Meydanların mesajı: Değişim

Seçimlerin tarihi henüz belirlenmese de siyasiler meydanlara indi. Özellikle muhalefet partisi liderleri, her fırsatta il gezileriyle vatandaşın nabzını tutmaya çalışıyor. Meydanlar, siyasete ve siyasetçilere neler söylüyor? Siyasetçiler, ‘meydanların dili’ni okuyabiliyor mu? Gözlem uzmanlara sordu…

Türkiye, Haziran 2023’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili genel seçimler havasına erken girmiş durumda. Seçimlere daha 10 aylık süre olmasına rağmen muhalefet ve iktidar partileri seçim meydanlarında halkın nabzını tutmaya çalışıyor.

Seçimler yaklaştıkça siyasette ittifaklar da netleşiyor. Siyaset bilimcilere göre, 20 yıldır Türkiye’yi yöneten Cumhur İttifakı halka yeni bir hikaye sunmakta zorlanıyor. Millet İttifakı çatısı altında bulunan ve “6’lı Masa” olarak bilinen siyasi partilerin halkla buluşma programları daha fazla kalabalık topluyor. Halkın siyasi parti liderleriyle buluşmasında dile getirdiği konuların başında ise geçim sıkıntısı olduğu gözlemleniyor.

Erken ya da zamanında yapılacak seçim öncesinde iktidar partisinin sokakta zemin kaybettiği, muhalefetin ise etkinliğini artırdığı görülüyor. Bu durum araştırma şirketlerinin açıkladığı anketlerde de net olarak görülüyor.

MAK Danışmanlık Araştırma, geçtiğimiz gün, Haziran 2021 ile Haziran 2022 arasında yaptığı 12 ayrı araştırmanın sonuçlarını paylaştı. Anketlerin karşılaştırması Cumhur İttifakı’ndaki oy kaybını gözler önüne serdi. Haziran 2021 anketinde Cumhur İttifakı’nın oy oranı yüzde 42,7 olurken, sonraki aylarda ittifakın oy oranı dikkati çeken bir şekilde eridi ve Haziran 2022’de yüzde 34,1’e düştü.

Millet İttifakı çıkışta

Çalışmaya göre, Millet İttifakı oy oranı arttı. İttifakın Haziran 2021 anketinde yüzde 42,4 olan oy oranı, Haziran 2022 anketinde yüzde 51,3’e yükseldi. Sözcü’ye konuşan MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat, “Son bir yıl içinde Cumhur İttifakı’nın bileşenleri AK Parti ve MHP’de hemen her ay düzenli bir oy düşüşü yaşanırken, Millet İttifakı’nın bileşenlerinde de sistematik oy artışı dikkat çekiyor. Zira; seçmen davranışı incelendiğinde ittifaklar arası geçirgenliğin yüksek olduğu bir dönemdeyiz. AK Parti ve MHP tabanında özellikle İYİ Parti’ye ciddi oy akışı yanında AK Parti’den DEVA, Gelecek, BTP, Zafer Partisi’ne de oy geçirgenliği çok yüksek. Millet İttifakı’nın havuzuna su taşıyan kanallar açık, Cumhur İttifakı’nın girişi kapalı. Geçmişte AK Parti’den MHP’ye olan oy geçirgenliği bitmiş durumda” dedi.

Halkın gündemi geçim

Seçimlerin tarihi henüz belirlenmese de siyasiler meydanlara indi. Özellikle muhalefet partisi liderleri, her fırsatta il gezileriyle vatandaşın nabzını tutmaya çalışıyor. Bu ziyaretlerde vatandaşların siyasi parti genel başkanlarına anlattığı sorunların başında geçim sıkıntısı olduğu gözleniyor. Zira TÜRK-İŞ’in son yayımladığı verilere göre haziranda 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırının 22.279 liraya yükseldi. Açlık sınırının ise 6.840 lirayla asgari ücretin 3.340 TL üzerine tırmandı. Haziranda bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 8.930 TL’ye yükseldi. Asgari ücret 5.500, en düşük emekli maaşı ise 3.500 lira.

Gıda harcamaları yüzde 128 arttı

Temmuz ayında Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 7.01 oranında gerçekleşti. Son on iki ay itibariyle artış oranı yüzde 128.4 olarak hesaplandı.

TÜRK-İŞ raporunda son fiyat gelişmelerine ilişkin yapılan değerlendirmede “Hanelerde kullanılan doğalgaza bu ay yapılan yüzde 30’luk zamla birlikte yılbaşından bu yana toplam yüzde 75.5’lik zam yapılmış oldu. Elektrik üretiminde ve sanayide kullanılan doğalgaza da yapılan zamların yanında, sürekli artan benzin ve motorin fiyatları da üretici ve tüketici fiyatlarını arttıran en başat sürükleyici etkenlerdendir. Bu sebeple, önümüzdeki aylarda yüksek enflasyon ile yaşam mücadelesi verilmesi kaçınılmaz görülüyor. Haziran 2022 Tüketici Güven Endeksi’nin tarihinin en düşük seviyesinde olması fiyatlama davranışları bozulan tüketicilerin de bu öngörüye sahip olduğunu işaret ediyor” ifadeleri yer aldı.

******

“İNSANLAR CAN, SİYASİLER OY, TOPLUM KURTULUŞ DERDİNDE”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)- Toplum, İkinci Dünya Harbi dışında Cumhuriyet tarihinin en derin ve en kapsamlı ekonomik bunalımını yaşıyor. Üstelik bu bunalım siyasi iktidarın çağ dışı, dini siyasete alet eden ideolojik önyargıları nedeniyle yapay olarak yaratılmış ve ısrarla sürdürülen bir bunalım. Bu süreçte enflasyon, işsizlik, yoksulluk ve yoksunluk dinamikleri sürekli artarken, toplumda gelir dağılımı sürekli bozuluyor. Enflasyon artı işsizlik oranlarının toplamından oluşan sefalet endeksi giderek ivme kazanıyor. Kitleler yoksullaşıyor. Enflasyon etkisini tüketiciye yansıtabilen, hatta bunu fırsat bilen küçük bir kesim bunalımı fırsata çevirirken kitleler yoksullaşıyor. Nihai tüketici olarak ücret ve maaşla geçinen çalışanlar ve emekliler sürecin kaybedenleri. Üstelik bunlara verilen telafi edici zamlar bir ay geçmeden sıfırlanıyor. TÜİK rakamları kontrol edip, tüketici enflasyonunu yüzde 80 bandında tutmuş gösterse de;  yine TÜİK’ in üretici enflasyonu yüzde 145’e dayanırken bunu bizzat kendi eliyle yalanlıyor. Zira bu oranlar er geç tüketiciye yansıyor.  ENAG enflasyonu yüzde 176 olarak, TÜİK enflasyon oranının iki katından daha yüksek. İktidar enflasyonu önleme konusunda hiçbir ciddi ekonomik önlem almıyor. Aksine yaratığı kur korumalı mevduat ve kur politikası ile toplumsal bunalımı daha da derinleştirecek gelir transferleri yaratıyor. Orta sınıf yok oldu. Orta sınıfsız bir toplumda, sağlıklı ekonomi ve toplumu geleceğe taşıyıcı dinamikler yaratılamaz. Zira toplumsal potansiyelleri orta sınıf sürükler. Ülkemizin orta sınıf adayları artık geleceğini yurt dışında arıyor.

Gelinen noktada meydanlarda sürekli kaybedenlerin ve kaybetme sürecine girenlerin, gelecek derdi, karnını doyurabilme kaygısı, açlık, yetersiz beslenme ve can derdi sürekli dilleniyor. En temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan kitlelerin ve orta tabakanın daha üst düzeydeki mallara olan talebi ortadan kalktıkça, küçük esnafın da iflas ve kapanma süreçleri kaçınılmaz olarak hızlanacaktır. Kısacası meydanlar yaşam derdinde olanların can pazarına dönüştü… Peki, bu durumda siyaset ne yapıyor. İktidar geçmişte kendine oy vermiş kitleyi tutabilmek için her türlü yola başvurma eğiliminde. Yoksul kitlelere sabır tavsiye ederken, bu insanlar toplumun sınırlı kesimine yönelik gelir transferini görmüyormuş gibi, onları rahmetli Yaşar Nuri’nin deyimi ile “Allah ile aldatmaya” devam ediyor. “Bize bunu Allah yaptırıyor”, “zamlar Allah’ın işi” diyebilecek kadar gerçeklikten kopuklar. Aslında bu yaklaşım tabandaki masum dindarlara açıkça hakaret içeriyor. Onlara açıkça, gerçekleri göremeyen geri zekalı muamelesi yapılıyor. Bütün söylemleri, olay ve olgulara tersten bakarak kafa karıştırıcı biçimde çağdaşlık yerine, toplumu Orta Doğulu olmaya yönlendirmeye hizmet ediyor.

Ya muhalefet ne yapıyor? Ortak akıl,  tek akıldan her zaman daha üstündür. Birinin göremediği yanlışı veya ideolojik tutulmayı bir diğeri düzeltebilir. Ancak Parlamenter demokrasi söylemine takılıp kaldılar. Parlamento ötesinde, kişi egemenliğine tutsak olmuş Türk Demokrasisi için hangi yapısal reformları ve yeni sistemleri düşünüyorlar? Güncel küresel koşullar bağlamında çağdaş bir ekonomik sistem oluşturma yönünde ne tür reform ve yapısal düzenlemeler isteniyor?  Bozulan gelir dağılımı ve yok olan orta sınıf sorunu için sosyal sistemde ne tür yapılanmalar getirecekler? Kaybolan etik ve ahlaki değerleri yeniden topluma kazandırmak için ne tür kültür politikalar oluşturulacak? Nihayet çağı yakalamak için ne tür bir teknoloji ve yenilikçilik sistemi kurmak gerekiyor? Yeniden kalkınan ve çağdaş uygarlık ve bilim rotasında bir toplumu yaratma projeleri neler olabilir?  Naçizane tüm akademik yaşamım bunları araştırmakla geçti.  Ancak siyasilerin bu yöndeki bilimsel yaklaşımlara fazlaca bir ilgi duyduğunu görmedim. Bilinsin ki, son çıkışın önünde bulunuyoruz. Bu şans harcanırsa, süper güçlere yem olan zavallı bir Orta Doğu toplumu durumuna düşmekten kurtulamayız.

 

******

“SİYASET DÜNYASI, ‘MEYDANLARIN DİLİ’Nİ DOĞRU OKUMALI VE İYİ YORUMLAMALIDIR”

Mehmet Şakir ÖRS (Gazeteci / Yazar) – Geçmiş yıllarda yaz mevsimi, genel olarak siyasetin de tatile girdiği ve siyasal gündemin görece gevşediği, bir dönem olurdu. Bu yılın yaz mevsiminde, tam tersine oldukça yoğun bir siyasal gündem yaşanıyor. Bir anlamda Türkiye, tüm sıcaklığıyla seçim sürecine girmiş görünüyor. Yaz mevsiminin sıcaklığı, yalnızca iklimsel ortamı değil, siyaseti de alabildiğine sarıyor. Buna koşut olarak, siyasal gündemin ve gelişmelerin harareti de yükseliyor!

Bunun böyle olmasında en temel neden, halkın önemli çoğunluğunun ekonomik sıkıntılar içinde yaşaması ve siyasetten beklentileri olarak ortaya çıkıyor. Dar gelirli geniş kesimler, bin bir ekonomik ve sosyal sorun içerisinde bunalıyor. Türk-İş’in temmuz ayı araştırmasına göre; açlık sınırı 6 bin 839 lira, yoksulluk sınırı ise 22 bin 278 lira olarak açıklandı. Bir başka çarpıcı sosyal gerçek, SGK verileri ile ortaya çıktı. Yılın ilk altı ayında Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerini dahi ödeyemeyen 7 milyon 244 bin kişinin hanesine giren ortalama aylık gelir 1668 liranın altında kaldı. Bu durum, bunca yoksul insanın günlük 55 lirayla geçinmek zorunda kaldığını gösteriyor.

Bütün bu rakamsal veriler, toplumda giderek daha da tırmanan işsizlik ve yoksulluk gerçeği ile karşı karşıya kalındığını ortaya koyuyor. Yaşanan sıkıntılar ve sorunlar, başta çarşı-pazar olmak üzere, sokaklara ve meydanlara da yansıyor. Meydanlara çıkan, mitingler düzenleyen, esnaf ziyareti yapan muhalefet partilerinin liderleri ve siyasetçileri, sürekli bu konularla ve benzeri taleplerle karşılaşıyorlar. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Balıkesir’de düzenlediği ‘Milletin Sesi’ mitingi ile Erzurum’da yaptığı geleneksel grup toplantısı, böylesi beklentilere ve görüntülere sahne oldu. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile diğer muhalefet liderlerinin ve temsilcilerinin halkla temasları da meydanların, sokakların ve çarşının/pazarın nabzını gösteriyor.

Muhalif siyasetçiler, bu temaslarda halkın ilgisi ve teveccühü ile karşılaşırken; iktidara mensup siyasetçiler ise tam tersine zorlanıyorlar. Geçmişte iktidarın kalesi durumunda olan yerlerde bile düzenlenen etkinliklerde meydanlar boş kalıyor; gidilen bazı yerlerde de iktidarın temsilcileri yakınmalar ve tepkilerle karşılaşılıyor. Doğrusu önümüzdeki seçim sürecinde, iktidar bloku partilerinin ve siyasetçilerinin işi zor görünüyor.

Siyaset dünyası, genel anlamda meydanların, sokakların ve çarşı/pazarın nabzını sağlıklı biçimde tutmalıdır. Sözün özü, ‘meydanların dili’ siyasetçiler tarafından doğru okunmalı ve iyi yorumlanmalıdır. Halktan alınan mesajlar, politikalara / siyasete yön vermelidir. Tüm siyasetçilerin, meydanlardan ve halktan alacağı çok sayıda ders, öğreneceği pek çok gerçek olduğunu düşünüyoruz.

*******