Yıllar yılı 9 Eylül bayramları nasıl kutlandı?

Burada anlatacağımız İzmir’in Dokuz Eylül bayramlarındaki hatıralar koyu bir milli bağımsızlık ve özgürlük azminin zirve yaptığı şenlikler şeklinde yorumlanmalıdır. Bu şenliklerde yıllar yılı Yunan düşmanlığının esamesi bile okunmamıştır.

Yalnızca Emperyalizmin ülkemize saldırttığı Yunan militarizmine karşı haklı bir nefret vardı. İzmir’e girdiği 10 Eylül günü akşamüstü konaklayacağı Karşıyaka İplikçizade Köşkü basamaklarında ayaklarının altına serilen Yunan bayrağına basmayıp, o bayrağın hemen kaldırılmasını ve saygı gösterilmesini isteyen Gazi Mustafa Kemal’in çocukları olarak Yunan düşmanlığı bize yakışmaz. Emperyalizmin desteğinde ülkemizi esir etmek isteyen varsa, işte bizler ona karşıyız.

1922’de sonraki İzmir’in 9 Eylül’lerinde, yangın artığı siyahlaşmış kent dokuları hariç olmak üzere bütün Karşıyaka, Kemeraltı, Hükümet meydanı, Güzelyalı, Karataş hattı, Namazgah ve Kadifekale bayraklar, renkli ponpon kağıtları ve İstiklal savaşı komutanlarının çerçeveli fotoğrafları ve istiklalci sloganlarla donatılırdı.

İzmir şehri, evler, sokaklar ve mahalleleri ile gelin gibi süslenirdi. Daha 3 Eylül sabahından itibaren Batı Anadolu civar şehir ve kasabalarından, köylerden kadınlı ve erkekli büyük bir kalabalık akın akın gelerek, Basmane otellerinde ve Kordonboyu’nda konaklardı. Oteller hınca hınç dolardı.

İlk dönem bayramlarda tören resmi geçit kulvarı, Basmane’den başlayıp Namazgah, Tilkilik, Kemeraltı güzergahından Konak’a ulaşırdı. Konak Meydanı’na kalas ve tahtalardan tribünler yerleştirilirdi. Bu resmigeçitlerin en fiyakalı yerinde çete efradı ile birlikte yürüyen Menemen çevresi Milis Kumandanı Bombacı Ali Çavuş bulunurdu. Çocukluk yıllarımda bu kahramanın çizmesine, kırbacına dokunmuş biri olarak onun yanında birkaç dakika rap rap yürüdüğümü hatırlıyorum.

Daha sonraki yıllar törenler, Konak Meydanı ve Kordonboyu’na kaydırıldı. 9 Eylül sabahı İzmirlilerin de katılımı ile büyük misafir kalabalıkları bütün Kordon ve hükümet önünü doldururdu. Sadece resmigeçide katılanların geçeceği on metre genişliğinde bir açıklık bırakılırdı.

Tören Halkapınar Şehitliği’nden kalkan süvarilerin Birinci Kordon’dan doludizgin geçmesi ile başlardı. Hükümet Konağı’na bayrak çekilirken yer yerinden oynardı. Yıllarca Dokuz Eylül törenlerine derin bir hürmet ve sevgi ile katıldım, hala katılırım.

Tam 50 yıldır (Üniversiteden mezun olup İzmir’e döndüğüm 1972’den beri), o sabah saat 10.00 civarında Konak Meydanı’nda, halkın arasında, tam Hükümet Konağı’nın karşısında yer tutarım. Çünkü temsili öncü atlı birlikler gelecek ve Ali Rıza Akıncı büyüğümüzü temsil eden bir askerimiz balkona çıkıp Yunan bayrağını indirecek ve yerine Türk bayrağını çekecektir. İşte o an gözlerim dolar dolar boşalır. Gözyaşlarımız halkın alkışlarına, meydan güvercinlerinin kanat çırpışları gönderde dalgalanan sancağımızın nazlı nazlı gülümseyişine karışır.

Nice Dokuz Eylül törenlerinde yanımda genellikle Teğmen Ali Rıza Akıncı’nın eşi Meliha teyzem, oğlu Vural Akıncı ve eşi Lale hanım bulunurdu. Bir törende Meliha teyzemin torunu İlke de vardı. Bayrağın göndere çekildiği an hepimiz ağlardık. Bazı tören günleri Tınaztepe kahramanı bir babanın evladı olan Musiki araştırmacısı ve bestekar Ali Rıza Avni de göğsünde İstiklal Madalyası ile bulunurdu.  Meliha teyzem öldükten sonra Vural ağabey ile törenleri izler olduk. Vural Akıncı, İstiklal Madalyasını göğsüne takıp devasa bir heykel gibi yanımda dururdu. O da vefat etti. Herkes öldü. Bir tek ben kaldım o meydanda.

Eskiden esas parlak törenler, resmigeçit alayının öğleden sonra Kordonboyu’ndan geçmeye başlaması ile olurdu. Halk, sabahtan öğle sonrasına kadar resmigeçidi beklerdi. Herkes kaptığı köşeyi kaptırmamak için yerinde saatlerce tünerdi. Evvela askeri birlikler geçerdi. Trampet takımı ve bandonun ardından Muhafız Alay Sancağı’nın geçişi kalplerde ilk kıvılcımları tutuşturur, süngülü piyadeler heyecanı alevlendirir, cakalı bahriyeliler alkışlanır, süvariler içimizi kabartır, iri kadanaların çektiği toplar ve katırlara yerleştirilmiş makineli tüfekler güvenimizi okşar, ilk, orta ve lise izcileri gururumuzu artırırdı.

Dedem Hilmi Dölek’in başöğretmeni olduğu Misakı Milli Mektebi, at arabalarının üzerinde temsil ettiği istiklal savaşı canlı tabloları ile halkın en büyük ilgisini çeken kuruluş olurdu. İzmir’in işgalini canlandıran Hasan Tahsin tablosu, yaralı bir askerin güzel hemşireler tarafından tedavisini gösteren Kızılay tablosu, bir Türkiye haritası ve elinde bir yazılı levha tutan kızın sembolize ettiği Misak-ı Milli tablosu halk tarafından çılgınca alkışlanırdı. Halk kızın elinde tuttuğu Misakı Milli yazısını yüksek sesle okurdu. (Bu kız, küçük teyzem Mualla Dölek “Sayar” olurdu)

Sonra dernekler ve esnaf birlikleri her sene yeni bir buluşla resmigeçide katılırlardı. Verem Savaş Derneği, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Şekerciler ve Tatlıcılar Birliği geçerdi. Şekerciler halka şeker atardı. Balıkçılar derneği arabası elde oltalar, oltaların ucunda çipura balıkları ile geçerdi. Hele Halk Fırkası geçerken “Gazi Paşa çok yaşa!” nidaları ile yer gök inlerdi. Rıhtıma ağlı yerli ve yabancı gemiler, körfez çatanaları, fabrikalar sirenlere ve düdüklere asılır, top sesleri ile yer yerinden oynardı. Tabii ki, bu arada sucu, limonatacı, şerbetçi, turşucu, simitçi, pamuk helvacı, gazozcu, düdük ve borazancı, yemişçi ve elma şekercilere çok iş düşerdi.

9 Eylül geceleri okullarda eğlenceler yapılır ve piyesler oynanırdı. Fener Alaylarının geçişi halkı bir daha sokaklara döker ve fişekler, maytaplar göğe fırlatılırdı. Halk gecenin geç vakitlerine kadar eğlenir, evine gitmek istemezdi. Pazar yerlerinin, meydanların ortasında, mahalle kavşaklarında ve Maşatlık’ta (Bahri Baba Parkı) büyük ateşler yakılır ve körfezdeki gemiler de ışıklarla süslenirdi.

İzmir, kurtuluşunu aşk ve şevkle kutlamış olurdu… İmbat yeli esende İzmir, Türk’ün olmuştu. Bu şan ve şeref unutulur mu?