artmıştı. Bu süreçte ekonomik krizle birlikte okul terki daha fazla artacak. Çok fazla öğrenci eğitim bütçesini karşılayamadığı için okulu bırakacak.” ifadelerini kullandı.

Eğitim-İş Bursa Şubesi Başkanı Toy, eğitim öğretim hizmeti sınıfında bulunan öğretmenlere her sene başında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen öğretim yılına hazırlık ödeneğinin bir yılda sadece 75 TL artırıldığını, kırtasiye masraflarında yüzde 350-400 arasında artış olurken eğitim ödeneğindeki artışın yüzde 6’da kalmasının gözden geçirilerek yeterli hale getirilmesi gerektiğini söyledi.

“Öğretmen cephesinde de durum parlak değil”

Okullar açılırken sadece öğrenciler ve aileleri değil öğretmenlerin cephesinde de durum çok parlak görünmüyor. İzmir’de 2022-2023 eğitim-yılı 738 bin 273 öğrenci, 56 bin 79 öğretmenle başlarken, Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Necip Vardal, eğitimcilerin gündemindeki en önemli konunun, Şubat ayında yasalaşan Öğretmenlik Meslek Kanunu olduğuna dikkat çekti. Eğitim Sen olarak bu kanunun bir ihtiyaç olduğunu ancak kanunlaşan haliyle öğretmelerin bugünkü haklarını daha ileriye taşımadığını belirten Vardal, “Günümüzde bu kanunun içeriğine ilişkin tartışmalar kariyer basamaklarında yoğunlaşıyor. Öğretmenlik zaten 1739 sayılı Kanun gereği bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile getirilen kariyer basamaklarının öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıracağı, değersizleştireceği, eşit işe eşit ücret ilkesine aykırı olduğu, öğretmenler odasının iç dinamiğinin bozulacağı, rekabetçi, yarıştırıcı ve ayrıştırıcı özellikleri nedeniyle cepheden itiraz ediyoruz” dedi.

Uzman öğretmen ve başöğretmen sınavları için başvuran 614 bin öğretmenin saatler süren videolar ve yüzlerce sayfa pdf formatındaki dokümanla tatillerinin zehir edildiğini dile getiren Necip Vardal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Öğretmenler ağustos ayında sosyal medya üzerinden tepkilerini dile getirdi. 1 milyonun üzerinde atılan Tweet ve hastag eylemine 800 binden fazla katılım, aslında bu kanunun fiilen kadük duruma düştüğünün bir göstergesi. Şimdi fiilen kadük duruma düşmüş bu kanunun hukuken de iptal edilmesini sağlamak üzere okullar açılır açılmaz bütün eğitim çalışanları ile birlikte bir kampanya başlatıldı. Diğer sendikalarla, birlikte ortak talepler doğrultusunda yürütebileceğimiz süreçleri de görüşüyoruz.”

Okulların fiziki durumu

Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Vardal, sadece öğretmenlerin değil okulların durumunu da gündeme taşıdı. Okulların temizliğinin pandemi döneminde bir kat daha önem kazandığını hatırlatan Vardal, “Her ne kadar İzmir genelinde İşkur’dan 2 bin 800 civarında bir eleman alımı yapılacaksa da bu her okula ortalama 1 personele tekabül ediyor. Oysa ki okullarımızın daha hijyenik olmasını sağlamak, daha temiz ortamda eğitim-öğretim hizmetini sürdürebilmek için sosyal güvenceye sahip daha çok personel istihdam edilmesine ihtiyacımız var. Ayrıca okullarımızın güvenlik sorunu için henüz bir adım atılmış değil.” diye konuştu.

İzmir’de 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen depremden önce başlatılan dayanıklılık testini geçememiş okulların boşaltıldığını, buna depremde orta ve ağır hasar gören okulların da eklendiğini bildiren Necip Vardal, şunları söyledi:

“Depreme dayanıksız ve hasarlı durumdaki 122 okulun öğrencilerinin yakınlarındaki başka okullara taşınarak ikili öğretime geçilmesi, eğitimin niteliğini olumsuz etkileyen bir durum. Yaklaşık 3 yılı bulan süreçte ancak 17 okulun yapımı tamamlanabilmiş. Ayrıca güçlendirme ihtiyacı olan 23 okulda bu çalışmalar sürdürülüyor. İkili eğitim, öğrencilerin sabah giriş, akşam çıkış saatleri açısından özellikle kış mevsiminde ciddi sorunlara neden oluyor. Akşam saat 20.00’yi geçen saatlerde öğrencilerin evlerine gitmesi, beslenme ihtiyaçlarını karşılaması, günlük ödev çalışmaları nedeniyle sosyalleşme ve dinlenmeye zaman kalmıyor.”

Öğretmenlerin ekonomik, özlük ve demokratik sorunlarının tek çözümün örgütlü hareket etmelerinden geçtiğini vurgulayan Necip Vardal, “Öğretmenlerin sadece örgütlü olmaları yetmiyor. Örgütlü oldukları yapıları da harekete geçiren, oraları demokratikleştiren, demokratik mücadele yürüten bir çabaya ihtiyaç var” değerlendirmesinde bulundu.

OKULLAR AÇILIYOR, BESLENMEYE DİKKAT!

Okul dönemi, çocukların enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskinin de oldukça arttığı bir dönem. Bu yüzden çocukların beslenme programları planlanırken mutlaka bağışıklık sistemini de güçlendirecek şekilde olmasına dikkat etmek gerekiyor. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, çocukların okul döneminde yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesi için hangi adımların izlenmesi gerektiğini anlattı.

Çocukların büyüme ve gelişme döneminde oldukları için enerji ve besin ögesi ihtiyaçlarının yetişkinlere göre fazla olduğuna dikkat çeken Emel Terzioğlu Arslan, şu önerilerde bulundu:

“Gün boyunca öğün atlamamaya özen gösterilmeli ve mutlaka kahvaltı yapılmalıdır. Besin çeşitliliği artırılmalı; her gün çeşitli besin gruplarında yer alan besinlerden gereksinim kadar her öğünde tüketilmelidir. Toplam yağ ve doymuş yağ, kolesterol ile şeker alımı azaltılmalıdır. Yemeklerde; bitkisel sıvı yağlar (zeytinyağı, ayçiçek yağı, fındık yağı vb.) tercih edilmelidir. Sebze, meyve, tam tahıl, kurubaklagil tüketimi, dolayısıyla posa alımı artırılmalıdır. Kemik sağlığı için her gün 2-3 su bardağı süt ve yoğurt tüketilmelidir. Haftada en az iki kez balık tüketilmelidir. Ev dışında yemek yeme sıklığı azaltılmalı, yendiği zaman yağsız veya az yağlı yemekler veya menüler tercih edilmelidir. Şeker eklenmiş içeceklerden sakınılmalı, meyve suyu yerine meyve tüketimi tercih edilmelidir.”

ÜNİVERSİTELİLERİN BARINMA KRİZİ BÜYÜYOR

Üniversitelerin açılmasına sayılı günler kala öğrenciler barınma krizi yaşıyor. Devlet yurtlarının kapasitesi talebin sadece yüzde 10’unu karşılarken, ev kiralamak isteyen öğrenciler ise ev bulamıyor.

Barınma sorununun bir başka etkenini yurtların dağılımı oluşturuyor. En çok öğrencinin bulunduğu İstanbul, yurt kapasitesinin ancak yüzde 1,5’ine sahip.

Üniversite öğrencilerinin barınma krizine dikkat çeken CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, yurt kapasitesinin talebin sadece yüzde 10’unu karşılayacak seviyede olduğunu söyledi. CİMER üzerinden aldığı yanıtı paylaşan Başarır, “Bize verilen cevaba göre, Türkiye genelinde 346 kız, 229 erkek ve 202 ayrı toplam 777 yurt bulunuyormuş. Ancak 2020 Sayıştay raporunda 781 adet yurt bulunduğu ifade edilmiş ve Sayıştay bu 781 yurttan 169 yurdun kullanıma elverişsiz olduğunu belirtmiş.” dedi.

“Öğrencilerin yaşam alanları daraltılıyor”

AKP iktidarının yeni yurt yapmak yerine yurtları kapattığını öne süren Başarır, “Şu anda kullanıma elverişli 608 adet yurt bulunuyor. Sayıştay raporuna göre 2021’de 698 bin 298 kişilik yatak kapasitesi bulunuyordu ancak sayın bakan bu sene yurt kapasitesinin 800 bini geçtiğini ifade etmiş. Bu demek oluyor ki yeni yurtlar yerine öğrencilerin yaşam alanları daraltılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“8 milyondan fazla öğrenci var, yurt kapasitesi 800 bin”

YÖK verilerine göre ve bu sene tercih veren öğrencilere göre toplamda 8 milyondan fazla öğrenci bulunduğunu vurgulayan Başarır, “Sadece 2022 yılında ÖSYM tarafından açıklanan verilere göre 1 milyon 5 bin 490 aday üniversiteye yerleşti. Yani yurt kapasitesi ancak ve ancak öğrencilerin yüzde 10’unu karşılayacak seviyede. AKP iktidarının öğrenciye verdiği değer işte bu.” ifadelerini kullandı.

İÇİNİZ RAHAT OLSUN, ÇOCUKLARINIZ BİZE EMANET

İzmir’de okul kantinlerinin tüm ülkeye örnek olabilecek seviyede olduğunu söyleyen İzmir Kantinciler Odası Başkanı Özgür Yavuz, “Velilerimizin içi rahat olsun. Çocuklar ailelerin bizlere emaneti. Ticaret bizim için ikinci planda. Temiz, kaliteli ürünlerimizle kendi evladımızdan ayırt etmediğimiz öğrencilerin sorumluluğun bilincindeyiz. Yasaklı ürün satmıyoruz, dışarıdan kötü alışkanlıklara karşı dikkatliyiz, okul içinde öğrencilerimizi gözlüyor, kolluyoruz.” dedi.

Okul kantinlerinin TSE kriterlerine uygun şekilde çalıştığını belirten Yavuz, ilçelerdeki tüm sözleşmelerin tamamlandığını bildirdi. Özgür Yavuz, “Biz evlatlarımıza sahip çıkıyoruz ama okul dışında da korunmaları gerekiyor. Bu noktada okul kapılarının sürekli kapalı tutularak, öğrencinin dışarıdan sağlıksız ve yasaklı ürün almasının önüne geçilmeli. Benimsediği hassas ve kolektif çalışma anlayışıyla kantincilerin gönlünde taht kuran Milli Eğitim Müdürümüz Yentür’den de bu konuda sıkı denetimlerin yapılacağının sözünü aldık. Bu çocuklar hepimizin, geleceğimizin teminatı’ diye konuştu.

Mutlu: Öğrencilerin ihtiyaçlarını görün

Türkiye’de zaman zaman okul kantinlerinde üzücü olayların yaşandığına değinen İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) Başkanı Zekeriya Mutlu, “İzmir’de kantinlerde böyle olaylar yaşanmadı. Hiç yüzümü kara çıkarmadınız, teşekkür ederim.” dedi.

Kantincilerin çocukları anne baba şefkati ile kucakladığını da hatırlatan Mutlu, “Türkiye zor günler geçiriyor. Dar gelirli aileden gelen, kantinde satılan ürünleri alamayan çocuklar olabilir. Onları kucaklayın, ihtiyaçlarını görün. Okulda hangi çocuğun ihmal edilmeyeceğini en iyi siz bilirsiniz.” ifadelerini kullandı.