Tayvan’da emrivaki

Geride bıraktığımız yüzyılın son elli yılını sakinlikle geçirmiştik.

20.yüzyıl ilk yarısı savaşlarla, ikinci yarısı ise nispeten sulh ve sukun içinde geçen bir asır olarak anılacaktır.

Avrupa’nın iki kutuplu dünyaya rağmen değerlerini muhafaza etmesi, Japonya – Çin savaşıyla Kore savaşının sona ermesi, Hindiçin ve Vietnam savaşlarının bitmesi, sonra Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla insanlık daha barışcıl, daha istikrarlı günler yaşayacağına inanmıştı.

Her ne kadar Balkanlarda, Orta ve Uzak Doğu’da, Latin Amerika’da itişler kakışlar olduysa da oralarda yaşananlar, dünyanın pek o kadar umurunda olmayan vukuatlar dizisindendi.

Geride bıraktığımız yetmiş yıl içinde barış ve istikrar adına büyük ümitler, büyük düşünceler ortaya çıkmıştı. Bir barış ve refah inisiyatifi olarak Avrupa Birliği projesi, Avrupa’da refahın kapısını aralarken Çin Halk Cumhuriyeti Kuşak ve Yol projesini açıklayıp küresel bir istikrarın, bir birlikteliğin yeni bir yol haritasını ortaya koymuştu.

Dünya küresel bir birlikteliğe giderken Ukrayna faciası ile karşılaştı. Yaşananları insanlık adına ibretle ve acıyla seyrediyoruz.

Bu acıyı yaşarken birden Tayvan’dan şık olmayan, kışkırtıcı haberler, sert söylemler gelmeye başladı. ABD’nin üç numarası Tayvan’a resmi bir ziyarette bulundu. Çin Halk Cumhuriyeti’nin itirazına, karşı çıkmasına rağmen bu ziyaret oldu.

Gerçekte Çin’in sabrı test edilmekteydi.

Herkesin bildiği üzere Pekin başlangıcından beri Tayvan konusunda hassastı.1991 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin Tayvan ile aralarındaki savaşı sona erdirdiğini ilan etmesiyle tek Çin, iki sistem seçeneğiyle orayı kendi toprağı saymıştı. Tayvan’la özerklik kuralları içinde yaşamanın yollarını mevcut statüko içinde müzakere, diplomasi ve uzlaşma yoluyla çözmeye, bulmaya çalışıyordu. Mevcut Tayvan hükümeti ise, yıllardır birleşmeyi kabul etmez bir direniş içindeydi. Dışarıdan meselesine destek aramakla meşguldü. Bu meşguliyetini önce Madam Pelosi’nin daha sonra ABD’li Kongre üyelerinin Tayvan ziyaretleriyle sürdürdü. Ziyaretler Pekin’in protestosuna rağmen gerçekleşti.

Pekin’in tavrı, beklenenin aksine siyasi oldu. Zira koyacağı tavır Tayvan’ın Çinli halkını rahatsız edecekti. Onun yerine dış müdahalelere ve ayrılıkçı eylemlere savunma amaçlı bir yol seçildi.

Olaya rastgele bir ziyaret gibi bakamayız. Önce bilmemiz gereken husus Amerika Birleşik Devletleri’nin yıllardır Pekin’in “tek devlet” politikasını destekleyip, Çin adına diplomatik ilişkilerini Tayvan ile değil Pekin ile sürdürmesidir. İki ay öncede Beyaz Saray yaptığı bir açıklama ile ABD’nin Tayvan politikasının değişmediğini Çin’in “tek devlet” politikasına taahhütlerini yinelemişti. Buna rağmen, ABD’nin belirsizlik ve esneklik üzerinde şekillenmekte olan politikası Tayvan konusunda da kendini gösterdi ve birden Çin’e adeta diplomasi dışı bir gövde gösterisi yapmağa kalkıştı.

Yapılan ziyaret gereksizdi. Barışa ve uzlaşıya karşıydı.

Tehdit politikalarının nelere mal olduğunu ve sonucunun silah fabrikalarını zengin etmekten başka bir işe yaramadığını bilenlerdeniz.

Pekin’de basiret ve akl-ı selim ağır bastı da, yeni bir savaşın kapısı aralanmadı.

Şimdi düşünmek gerekir, hedeflerimiz yeni Ukrayna’lar mı olmalı, yoksa yeni ufukları, yeni zenginlikleri, yeni refahları barış içinde kucaklayan düşünceleri hayata geçirmek mi olmalı!?