Siyasi iktidar zamanında değil de neden şimdi tepki gösterdi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Eylül’deki konuşmasında Yunanistan’la ilgili konuları gündeme getirmesi; zamanlaması ve içeriği açısından değişik yorumlara neden oldu. Cumhurbaşkanı’nın konuşmasındaki “Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz, bir gece ansızın gelebiliriz” sözleri, içinde “adalar” kelimesi geçmesi nedeniyle; Yunanistan’ın Ege’de 22 ada ve kayalığı 8 yıldır uluslararası anlaşmalara aykırı olarak işgal etmesine ve silahlandırmasına tepki olarak algılandı. Bu algı “iktidarın neden 8 yıl boyunca suskun kaldığı, tepki göstermediği” sorusunu akıllara getirdi. (MSB Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım Yunanistan’ın işgal ettiği ve silahlandırdığı adaları; konumu, hukuki statüsü, aidiyeti yönleriyle yıllardır bıkmadan gündeme getirmekte, sorumluların tepkisizliğini ortaya koymaktadır. Konunun ayrıntısına girmeyeceğim. Merak edenler Ümit Yalım’ın açıklamalarına bakabilirler.)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlerinin hemen ardından Yunanistan; Türkiye’yi Birleşmiş Milletler, NATO ve AB’ye şikâyet etti. AB komisyonu “Türkiye’yi saldırgan söylemlerden kaçınmaya ve AB üye ülkelerinin egemenliğine ve bütünlüğüne saygı duymaya” çağırdığını duyurdu. Böylece konu Türkiye ile AB arasındaki soruna dönüştü. Pek çok ülkeden olumsuz tepkiler gelmeye başladı. Bunun ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan; Balkan turuna çıkarken bir gazetecinin sorusuna cevaben yeni bir açıklama yaptı ve adalar konusuna değinmeden Yunanistan’ın uçaklarımıza S-300 füze radarlarıyla kilit atması konusunu gündeme getirdi. Yine “bir gece ansızın gidebiliriz” sözünü tekrarladı. Çevresindeki gazetecilerin hiçbirisinin de adalar konusunda soru sormadığı dikkatimi çekti.

Bu tepkinin; ülkemizin son derece haklı olduğu Yunanistan’ın S-300 tehdidine karşı olduğuna dönüştürülmesi de karşı cepheyi ikna etmeye yetmedi. Yunanistan ve AB yetkilileri; S-300 tehdidini görmezden gelerek “bir gece ansızın gelebiliriz” sözü üzerinden konuyu gündemde tutmaya devam ettiler. Bu sefer Cumhurbaşkanı Erdoğan Bosna Hersek’te yaptığı konuşmada “Ellerinde bu adalar var bu adalarda üsler var. Buralardan hareketle bize karşı bu tür gayrimeşru tehditler sürerse sabrın da bir sonu vardır. Vakti saati geldiğinde TEKNOFEST’te bunu söyledim bir gece ansızın gelebiliriz” diyerek kararlılık gösterisi yaptı.

Son 4-5 gündür karşılıklı olarak tırmandırılan bu gerginliğin nedeni bir türlü anlaşılamadı. Sorun Yunanistan’ın uluslararası anlaşmalara aykırı olarak işgal ettiği ve silahlandırdığı adalar mıdır? Eğer böyleyse 8 yıldır neden hiçbir tepki gösterilmemiştir? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz” sözü ne anlama gelmektedir?

Sorun adalar değil de uçaklarımızın S-300 füzeleriyle tehdit ve taciz edilmesiyse ve bu savaş nedeniyse neden bugüne kadar gereği yapılmamıştır? Angajman kurallarına göre böyle bir tehdide maruz kalan askeri unsurun sorgulamadan karşılık vermesi gerekmektedir. Neden karşılık verilmemiştir? Bence pilotlarımız Yunanistan’ın bu küstahlığı karşısında en iyisini yapmışlardır. Ama eğer siyasi irade bunu bir savaş nedeni olarak görüyorsa; zamanında gerekenleri yapmak yerine aradan bunca zaman geçtikten sonra neden sadece sözle, yüksek perdeden konuşarak tepki göstermektedir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlangıçtaki “Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz” sözüyle son olarak dile getirdiği “Ellerinde adalar ve bu adalarda üsler var. Buralardan tehdit sürerse gereği yapılır” sözleri bir arada değerlendirildiğinde; bende, adaların işgalinin ve silahlandırılmasının sorun olarak görülmediği, bu işgalin tehdide dönüşmemesi uyarısıyla yetinildiği izlenimi oluşmuştur.

Basın önünde karşılıklı atışmalarla uluslararası anlaşmazlıklara çözüm bulunduğu görülmemiştir. Kaldı ki; ABD ve AB Yunanistan’la bu kadar yakın iş birliği içindeyken, ABD Ege’de ve Batı Trakya’da üsler kurmuş ve Yunanistan savunmasına destek vermekteyken, AB Yunanistan hava kuvvetlerini güçlendirirken ve askeri destek verirken Türkiye’nin Yunanistan’la savaşa tutuşması oldukça zordur. Böyle bakınca karşılıklı atışmalarla toplumlarda gerginlik ve huzursuzluk yaratmanın; her iki ülkede yaklaşan seçimlere yatırım olduğu, milli duygular üzerinden propaganda yapıldığı fikri daha akla yatkın gelmektedir. Eğer böyleyse askerlerimizin canı ve kanı üzerinden siyasi propaganda yapılmasını izah edecek kelime bulamıyorum. Vatandaşlarımızın da son 10 yıldaki toprak kayıplarımızı sorgulayarak, içinde bulunduğumuz ekonomik, sosyal ve siyasi koşullarda savaşın getireceği yıkımı gözlerinin önüne getirerek karar vermesi gerektiğine inanıyorum.