Laiklik ilkesi rafa mı kaldırılmak isteniyor?

"Zekat Fonu Örneği" başlıklı tezi sonrası doktor unvanı alan Niyazi Gümüş, Milli Savunma Üniversitesi'ne öğretim görevlisi olarak atandı.

Anayasa’nın “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez” maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti; “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”. Fakat siyaset, eğitim, adalet, ekonomi ve daha birçok devlet kanadında din ön plana çıkartılıyor. İktidardan başlayan söylemler, devlet görevlilerine ardından halka yayılıyor. Anayasaya aykırı davranışlar cezasız kalıyor.

Türkiye’de art arda din ve devlet işlerinin iç içe geçtiği olaylar yaşanıyor, anayasa hükümleri hiçe sayılarak suç işleniyor fakat herhangi bir yaptırım uygulanmıyor. Tarikat ve cemaatlere yaratılan serbest alan ile Türkiye’nin laik yapısı her geçen gün zarar görüyor. Son olarak Şanlıurfa Valisi Salih Ayhan’ın şeyhlerle bir araya gelmesi tepki çekti. Vali ve şeyhlerin buluşması, akıllara, Anayasa Hükümleri ve Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” sözlerini getirdi. Sakarya Geyve’de bir camide imamlık yapan Niyazi Gümüş’ün “Zekat Fonu Örneği” başlıklı akademik teziyle kara harp okullarında öğretim görevlisi olması da tartışmalara yol açtı.

Şanlıurfa Valisi Salih Ayhan, göreve başladıktan sonra şeyhlerle bir araya geldi. Şanlıurfa Valiliği’ne 11 Mayıs 2022’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile atanan, 20 Mayıs 2022’de görevine başlayan Vali Ayhan, şeyhlerle, göreve geldikten yaklaşık 40 gün sonra buluştu.

Cumhuriyet’te yer alana habere göre, temmuz ayının başında Vali Ayhan’ın davetiyle gerçekleşen buluşmaya, müritleri tarafından Nakşibendi tarikatının Gaznevi kolunun manevi lideri kabul edilen şeyh İzzeddin Aksan’ın yanı sıra birçok şeyh katıldı. Görüşmede, AKP Şanlıurfa İl Başkanı Abdurrahman Kırıkçı ve Şanlıurfa İl Müftüsü Ramazan Tolan da yer aldı. Şeyhler buluşmada, gerçekleştirdikleri “hizmetleri” Vali Ayhan’a anlattı.

“Yasalara aykırıdır”

Cumhuriyet’e konuşan eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, “Devrim yasaları arasında olan 1925 tarih ve 677 sayılı yasaya göre tarikat ve cemaatler kapatılmıştır. Bu devrim yasası anayasanın 174. maddesinde de koruma altındadır. Tarikatlar, cemaatler ve bunlara ilişkin şeyhlik gibi unvanlar yasak olmasına rağmen, bu devrim yasası yürürlükte değilmiş gibi hareket edilmektedir” dedi. Anayasanın 2. ve 24. maddesini hatırlatan Eminağaoğlu, “Tarikat ve cemaatlerin varlığı, kuşkusuz bu hükümlere de aykırılık yaratmaktadır” diye konuştu. 

“Tarikat ve cemaatlere alan yaratılıyor”

Eminağaoğlu, “Bugün devrim yasaları ve anayasa hükümleri görmezden gelinmekte tarikat ve cemaatlere serbest alan yaratılmaktadır” ifadelerini kullanarak; “Kendileri ve dolayısıyla faaliyetleri yasak olan tarikatlar ve cemaatler, din ve vicdan özgürlüğü içinde görülmekte, hatta ve hatta bu yapılanmalara sivil toplum örgütü gibi yaklaşılmaktadır. Devrim yasaları ve anayasa hükümleri uygulanmalı, tarikat ve cemaatlere serbesti yaratılmamalıdır” dedi.

“Bakanlığa çağrı: Vali görevden uzaklaştırılmalı”

Eminağaoğlu, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” sözlerini hatırlattı ve İçişleri Bakanlığı’na Ayhan’ın görevden uzaklaştırılması ve hakkında adli işlem yapılması çağrısında bulundu.  Eminağoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şeyhleri muhatap alarak görüşen Vali Salih Ayhan, görev sınırlarını aşmıştır. Ayhan, görevden el çektirilmeli ve hakkında adli işlem yapılmalıdır. Cumhurbaşkanı’nın, bir şeyhin cenaze törenine üstelik neredeyse tüm bakanlarıyla katıldığını hatırlarsak, bu gibi uygulamalar ve devrim karşıtı adımlar her geçen gün artarak devam edecektir. Böyle olunca artık devrim yasalarını ve Cumhuriyet’i yaşatmanın yolu, bu iktidarın değişmesi ile olanaklıdır.”

 “Zekat Fonu Örneği”

Sakarya Geyve’ye bağlı İnciksuyu Mahallesi Dörtyol Camisinde imamlık yapan, iktisat anabilim dalında lisans ve yüksek lisansı bulunan Niyazi Gümüş, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde “Zekat Fonu Örneği” konulu bir akademik tez hazırladı. Bu çalışmasıyla doktor unvanı alan imam Niyazi Gümüş, Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Dekanlığı Savunma Araştırmaları Bölümüne öğretim görevlisi olarak atandı.

Gümüş’ün imam hatiplik görevini sürdürürken 1984 yılında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi iktisat fakültesinden mezun olduğu, 1999 yılında SAÜ’de iktisat anabilim dalında yüksek lisans eğitimine başlayıp 2001’de mezun olduğu; 2004 yılında İktisat anabilim dalında doktora sınavını kazandığı fakat devam etmediği, 2011 yılındaki öğrenci affıyla da tekrar eğimine başladığı belirtildi. Gümüş’ün doktora tezini Prof. Dr. Salih Şimşek’in danışmanlığında hazırladığı öğrenildi. Aralık 2019’da SAÜ Sosyal Bilimler Enstitüsünde kabul edilen tezin tam başlığı şöyle: “Yoksulluğun azaltılmasında bir çözüm önerisi: Zekât Fonu Örneği”

 

“CUMHURİYET SAVCILARINA BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Büyük Atatürk’ün temellerini attığı ve Atatürk’e yaraşır arkadaşlıklarıyla niteliklerini, özelliklerini koruyan yöneticilerin üzerinde özenle durduğu Cumhuriyet yapısı özellikle AKP iktidarı zamanında din konusunda ödünler verilerek kendi varlıklarını koruma ve sürdürme çabasına dönüşmüştür. Bu bakımdan içinde yaşadığımız pırıl pırıl ülkemizin din girişimlerinden, gericilerden çektiği sıkıntıları, yaşadığı kötülükleri unutup yeniden din devleti özlemiyle oy toplama çabasına dayanan çabaları geleceğimiz için kötü işaretlerdir. AKP iktidarının hukuk devletinden çok din devletine dönüştüren yönetim biçimi, söylemleri, davranışları ve yaşam biçimleri gösteriyor ki kendileri iktidarda kalmak için her yola başvurmaktan kaçınmamaktadırlar. Bu bakımdan inanç sömürüsü de onların kötü araçlarının başında gelmektedir. Bu bakımdan halkımızın çok uyanık olması, inancının saygınlığına ve temizliğine gölge düşüren siyasi çabalardan kaçınması, bu yolla çaba gösterenlere yüz vermemesi, onları geri çevirecek tutum ve davranışlar sergilemesi gerekmektedir.

Cumhuriyeti koruma göreviyle iş başında bulunan cumhuriyet savcılarının çok dikkatli davranmaları gerekmektedir. Türkiye’nin dinsel tartışmalardan gördüğü zararlar çok büyüktür, çok ağırdır. O büyük yaraların sarılması çok zaman almış, çok güç olmuştur. Şimdi aynı çabalarla dinsel açılımları gerçekleştirmek isteyenlerin kötülüklerine engel olmak başta cumhuriyet savcıları olmak üzere her Türk vatandaşının, her cumhuriyet sevdalısının görevidir.  

İnancı kötüye kullananların saplantılarından vazgeçtiği görülmemiştir. Onlar zaman zaman maskeli bir şekilde toplumun karşısına çıksalar bile bütün amaçları temizliğine dikkat etmedikleri, sömürüsüyle kusurlu oldukları dini kullanarak kendi amaçlarını gerçekleştirmektir. Bunların olumlu sonuç vermeyeceği tarihin her sayfasında yazılıdır. Bundan sonra bunlar kötülükleri ile baş başa kalacak, unutulup gideceklerdir.

********

“LAİKLİĞE KARŞI TÜM FAALİYETLERE KARŞI ÇIKMAK ZORUNDAYIZ”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)- Türkiye Cumhuriyeti’nin değişmez niteliklerinden biri laik bir devlet olmasıdır. Anayasanın başlangıcında da laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı belirtilmiştir. Anayasanın din ve vicdan hürriyeti temel başlıklı 24. Maddesinde kimse devletin sosyal ekonomik siyasi veya hukuki temel düzenine kısmen de olsa din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar veyahut nüfus sağlama amacıyla ve ne suretle olursa olsun dini veya din duygularıyla veyahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

30 Kasım 1925 tarihli 677 sayılı kanun, tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılmasını, Türbedarlıklar ile bir takım unvanların yasaklanmasını ve kaldırılmasına dair kanundur. Kanunun birinci maddesinde Türkiye içinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak şeyhinin tasarrufu altında gerek başka şekillerde kurulmuş bulunan bütün tekke ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde mülk edinme ve tasarruf hakları baki kalmak üzere tümüyle kapatılmıştır. Bunlardan yasal usul çerçevesinde hala cami ve mescit olarak kullanılanlar bırakılır. Bu maddenin 2. Fıkrasına göre genel olarak tarikatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyyitlik, babalık, emirlik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük gibi unvan ve sıfatların kullanılmasıyla bu unvan ve sıfatlara ait hizmet yapılması yasaktır.

Bu tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunundan önce 31 ağustos 1925 günü Atatürk, Çankırı’da yapmış olduğu konuşmada,“Tekkeler mutlaka kapanmalıdır. Hiçbirimiz tekkelerin yol göstermesine muhtaç değiliz. Biz uygarlıktan, bilim ve fenden güç alıyor ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız. Tekkelerin amacı halkı deli ve aptal yapmaktır. Oysa halkımız deli ve aptal olmamaya karar vermiştir. Tekkeler basit bir durum gibi görünür fakat önemi vardır.  Biz uygar dünya ailesi içinde bulunuyoruz” demiştir.

Atatürk, 30 ağustos 1925 günü Kastamonu’da yaptığı konuşmada da “Var olan tarikatların amacı kendilerine bağlı olan kimseleri dünyevi ve manevi olan hayta mutluluğa kavuşturmaktan başka ne olabilir? Bugün bilimin, fenin bütün kapsamıyla uygarlığın yaydığı ışık karşısında filan ya da falan şeyhin yol göstericiliği ile maddi ve manevi mutluluk arayacak kadar ilkel insanların uygar Türkiye toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum” ifadelerini kullanmıştır.

Maalesef Atatürk’ün 97 yıl önce söylediği bu sözlere ve 97 yıl önce kapatılan tekke ve zaviyelere aykırı uygulamalar var. Türkiye’de tarikat okulları yaygınlaşmaya başladı ve tarikatlar, şeyhler yasak olmasına, unvanlar yasak olmasına rağmen bu ad altında etkili olan insanlar var. 

En son İstanbul’da böyle bir şeyhin cenaze törenine Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik üzerine ant içmiş Cumhurbaşkanının katıldığını görüyoruz. O nedenle gidilen yol bir çıkmazdır. Laiklik aslında Tanrı buyruğu niteliğindeki din kuralları değişmez nitelikte olduğu için insanlar tarafından çağın gereklerine ve toplumun gereksinmelerine göre kanunların konulduğu ve değiştirilebileceği bir düzeni ifade eder. Biz 21. Yüzyılda, insanların Mars gezegenine uzay araçları gönderdiği bir dönemde tarikatlardan medet umacak, şeyhlerden keramet bekleyecek durumda değiliz. Böyle bir şey asla söz konusu olamaz. O yüzen bu yapılan uygulamalar tamamen yanlıştır. Türkiye Cumhuriyeti valisi asla böyle davranamaz. Şeyhleri izlenecek kişiler olarak takip edemez, onların yanlarında olamaz. Bunlar bizi geriye götürecek olan çalışmalardır. Bu kanun 75 yıl önce çıkarılmıştır, biz ondan da geriye gidiyoruz. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit müspet ilimdir” sözü bizim rehberimizdir. Yani hayatta en gerçek yol gösterici ispata dayalı bilimdir. O yüzden bizim rehberimiz de budur. Bunun dışında bir şey söz konusu olamaz.  Bunun dışındaki tüm hareketler çağın gereksinimlerine ve anayasanın değişmez niteliklerinin başında gelen laiklik ilkesine aykırıdır. Laiklik ilkesi bu toplumun temelinde olan en önemli ilkedir, kuraldır, Türkiye Cumhuriyetinin temel taşlarından biridir. Ona aykırı tüm faaliyetlere karşı çıkmak zorundayız, onları yasaklamak durumundayız. Bu yolun tersine giden bir valiyi Türkiye Cumhuriyeti’nin valisi olarak o makamda bir gün dahi tutmamak gerekir.