Tutuklama nedir?

Tutuklamanın niteliği üzerinde çalışmak için öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. Maddesinde teminat altına alınan “Kanun Önünde Eşitlik” ilkesi üzerinden “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Prensibini hatırlamak gerekmektedir. Anayasamızın ortaya koyduğu bu ilke, tüm koruma tedbirlerine ilişkin verilecek kararlarda, herkesin ilgili kanuna göre tam bir eşitlik içinde muamele göreceğini teminat altına alan hukuk devleti temellerindendir.  Tutuklama dahil koruma tedbirlerine ilişkin bir diğer Anayasal düzenleme ise; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 13. Maddesidir. Bu maddeye göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Tutuklama, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açıkça yer verilen koruma tedbirleri arasındadır. Koruma tedbirleri; özetle, delillerin toplanması sürecinde delillerin karartılmasını önlemek, şüphelinin kaçmasını engellemek, maddi gerçeğin somut olarak ortaya koyulabilmesini sağlamak için başvurulan geçici bir araçtır.

Tutuklamaya ilişkin kural ve prensipler, yine Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesi altında çerçevelenmiştir. Buna göre; kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

Bununla birlikte; yine aynı maddeye göre; şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, şüpheli veya sanığın davranışları delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa yine tutuklama nedeni var sayılır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki; Ceza Muhakemesi Kanunu, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde sayılan katolog suçlar bakımından da tutuklama nedeni olduğunu kabul etmektedir.  Bu suçlar, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan; soykırım ve insanlığa karşı suçlar, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti, kasten öldürme, kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama, işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, hırsızlık  ve yağma,  uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkında kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı, Bankalar Kanununun 22’nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74’üncü maddelerinde tanımlanan suçlar, Orman Kanununun 110’uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33’üncü maddesinde sayılan suçlar, Terörle Mücadele Kanununun 7’nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar, kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu, sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu şeklindedir.

Vurgulamak gerekir ki; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesine göre; sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

Yukarıda özetle anılan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun emredici hükümlerine ve Anayasa’nın temel prensiplerine göre; kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve yasada anılan tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı ancak ölçülülük/oranlılık ilkesi çerçevesinde verilebilir.