Danışma en önemlisi denildi, iş tek adam rejimine gitti

AKP kurulurken her konuda bir metin ortaya kondu. Bunları söyledik, yazdık ve iktidara gelinceye kadar da konuştuk,  konuştuklarımızla propaganda yaptık. Bunlar iktidara gelmemize vesile oldu. İktidara gelirken söylediklerimizi daha sonra yerine getirmedik. Mecliste ilk olarak kurulan komisyon, yolsuzlukları araştırma komisyonuydu. O komisyon alınması gereken yasal, anayasal ve idari düzenlemeleri rapor halinde ortaya koydu. Fakat ne oldu? Biz yolsuzluklarla, yoksulluklarla, yasaklarla mücadele edeceğiz derken Türkiye yolsuzluklar liginde gri listeye girdi. Yolsuzluklarla ilgili mücadele eylem planları, düzenlemeler yapıldı ama gereği ortaya konulamadı. Sivil toplum ve açık toplum ilkeleri göz ardı edildi. Temiz toplum, açık toplum, şeffaflık, açıklık, hesap vermek, hesap sorabilmek ve hesabı görebilmek, bütün bunlar danışmayla olacak; danışma en önemli unsur, denildi. Danışmadan iş tek adam sözüne, rejimine gitti. Tek adamın sözü milletvekillerini bağlamıştır, kuşatmıştır. Aynı zamanda yürütme organını da kuşatmıştır. Yargıyı da etkilemiştir. Bütün bunlar Ak Parti’nin kuruluş felsefesiyle bağdaşmaz.

Ak Parti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra bunların ayak sesleri geldi. Bazıları diyorlar ki; 2007’den 2010’dan sonra… Bunların ayak sesleri daha önceden geliyordu. Biz parti içinde başlangıçta uyarılarımızı yapıyorduk, muhalefet etme haklarımızı kullanıyorduk. Ona göre oylarımızı kullanıyorduk. Sonra gruptan mesajlar gelmeye başladı: “Şu güne kadar konuşmayın, herhangi bir şekilde açıklama yapmayın, şu programa katılmayın.” Bu giderek fırçalı bir demokrasiye dönüştü. Fırçalı demokrasi AKP’nin başvurduğu en önemli yöntem oldu. Grup toplantılarında Milletvekilleri “Ben konuşacağım ama fırça atmazsanız…” demeye başladı. Ne demek fırça atmazsanız? Bu sizin göreviniz. Ama bu görevi yapmayıp muhalefet ettiyseniz terörist oluyorsunuz. Muhalefet ettiyseniz muhalefet oluyor ve bozgunculuk yapıyor oluyorsunuz. Böyle bir anlayış iyi bir yönetim anlayışı değil. Yönetişim en önemli konu. AKP bunlarla mücadeleyi 3 Y ile yapacaktı. Yasama yürütme ve yargı. Yasamayla yapamadı, yürütmeyle yapmadı, yargı ile yapmadı. Yerinden yönetimlerin güçlendirilmesini ihmal etti. Yerinden yönetimler yerine aykırı davrananlar zaman içerisinde görevden alındı, uzaklaştırıldı, kayyumlar eliyle yönetimler oldu. Demokraside kayyumlar olmaz. Demokraside hesap veren bir sistem olur. Hesabın görüleceği yer de mutlaka yargı organıdır. Yargının karşısında insanlar hazır ola geçmediler, aksine yargı mensupları düğmelerini ilikleyip hazır ola geçtiler.

Biz Ak Parti olarak ehliyet ve liyakati önemsedik. Ehil ve layık olanlar göreve getirilecek denildi.  Yakınlarla yandaş bir cumhuriyet meydana getirildi.

AK Parti’nin kuruluşunda ne oldu? Deniz Baykal ile Tayyip Erdoğan aynı programda tartıştı. Daha sonra hiç böyle bir tartışma gördünüz mü? Demokrasi kullananların, kullanılma rejimi değil. Demokrasi aldatma, aldatılma, kandırma, kandırılma rejimi değil. Bizim görüşlerimizi yansıtmamız, bunları seçimlere yansıtmamız en önemli hakkımız. Bu haktan mahrum kalınıyorsa eğer bunun adı ayıplı demokrasi olur.

Nasıl gelindiyse öyle gidilir. Nasıl gelindiyse, o doğrultuda çalışmıyorsanız aksi davranıyorsanız, onun tersi bir akış meydana gelir. İyilik, güzellik, doğruluk derken bunun tersine iş yapmak suyu tersine akıtmaktır. İklim değişmiştir artık, kirliliğe yol açmıştır. Bizim iklim değişikliğini dikkate almak suretiyle temiz bir havaya, temiz bir siyasete, temiz bir yönetime ihtiyacımız var. Güvenilir olmaktan çıktıysanız eğer siz o zaman güveni değil hüsranı beraberinde getirirsiniz.