Kur Korumalı Mevduat uygulaması, kusursuz fırtına yaklaşıyor

Hazine ve Maliye Bakanlığı Temmuz bütçe gerçekleşmeleri raporunu yayınladı. Bütçe gelirlerinin yüzde 106,7, bütçe giderlerinin yüzde 85 artışına rağmen Temmuz bütçe açığı 64 milyar TL açık verdi. Bir önceki yılın aynı dönemine göre bütçe açığında yüzde 39,8 oranında artış oldu. Faiz dışı açık yüzde 113,5 oranında artarak 47,3 milyar TL’ye yükseldi. Ancak “turpun büyüğü heybede”. “-Liralaşma adıyla sunulan gerçekte döviz cinsi bir enstrüman niteliğinde olan (stoku 1,2 trilyon TL’ye ulaşan)“Kur Korumalı Mevduat” uygulamasının maliyeti ilk yedi ayda 60 milyar TL’yi geçti. Bu KKM ödemelerini de faiz giderleri gibi nitelersek; ilk yedi ayda ödenen faiz gideri toplamı 211,9 milyar TL’ye ulaşmaktadır. Bu tutar bir önceki yılın aynı dönemine göre (114,5 milyar TL) yüzde 85,1 oranında artışı ifade ediyor.

Tüm ekonomik problemlerin kaynağı “yüksek faiz” söylemiyle yola çıkılan ekonomik modelin yükse enflasyonun dışında hem cari açık, hem bütçe açığı gibi ikiz açık yaratmasının yanında liralaşma bir yana bu TL hesaplara kur garantisi de vererek dolarizasyon oranını da arttırmış olduk. Ulusal paramıza güveni kökünden sarstık. KKM ile yola çıkılan tarihteki dolar/TL kurunda da aynı seviyeye(18 TL’lere) gelmemiz işin ayrı bir ironik tarafı. Kur Korumalı Hesabın bugünkü faturası Hazine’nin ödediği 60,1 milyar TL ile de sınırlı değil. Bir de TCMB’den ödenen veya ödenmesi potansiyel olarak devam eden tutar var. Bu rakamlar şeffaf ve güncel olarak açıklanmadığından tahmini hesaplar yapılmaktadır. Bu tahminlere göre yaklaşık 80 milyarlık potansiyel ödeme var. Bugünkü toplam maliyet yaklaşık (60+80) = 140 milyar TL’ye ulaşıyor.

Bütçeyi kemiren bu ödemelerin Mart-Temmuz arası aylar itibarıyla sırasıyla ödeme tutarları; 11,7, 4,6, 4,8, 16,1, 23,4 milyar TL TCMB anketindeki gibi yılsonunda 19,65 TL dolar/TL kuru gerçekleşirse kamuya maliyet yaklaşık 300 milyar TL’ye ulaşacak. Bu tutar fiili faiz ödemeleri ile bütçe açığını patlatacak. Yeni mevzuat değişikliğiyle bu uygulama süresinin seçimlere kadar uzatılacağı anlaşılıyor. Korkarız ki o zaman ödenecek rakamların inanılmaz boyutlara yükselme riski var. Nitekim TCMB’nin 100 baz puanlık faiz indirimi sonrası dolar/TL’nin yükselme trendi bunu doğrulayacak.

Yukarıda açıkladığımız rakamların dışında bu uygulama sahiplerine tanınan vergi istisnaları da mevcut. Bunların da istatistikleri net bir şekilde açıklanmadığından vaz geçilen vergi istisnaları kadar da ayrıca maliyet var. Uygulamaya getirilen bu eleştiriler dışındaki değerlemeleri de şöyle özetlemek mümkün; Öncelikle yılın ikinci yarısında çıkarılan ek bütçeye bu tür ödemeler için ödenek konulmuş iken yılın ilk altı ayına ait bütçede bu tür bir ödeneğin bulunmadığı, dolayısıyla ilk yarıdaki bu ödeneklerin hukuki dayanaktan yoksun olduğu eleştirileri var. 33 yıl önceki “Dövize Çevrilebilir Mevduat” uygulamasının bir başka versiyonunun yeni milli bir uygulama gibi sunulması da ağır eleştiriler alıyor. Zira o uygulamanın bittiği tarihte (DÇM cenazesini kaldıran) Turgut Özal DÇM’ler için “bilgisizliğin vesikası” demişti.

Bir diğer eleştiri ise uygulamanın tamamen bir servet transferi niteliğinde olması. Sayıları gayet az olan (yaklaşık 400-500 bin arasında olduğu söyleniyor) zengin bir kesime varlıksız, tasarrufu olmayan fakir yığınlardan alınan vergiler yoluyla bir servet transferi yapıldığı yönünde haklı eleştiriler var. Faiz ve kur farkı dışında da stopaj ve kurumlar vergisi istisnalarının bu haksızlığı daha da arttırdığı açık. Bankaların KKM’lere uyguladığı faiz yüzde 17. Üstünü Hazine ve Merkez Bankası ödüyor. Bu düşük maliyetli fonların yüzde 25 devlet kâğıtlarına yatırılması, yüzde 30 ve daha yüksek oranlarda kredi verilmesi banka kârlarının yüksek artış nedenlerinden biri. Bu uygulamaya gidilmeseydi bankalar zaten mevduata daha yüksek faiz ödeyeceklerdi.

Hafta içinde Moody’s Türkiye’nin kredi notunu “B2”den “B3”e düşürdü ve not görünümünü de “negatif” ten “durağan” a çevirdi. Not düşürme nedenleri arasında yer alan bazı gerekçeler şunlar; İzlenen politikaların etkisi çok zayıf. Döviz rezervleri düşük. Konvertibilite riski artıyor. Önümüzdeki aylarda büyüme yavaşlayacak ve bütçe üzerindeki olumsuz baskı artacak. KKM uygulamasının ciddi bir yükü var. Bu yük yıl sonunda GSYH’nin yüzde 2,2 sini bulacak. Kur istikrarı ve döviz rezervleri noktasında başarısız olundu. B3 notu yatırım yapılabilir seviyenin altı basamak altında. Bundan sonra C seviyesi iflas ve defaulta işaret ediyor.

Tüm borçlarımızın Dolar, Euro, altın ve TÜFE ye endeksli oranı yüzde 80’lere geldi. Döviz kurlarının bu gidişiyle KKM ödemeleri çığ gibi büyüyor, büyüyecek. Bütçe açığı not gerekçesinde belirtildiği gibi artacak. Cari açık zaten çok yüksek. TCMB’nin KKM nedeniyle ödeyeceği farklar da para arzını arttırıcı fonksiyonuyla enflasyonist etki yaratacak. Ayrıca bu KKM hesaplarının kapatıldığında oluşacak döviz talebi çok ciddi bir potansiyel fırtına olarak duruyor. Yurt dışından gelen swap döviz girişleri ile bu işin içinden çıkılması zor. Kusursuz fırtına yaklaşıyor.