Seçim dönemi kontrollü gerginlik

Hem Türkiye’de ve hem de Yunanistan’da seçimler yaklaşıyor. Seçim öncesinde, her iki ülkedeki iktidarların gerginliği tırmandırması ve bu gerginlik politikalarını iç siyasette kullanmaya çalışmaları dikkat çekiyor.

Bunca yıldır Yunanistan’ın adalardaki faaliyetleri ile ilgili olarak yapılan uyarılara kulak asmayan ve herhangi bir girişimde bulunmayan iktidarın; şimdi seçim yaklaşırken bu konuyu gündeme getirmesi de sorgulanıyor.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimin, iki ülkede de seçime sayılı günler kala tırmandırılması, “iç siyaset” ile ilişkisi tartışılıyor. Yapılan yorumlar doğrultusunda, bu değerlendirmelerin tabanını güçlendiren nedenler arasında, her iki ülkenin seçim tarihlerinin birbirine yakınlığı, artan ekonomik ve sosyal sorunları, iktidarlarının muhalefet karşısında güç kaybetmesi yer alıyor. 

1914’te 6 büyük devlet kararı ve 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi ile Yunanistan’ın kullanımına verilen 23 ada, “gayri askeri statüde” olmasına gerektiği halde, bu adalar silahlandırıldı. Aydın, Muğla ve İzmir il sınırları içindeki Türkiye’ye ait 20 ada ve iki kayalık da 2014 yılından bu yana Yunanistan tarafından işgal edildi. Türkiye bu adaların işgal edilmesine, bu yılın başına kadar sessiz kalmıştı.

Yunanistan son olarak, NATO tatbikatı uçuşu yapan Türkiye’ye ait F- 16 savaş uçakların, Girit’te konuşlu S-300 hava savunma sistemlerini kullanarak taciz etti.

2020 yazında Doğu Akdeniz’de egemenlik alanları nedeniyle askeri unsurların da işin içinde olduğu büyük bir gerilimden geçen Türk-Yunan ilişkileri, Almanya ve NATO’nun girişimleri sonucunda 2021 başından itibaren yumuşamaya başlamıştı.

Türk ve Yunan dışişleri bakanlarının karşılıklı ziyaretleri ve ardından Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis’in 13 Mart 2022’de İstanbul’a giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi, bu yumuşamanın süreceği yorumlarına neden olmuştu.

Ancak Miçotakis’in Mayıs ayında ABD’ye yaptığı ziyaret sırasında hitap ettiği Kongre’ye Türkiye’nin almak istediği 40 F-16 savaş uçağının satılmaması çağrısı yapması Ankara-Atina arasındaki yumuşama sürecini sona erdirmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Benim için artık Miçotakis diye biri yok” sözleriyle tepkisini dile getirmiş ve Yunanistan ile 2022’de yapılması planlanan üst düzey işbirliği konsey toplantısını iptal ettiğini kaydetmişti.

Bu süreçten sonra, siyasi boyutta gerilen ilişkiler, Ege ve Doğu Akdeniz’e de yansıdı. Türkiye, Yunanistan’ın Lozan ve Paris anlaşmalarıyla silahsızlandırılmış olması gereken adaları silahlandırdığını, bunun da adalar üzerindeki egemenliğinin tartışmaya açılması anlamına geldiğini kaydetti. Yunanistan ise Türk savaş uçaklarının Yunan adaları üzerinde uçtuğunu ve hava sahasını yüzlerce kez ihlal ettiğini gündeme getirdi.

2022 ilkbaharından beri ilişkileri giderek gerilen Türkiye ve Yunanistan arasında, iki ülkenin savaş uçakları arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanan olaylar sebebiyle yeni bir bunalım yaşanıyor. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, son dönemde Yunanistan’la yaşanan gerilimlerin ardından “Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz. Vakti saati geldiğinde gereğini yaparız. Hani diyoruz ya: Bir gece ansızın gelebiliriz” dedi.

Samsun’da Teknofest 2022’de açıklamalarda bulunan Erdoğan, Yunanistan’ın hem Dedeağaç’taki ABD üssüyle hem de S-300 hava savunma sistemiyle Türkiye’yi tehdit ettiğini dile getirdi ve  “Ey Yunan; bak tarihe bak, tarihe dön. Çok daha fazla ileri gidersen bunun bedeli ağır olur, ağır. Yunanistan’a tek cümlemiz var; İzmir’i unutma diye konuştu.

“Yunanistan Türkiye’ye uymayacak”

Erdoğan’ın sözlerine Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan cevap geldi. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Yunanistan, günlük küstah ve her türlü sınırı aşan açıklamalar ve tehditler konusunda Türkiye’ye uymayacak. NATO içerisindeki birlik ve beraberliğe kimin zarar verdiğini göstermek için son günlerde yapılan provokatif açıklamaların içeriğine dair müttefiklerimize ve ortaklarımıza bilgi vereceğiz. Aynı zamanda uluslararası hukuk ve deniz hukuku temelinde bölgenin tamamı için istikrar ve güvenlik sütunu olarak kalmaya devam edeceğiz.”

Seçimlerin etkisi var mı?

Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimin artmasının sebeplerinden birisinin her iki ülkede de yaşanan ekonomik ve siyasi problemler ile yaklaşan seçimler olduğu değerlendiriliyor.

Mevcut hükümetlerin görev süresi Türkiye’de Haziran 2023’te, Yunanistan’da ise temmuzda sona eriyor. Her iki ülkenin gündeminde de erken seçim olma ihtimali var. 

Yunanistan’da Başbakan Miçotakis’in, Türkiye ile yaşadığı bunalımı, siyasi popülerliğini yeniden kazanmak için kullanabileceği yorumlanıyor. Yunanistan’da Türkiye gündeminin her zaman çok önemli bir iç siyaset etkisi olması bu görüşü güçlendiren bir olgu olarak görülüyor.

Bu sene Zafer Bayramı’nın 100. yılını kutlayan ve 2023’te de Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılını kutlayacak olan Türkiye açısından Yunanistan ile yaşanan mevcut gerilimin, hükümetin milliyetçi tabanı yeniden konsolide etmesine yarayabileceği yorumlanıyor.

***

“BU BİLEK GÜREŞİ, YUNANİSTAN AKLISELİM DAVRANMADIĞI TAKDİRDE SÜRECEKTİR”

Uluç Özülker (Emekli Büyükelçi)- Yunanistan’ın halihazırda 4 tane çok önemli sorunu var. Bunlardan birini, ‘Düyun-ı Umumiye’ olarak adlandırıyorum. Yunanistan’ın krize girdiği zaman 320 milyar dolar gayri safi milli hasılası vardı. Buna karşılık 330 milyar dolar borcu vardı ve ödeyemeyecek durumdaydı.  Dolayısıyla Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa Birliği el koydu. İflas etti. O nedenle Yunanistan’ın AB ülkesi olarak 2060 yılına kadar borç vermek sorumluluğu var. Yunan ekonomisi elle tutulabilecek bir konumda değilken; şimdi iyiden iyiye batmış vaziyette. Dolayısıyla Miçotakis’in bir koalisyon hükümeti olarak gücü yok, bunun üstesinden gelecek durumda değil. Bunun ötesinde neler yapılacağını da Düyun-ı Umumiye diye adlandırdığım komisyon söylüyor.

İkinci husus; Miçotakis’in seçilebilmesi için daha geniş oy potansiyeline kavuşması lazım. Örneğin Altınşafak diye bir parti vardı. Kapattılar. Türkiye’ye düşmanlar. Onlar bir oy potansiyeli olarak ortada duruyor. Oylarını almak için onları tatmin etmek lazım. Türkiye’ye düşmanlıkları olduğu için politikasının içinde bu da var.

Üçüncü bir husus da Yunanistan uzun bir süredir, Türkiye’nin kendi zaaflarından yararlanmak suretiyle Türkiye’yi köşeye sıkıştırma politikası uyguluyor. Mesela, Doğu Akdeniz’de doğalgaz meselesi dolayısıyla Türkiye’ye düşman olan bir tutum içindeydi. Mesela Meis adasında 40 bin kilometrekarelik bir kıta sahanlığına sahip olabileceğini iddia edebilecek kadar aklıselimden uzaklaşmıştı. 400 kişinin yaşadığı, 10 kilometrekarelik bir ada… Bize hiç hak tanımadan…

Türkiye, son iki yıldır tutum değiştirdi. Geçmişteki değerli yalnızlık politikası, son iki yıldan beri değişti. Türkiye uzak duran politikalarından komşuluk ilişkilerini ayağa kaldırmak üzere adımlar atmaya başladı. Bu arada Ermenistan, Suriye, Ortadoğu meseleleri, Rusya ile ilişkilerinin ileri götürmesi Türkiye yönünden bir avantaj ortaya çıkardı. Denge politikaları kapsamında Türkiye bu bölgelerin önemli bir ülkesi haline geldi. Başka bir deyişle Türkiye’nin olmadığı bir ortamda Ortadoğu, Kafkas sorununu çözmenin mümkün olmadığı artık anlaşıldı.

Türkiye her geçen gün prestijini artırıp ön plana çıkmaya başladı. Bu aynı zamanda ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sıkıntılarını artırdı. ABD ve Fransa politika değiştirmek suretiyle Yunanistan’a bir piyon olarak arka çıkmaya ve Türkiye aleyhine kullanmaya başladılar. Bu piyonluk meselesinde Amerika ve Fransa, Yunanistan ile kabulü mümkün olmayan, hayretler içerisinde bırakan bir anlaşma imzaladı.  Bu anlaşmada dehşet verici bir madde var. Şöyle: “Yunanistan herhangi bir şekilde, bir saldırıya uğradığı zaman her iki ülke topyekûn yardımına gidecektir.” Bu 3 ülke de NATO müttefik üyesi değil mi? Kim saldırabilir bu iddia içinde Yunanistan’a? Bu, isim konulmadan Türkiye’nin hedef gösterildiği bir hükümdür. Açık bir düşmanlıktır. Bunun ötesinde Amerika ve Fransa Yunanistan’a silah vermeye başladılar. Düyun-ı Umumiye’nin kontrolünde olan bir ülkedir, 2060’a kadar her yıl borç ödeyecektir. 17 milyar dolarlık silah almaya kalktı. Amerika ve Fransa bunun kapısını açtı. Yunanistan bu parayı ödeyebilir mi? Bu koşullar altında bunun anlamı şudur: Amerika ve Fransa, Türkiye’ye dost gibi bakmamaktadır.

Burada piyon gibi kullanılan Yunanistan, arkasında Amerika’nın gücünü gördü. Miçotakis, ‘onların desteğini aldım, elimde bir anlaşma da var’, dedi. Dolayısıyla, bu koşullarda ‘daha sert bir politikayla yola çıkabilirim’, dedi. Bu kez Ege’ye sıçradı.

Bunlar olurken dördüncü faktör ortaya çıktı. Bizim Yunanistan’la Anadolu’yu işgal teşebbüsünden itibaren Lozan’la tamamlanmış ama tamamlanamamış bir hesaplaşmamız var. O tarihte nispeten güçsüzdük, İstiklal Savaşını kazanıp hak ve hukukumuzu elde ettik ama daha ileri gidemiyorduk. Çünkü arkasında İngiltere hatta Amerika vardı. Zaten savaşta yorgun düşmüş, toparlanmaya çalışan bir ordu vardı. Netice itibariyle tazminat meselesi görüşüldü. O tazminat konusunda İngilizler, fazla kurcalamayın, bu işi fazla ileri götürmeyin, dedi. Çünkü Yunanistan mağduriyetinden sonra karmakarışık durumdaydı, tazminat istediğinizde onu verecek bir kabiliyeti yoktu. Türkiye de güçlü olmadığı bir ortamda İngiltere ile yeniden kapışmayı istemedi tabii o günün koşullarında. Bunun karşılığında bir köy ile birlikte bir arazi parçası verdiler.

Yunanistan Lozan’ı kesinlikle dinlemiyor. Yunanistan’ın Türkiye ile bir çatışma ortamına girdiği zaman Türkiye’nin üstesinden gelebilme şansı yoktur. 10 milyonluk bir nüfusu yaşatamıyor. Bir de bunun ötesinde ekonomik açıdan berbat durumda. Peki neye güvenerek çatışmaya götürecek biçimde ısrarla bu noktaya geliyor? Arkasındaki ağababaların kendisine verdiği güvenceden destek alıyor. Bunu da Cumhurbaşkanı Erdoğan, net bir şekilde ortaya koydu. Erdoğan, “Yunanistan bir piyondur” dedi. Türkiye’yi artık istedikleri ölçüde kontrol altında tutamıyorlar, Yunanistan’ı piyon olarak kullanıyorlar. O da bunları oradan aldığı cesaretle yapıyor.

Sorunlar, kangren olmuş durumdadır

Her ülkenin kendine göre sıkıntısı var. İki ülke de seçime gidecek. Türkiye bu konularda başarı kazanırsa mevcut iktidar yeniden seçilme konusunda ekstra puan kazanma imkânına kavuşacak. Öbür tarafta Miçotakis sorunları bu şekilde çözerim diye bakarken; Türkiye’deki iktidarın “Eh napalım bu da kaderimizmiş” diye oturmasını beklemeniz mümkün mü? En son Erdoğan, net bir şekilde, “Bir gece ansızın gelebilirim” dedi. Ne olacak? Adalar gidecek. Net olarak söyleyebilirim.

Bıçak kemiğe dayandı. Bu sözleri üzerine Yunanistan birinci etap olarak ümit ettiği şeyi yakaladı. Türkiye ile bir savaşa girmesi mümkün değil, o bir piyondur. Ama ağababalarına şikâyet etmek için vesile yarattı. Onların kapısına gidip, Türkiye beni tehdit ediyor, diyecek. Yunan politikası ikiyüzlüdür, kesinlikle güven olmaz, sonuna kadar samimi olduğuna inanamazsınız.

Türkiye’nin Yunanistan’la kapışması NATO’nun sorunudur

O zaman elinizde ne kadar koz varsa Yunanistan’ı sıkıştıracak şekilde, hepsini kullanmak durumunuzdasınız artık. Yunanistan o kadar geriye gidip diğer ülkelerden tazminat istediğine göre Birinci Dünya Savaşında ve İstiklal Savaşında karşı karşıya bırakıldığım olaylar nedeniyle ben de tazminat istemek hakkına niye sahip olmayayım?

Türkiye’nin de Yunanistan’ı köşeye sıkıştıracak adımları nasıl atabileceğini daha ayrıntılı olarak düşünmesi gereklidir. Batılı ülkelerin ümitleri Türkiye’de iktidarın değişmesi. Onlar üzerinde ilişki kurmayı kabul edecek, işler daha kolay olacak, diye bakıyorlar. Ben öyle düşünmüyorum. Çünkü karşı karşıya bulunduğumuz konular hem siyasi hem askeri hem de hukuk açısından Yunanistan’ı haklı çıkaracak durumda değildir. İktidara kim gelirse gelsin bu bilek güreşi bir noktada Aklıselim bir şekilde Yunanistan tarafından ele alınmadığı takdirde sürecektir diye değerlendiriyorum.

**********

“SİYASİ İKTİDAR ZAMANINDA DEĞİL DE NEDEN ŞİMDİ TEPKİ GÖSTERDİ?”

Soner Aydın (Emekli Albay)- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Eylül’deki konuşmasında Yunanistan’la ilgili konuları gündeme getirmesi; zamanlaması ve içeriği açısından değişik yorumlara neden oldu. Cumhurbaşkanı’nın konuşmasındaki “Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz, bir gece ansızın gelebiliriz” sözleri, içinde “adalar” kelimesi geçmesi nedeniyle; Yunanistan’ın Ege’de 22 ada ve kayalığı 8 yıldır uluslararası anlaşmalara aykırı olarak işgal etmesine ve silahlandırmasına tepki olarak algılandı. Bu algı “iktidarın neden 8 yıl boyunca suskun kaldığı, tepki göstermediği” sorusunu akıllara getirdi. (MSB Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım Yunanistan’ın işgal ettiği ve silahlandırdığı adaları; konumu, hukuki statüsü, aidiyeti yönleriyle yıllardır bıkmadan gündeme getirmekte, sorumluların tepkisizliğini ortaya koymaktadır. Konunun ayrıntısına girmeyeceğim. Merak edenler Ümit Yalım’ın açıklamalarına bakabilirler.)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlerinin hemen ardından Yunanistan; Türkiye’yi Birleşmiş Milletler, NATO ve AB’ye şikâyet etti. AB komisyonu “Türkiye’yi saldırgan söylemlerden kaçınmaya ve AB üye ülkelerinin egemenliğine ve bütünlüğüne saygı duymaya” çağırdığını duyurdu. Böylece konu Türkiye ile AB arasındaki soruna dönüştü. Pek çok ülkeden olumsuz tepkiler gelmeye başladı. Bunun ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan; Balkan turuna çıkarken bir gazetecinin sorusuna cevaben yeni bir açıklama yaptı ve adalar konusuna değinmeden Yunanistan’ın uçaklarımıza S-300 füze radarlarıyla kilit atması konusunu gündeme getirdi. Yine “bir gece ansızın gidebiliriz” sözünü tekrarladı. Çevresindeki gazetecilerin hiçbirisinin de adalar konusunda soru sormadığı dikkatimi çekti.

Bu tepkinin; ülkemizin son derece haklı olduğu Yunanistan’ın S-300 tehdidine karşı olduğuna dönüştürülmesi de karşı cepheyi ikna etmeye yetmedi. Yunanistan ve AB yetkilileri; S-300 tehdidini görmezden gelerek “bir gece ansızın gelebiliriz” sözü üzerinden konuyu gündemde tutmaya devam ettiler. Bu sefer Cumhurbaşkanı Erdoğan Bosna Hersek’te yaptığı konuşmada “Ellerinde bu adalar var bu adalarda üsler var. Buralardan hareketle bize karşı bu tür gayrimeşru tehditler sürerse sabrın da bir sonu vardır. Vakti saati geldiğinde TEKNOFEST’te bunu söyledim bir gece ansızın gelebiliriz” diyerek kararlılık gösterisi yaptı.

Son 4-5 gündür karşılıklı olarak tırmandırılan bu gerginliğin nedeni bir türlü anlaşılamadı. Sorun Yunanistan’ın uluslararası anlaşmalara aykırı olarak işgal ettiği ve silahlandırdığı adalar mıdır? Eğer böyleyse 8 yıldır neden hiçbir tepki gösterilmemiştir? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz” sözü ne anlama gelmektedir?

Sorun adalar değil de uçaklarımızın S-300 füzeleriyle tehdit ve taciz edilmesiyse ve bu savaş nedeniyse neden bugüne kadar gereği yapılmamıştır? Angajman kurallarına göre böyle bir tehdide maruz kalan askeri unsurun sorgulamadan karşılık vermesi gerekmektedir. Neden karşılık verilmemiştir? Bence pilotlarımız Yunanistan’ın bu küstahlığı karşısında en iyisini yapmışlardır. Ama eğer siyasi irade bunu bir savaş nedeni olarak görüyorsa; zamanında gerekenleri yapmak yerine aradan bunca zaman geçtikten sonra neden sadece sözle, yüksek perdeden konuşarak tepki göstermektedir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlangıçtaki “Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz” sözüyle son olarak dile getirdiği “Ellerinde adalar ve bu adalarda üsler var. Buralardan tehdit sürerse gereği yapılır” sözleri bir arada değerlendirildiğinde; bende, adaların işgalinin ve silahlandırılmasının sorun olarak görülmediği, bu işgalin tehdide dönüşmemesi uyarısıyla yetinildiği izlenimi oluşmuştur.

Basın önünde karşılıklı atışmalarla uluslararası anlaşmazlıklara çözüm bulunduğu görülmemiştir. Kaldı ki; ABD ve AB Yunanistan’la bu kadar yakın iş birliği içindeyken, ABD Ege’de ve Batı Trakya’da üsler kurmuş ve Yunanistan savunmasına destek vermekteyken, AB Yunanistan hava kuvvetlerini güçlendirirken ve askeri destek verirken Türkiye’nin Yunanistan’la savaşa tutuşması oldukça zordur. Böyle bakınca karşılıklı atışmalarla toplumlarda gerginlik ve huzursuzluk yaratmanın; her iki ülkede yaklaşan seçimlere yatırım olduğu, milli duygular üzerinden propaganda yapıldığı fikri daha akla yatkın gelmektedir. Eğer böyleyse askerlerimizin canı ve kanı üzerinden siyasi propaganda yapılmasını izah edecek kelime bulamıyorum. Vatandaşlarımızın da son 10 yıldaki toprak kayıplarımızı sorgulayarak, içinde bulunduğumuz ekonomik, sosyal ve siyasi koşullarda savaşın getireceği yıkımı gözlerinin önüne getirerek karar vermesi gerektiğine inanıyorum.