Emperyal güçler siyasi islam ve tarikatları kullanıyor

Her zihin kendi yaşanmışlıkları çerçevesinde, yine kendi kişisel inancını oluşturur.  Bu nedenle inançlar kişisel olup; kişisel inançlarla toplumu yönetmeye kalkmak, kişisel inancın mutlaklaştığı otoriter ve kutuplaşmış toplum yaratır ve sonu hüsranla biter. Zira tekil inançlar,  dogma olarak mutlaklaşır ve ölümüne savunulur. Bu nedenle çağdaş toplumlar, kişiselliği ve kişiselliğin getirdiği keyfiliği aşmış, herkes için geçerli olan, akıl, bilim ve uzlaşmaya dayalı hukuk kurallarının oluşturulduğu normlarla çoğulcu demokratik sistemlerle yönetilirler. Bunu başaramayan toplumlar, kişisellik ve keyfiliğe dayalı yönetimlerle iç ve dış güçlerin değirmenine su taşırlar. Özellikle bugünkü gibi küresel gücün yeniden şekillendiği dönemlerde emperyalist güçlerin arayıp bulamadığı bu fırsatı kendi elleri ile sunmuş olurlar. Bu durum bugün ülkemiz için de geçerli bulunuyor.

Bilindiği gibi Doğu blokunun çöküşü ile iki kutuplu dünya sona erdi. Bunun yerine bugünlerde çok kutuplu küresel yapılanma devreye giriyor. Bu arada S. Huntington (1996), geleceğin küresel kutuplaşmasının kültürel fay hatları üzerinden “Medeniyetler Çatışması” olarak yaşanacağı tezini gündeme taşıdı. Uygarlık ve insanlık anlayışı, medeniyetleri uzlaştırmaya yöneltmesi gerekirken, ABD yönetimi, tek başına dünya süper gücü olmak ve Dünya kaynaklarını kontrol etmek için, fay hatları üzerinden çatışmacı bir strateji izliyor. Bu Arada AB’ni yanına alarak ve Yunanistan’ı kullanarak Türkiye ile arasına bir fay hattı oluşturmaya yönelmiş bulunuyor. Böylece Türkiye’yi de bir Orta Doğu Toplumu kategorisine dönüştürüp kontrol etme hevesinde. İslam ülkelerinin Batı Emperyalizmi tarafından kontrol edilmesi tezi, Birinci Dünya Savaşı öncesinde İngilizler tarafından kurgulanıp uygulandı. Böylece Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömerek, Türkleri Orta Asya’ya sürmek istediler. Ancak Mustafa Kemal’in sarsılmaz irade ve zekası Sevr’i yırtıp Lozan’ı Emperyalistlere kabul ettirdi.

Batı şimdi yeniden Sevr’e dönmek için Yunanistan’a yığınak yapıyor. Aynı anda Türkiye’yi de Siyasi İslam ve tarikatların bağnaz, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı işlevleri üzerinden kontrol altına almak, haritayı değiştirmek gibi heveslere kapılmış bulunuyor. Bu tez tarihte İngilizlerin Mavi Kitabı’nda ve meşhur İngiliz tarihçi Toynbee’nin kitaplarında gündeme gelmişti. Toynbee’ye göre Batının Doğuya üstünlük sağlaması, son birkaç yüzyıl içinde teknoloji sayesinde olmuştur. Ancak Batının Doğuyu kontrol altında tutması, Kuzey İslam’ını kontrol etmekten geçer. Zira Selefi Güney İslam’ını kontrol etmek kolaydır. Baştaki dini lideri veya aşiret reisini, yani tek lideri kontrol edince her şeyi kontrol edersiniz.

Ancak Kuzey İslam’ı Mustafa Kemal gibi insanlar çıkarabilmektedir. “Bu nedenle Batı, özellikle Kuzey İslam’ını kontrol etmeye odaklanmalıdır” görüşünü savunuyordu. Bugün Dünyanın tek süper gücü olma hevesiyle ABD ve yakın işbirlikçileri, kontrol etmekte zorlandığı ülkeleri bölmeye, bir biriyle çatışan gruplar yaratmaya yönelerek, kendi çıkarı için tehdit gördüğü güçleri ortadan kaldırmaktadır. Bunun İçin gazeteci J. Friedman’ın“ABD’nin Büyük stratejisi” kitabına bakılabilir. Bu amaçla kullandığı yöntem, CİA ajanı Paul Hense’nin 2006’daki Türkiye analizine uygun olarak Siyasi İslam ve selefi Arap kültürü ile bezenmiş tarikatların desteğinde tek adam yönetimleri kurmaktır. Bu strateji ile Batının yüz yıllık özlemi olan, akıl ve bilimle barışık Kuzey İslam’ı ABD çıkarlarına hizmet eder duruma sokulacak ve toplum geri bir Orta Doğu toplumu olarak bırakılacaktır. Bunun için Türkiye’de Cumhuriyeti kuranların getirdiği bakanlık, hükümet, genelkurmay ve meclis şeklindeki karar hiyerarşisi yok edildi. Yerine kolay kontrol edilebilir tek adam yönetimi ve onun keyfi kararlarına bağlı bir sistem getirildi.

Siyasi İslam ve selefi kültürünü Türkiye’de hakim kılmak,  diyanet, tarikatlar ve iktidar mensuplarının temel tutum ve görevi oldu. Bunun için tüm devlet kadroları tarikat ve yandaşlara sonuna kadar açıldı. Ayrıca en vahim olanı da, 3-4 yaşından başlayan, kuran kursu bahanesi ile genç beyinleri selefi biat kültürünün, düşünmeyi, aklı, bilimi ve teknolojiyi dışlayan, insanı cehalete mahkum eden; ülkemizin geleceğini tahrip eden uygulama içine alınmasıdır. Bunun için kutsal dinimiz, tarikat biatına indirgenerek, cahil ellerde emperyalizme hizmet eder duruma sokuldu. Bu nedenle tasavvuf ehli Maturidi’nin, Ahmet Yesevi’nin, Mevlana’nın ve Hacı Bektaş’ın, Yunus Emre’nin ve de din ve devlet işini bir birinden ayıran Büyük devlet adamlarımız Tuğrul Bey ve Mustafa Kemal’in kemikleri sızlıyordur, mutlaka. Sonuçta siyasi İslam, tarikat biatı ve sözde din adamlığı, emperyal güçlere hizmet eden, Türkiye’mizin geleceğini karartan önündeki en büyük tuzaktır.