İş dünyası, ABD’nin mektubunu tartışıyor

ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Adewalle Adeyemo, Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği’ne (TÜSAD) gönderdiği “yaptırım” mektubu, iş çevrelerinde tedirginlik yarattı. Mektupta; Rusya’ya yönelik yaptırımlar kapsamında, yaptırım uygulanan kişi ve kuruluşlarla kurulabilecek ilişkilerin, yaptırım riski getirebileceği uyarısında bulundu.

TÜSİAD, mektupla ilgili şu açıklamayı yaptı: “24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını takip eden günlerde ABD ve AB başta olmak üzere 30’dan fazla ülke Rusya’ya yönelik yaptırım kararları almıştır. Bugün çeşitli basın organlarında yer aldığı üzere, ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Adewale Adeyemo’nun, Rusya’ya yönelik yaptırımlar kapsamında, yaptırım uygulanan kişi ve kuruluşlar ile kurulabilecek ilişkilerin Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlere de yaptırım riski olarak yansıyabileceğine yönelik mektubu TÜSİAD’a da iletilmiştir. İlgili mektup, TÜSİAD tarafından, Dışişleri Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ile paylaşılmıştır.”

Haziran ayında Türkiye’ye gelen Adeyamo’nun, geçtiğimiz günlerde Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Yunus Elitaş ile yaptığı telefon görüşmesinde, “Rus kurum ve kişilerin, Ukrayna işgali nedeniyle getirilen Batı yaptırımlarını aşmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştıkları” konusunda uyarıda bulunduğu açıklanmıştı. ABD Hazine Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Rusya’nın Türkiye üzerinden yaptırımları delme girişimleri konusunda kaygıların aktarıldığı belirtilmişti.

İş dünyası tedirgin

Mektup ve yaşanan gelişmeler, Türk iş dünyasını tedirgin etti. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, “Umuyoruz ki büyük problem olmaz” dedi. Dünya Gazetesi’ne konuşan Gültepe, “Biz dünyadaki bütün ülkelere yakınız. Rusya ve diğer ülkeler ve Türkiye açısından her ülkenin ayrı bir yeri var. İhracat yaptığımız dış ticaret fazlası verdiğimiz her ülke bizim için önemli. Rusya ile ilgili ilişkilerde de ABD yazı yazmış. Umuyorum ki sorun derinleşmez. Ama sonuçta her ülke gereksinimlerini bir noktadan karşılanmak durumunda. Türkiye o bölgeye yakın bir coğrafya ve eskiden beri çok güzel işbirlikleri var. Hem ticari hem de siyasi anlamda. Umuyoruz büyük bir problem olmaz Türkiye açısından. Şu anda hiçbir hazır giyimciden Türk ihracatçısından bize böyle bir geri bildirim gelmedi. İleriye dönük bakılınca kafada ABD ve AB Rusya’dan dünya kadar petrol ve gaz alıyor, nasıl bir ambargodur?’ diye soruluyor umarım ki o tür şeyler nüksetmez.” dedi.

“Dikkat edilmesi gerekir”

İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Adil Pelister, yaptırımın bütün sektörleri etkileyeceğini ifade ederek, şöyle dedi: “Rusya’ya olan yaklaşık 515 milyon dolarlık ihracatımızın toplam kimya sektörü ihracatımızdan aldığı payın çok fazla olmasa da değer artışı bakımından katma değerini fazla olduğunu görüyoruz. Eğer yaptırım konusu gündeme gelirse, sadece Rusya’ya ihracat yapan firmalarımız değil onlarla iş yapan firmalarımız hatta ihracat yapan firmalarımızı finanse eden finans kuruluşları açısından da sıkıntı doğurabilir. Dolayısıyla finans kuruluşları ve bankalar üzerinden bir yaptırım uygulanırsa bu bütün kimya sektörümüzü de etkileyebilir. Buna dikkat edilmesi gerekiyor. Böyle bir risk maalesef söz konusu.”

“Temkinli olmalı”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Hazırgiyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat ise şunları söyledi: “ABD’nin açıklamalarını ciddiye almak lazım. TÜSİAD da ciddiye alıyor. Çünkü Türkiye olarak çok önemli bir müttefikimizi karşımıza almak istemeyiz. Tüm sektörlerin hassasiyet göstereceğine ve temkinli olacağına inanıyorum. AB ve ABD’li firmalar bunu yaparken yaptırım uygularken Türkiye’nin buna uymaması konusunda bir serzenişte bulunuyorlar. Keyifli bir süreç olmasa da dikkatli olmak lazım. İçinde bulunduğumuz bu konjonktürde ABD zaten para transferlerinden ya da diğer hareketlerden bunu anlıyor.”

“Yerli armatörler ambargo taraması yapıyor”

Medkon Denizcilik Genel Müdürü Mahmut Işık, Rusya’ya giden transit yükleri taşırken ambargonun delinmemesi konusunda büyük bir hassasiyet gösterdiklerini belirterek, “Avrupa’dan ya da çeşitli ülkelerden gelip Türkiye’de kurulan şirketler aracılığı ile konteynerlerin boşaltılıp, bizdeki konteynerlerle dolması halinde evraklara bakıyoruz. Herhangi bir problem yaşamamak için tüm evraklar onların kontrolünden geçiyor. Gönderici alıcı ya da yükün ambargo kapsamında olmadığından emin olunca Rusya’ya taşıma yapıyoruz. Daha sonra taşıma ile ilgili tüm bu bilgileri P&I şirketine aktarıyoruz. Ancak en ufak bir soru işareti varsa da bu taşımayı kesinlikle yapmıyoruz.”

********

“Zamanlaması manidar bir mektup”

Soner Aydın (Emekli Albay)- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ağustos ayı başında Soçi’de bir araya geldiği zirvede; tarım, enerji ve inşaat konularında işbirliği kararı alınmıştı. Erdoğan; Soçi’den dönerken uçakta yaptığı açıklamada Suriye yönetimi ile diyalog sinyali vermişti. Bilindiği gibi Putin; uzun zamandır, Türkiye ile Suriye arasındaki sorunların karşılıklı diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini empoze etmekteydi.

Soçi zirvesinin ardından oldukça hızlı birtakım gelişmeler yaşandı. Bazı gazetelerde Rus bankalarının Türkiye’ye ruble kredisi vereceği, Türkiye’nin bu krediyle Rus şirketlere enerji ödemesi yapacağı haberleri çıktı. Türkiye-Suriye ilişkisinde yumuşama mesajları verilmeye başlandı. İran basını Türkiye’nin Suriye muhalefetinin ülkeden ayrılmasını istediği haberleri yayımladı. Bu haberler yalanlanmadı.

Bütün bu gelişmeler; Türkiye’nin ABD ekseninden çıkmaya, Rusya’nın kontrolüne girmeye başladığı algısına neden oldu ve ABD cephesinden tepkiler gelmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel “ABD, Esad rejimiyle diplomatik ilişkileri güçlendirmeyi amaçlamıyor, diğer ülkelerin de ilişkileri normalleştirmesini desteklemiyoruz” açıklamasını yaparak Türkiye’nin Suriye açılımına tepkisini gösterdi. ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’ne (TÜSİAD) bir mektup göndererek “yaptırım uygulanan kişi ve kuruluşlar Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerle ilişki kurarsa, Türkiye’deki muhataplarının ABD yaptırımlarına maruz kalacağını” söyleyerek açıkça tehdit etti. İlk bakışta konu dışında gibi görünse de Yunanistan Ege’de Türk uçaklarına Rus yapımı S-300 füze radarlarını kilitleyerek düşmanca tavır gösterdi, NATO ve ABD’den buna bir tepki gelmedi.

Ben ABD Hazine bakan Yardımcısı’nın Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, hükümetimizdeki muhatabını görmezden gelerek doğrudan TÜSİAD’ı muhatap almasını tuhaf ve aşağılayıcı buluyorum. Yunanistan’ın düşmanca tavrının da ABD’nin tehditlerinin askeri yönü olduğunu düşünüyorum. Bunlar uluslararası ilişkilerde normal midir? Diplomatik nezaket sınırları içinde midir? Değilse neden karşılık verilmemektedir, tepki gösterilmemektedir anlayamıyorum.

Günümüzde dünya hızla bir kutuplaşmaya doğru sürüklenmektedir. Devletimizi yönetenler; 10-15 yıl gibi kısa süre önce bölgemizdeki gelişmeleri, diğer ülkelere yansımalarını ve ülkemize etkilerini öngörememişlerdir. Ortadoğu’da, Ege’de, Kuzey Afrika’da ve ABD’nin el attığı bütün coğrafyada taviz üstüne taviz vermişlerdir. Ekonomik ve askeri yönden nispeten daha güçlü olduğumuz dönemde; bütün uyarılara rağmen, kendi milli politikamızı oluşturmak yerine ABD ve ortaklarının emperyalist projelerinin uygulayıcısı olmayı tercih etmişlerdir. Gelinen aşamada, yakın geçmişte çizilen rotanın yanlış olduğu anlaşılmıştır. Şimdi yeni bir rota çizilmeye çalışılmaktadır. Bu da tepkilere neden olmakta, devletimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız tehdit ve şantajla hizaya sokulmaya çalışılmaktadır.

Ülkemiz cumhuriyet tarihimizin en zor dönemini yaşamaktadır. İçeride siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarla, bölücü terör tehdidiyle uğraşırken, dış ilişkilerinde bir kutuptan diğerine savrulmakta olduğu görüntüsü vermektedir. Buna rağmen, durumu düzeltmek, gelişmeleri en az zararla atlatmak için tam bağımsız milli bir proje geliştirmek yerine algı yönetmeye çalışılmaktadır. Yaşananlardan “dış güçlerin” sorumlu olduğu söylenerek adı zikredilmeyen, kim olduğu belirtilmeyen “dış güçler” halkımıza şikâyet edilmekte, eleştirenler de “vatan-millet düşmanı” olarak gösterilmektedir. Oysa dış güçlerle mücadele devletin görevidir. Dış güçlerin yarattığı durumdan zarar görmemek için ilkeli, planlı, programlı, tam bağımsız yol ve yöntemler oluşturulmalıdır. Zamanlaması manidar bir mektup.

Türk Milleti; dünyanın en zor koşulları yaşadığı dönemlerde, Atatürk’ün önderliğinde, tam bağımsızlık prensibiyle bütün sıkıntılarını atlatmış, dünyaya örnek olmuştur. O zaman bunu başaran Türk Milleti; Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında, birlik ve beraberlik içinde hareket ederse her türlü zorluğu yenecek yetenektedir.