Kordonboyunun geleceği

GÖZLEM gazetemizde 22 Temmuz tarihinde çıkan “Kordonboyu Üzerine Yeniden Düşünmek” başlıklı yazım çeşitli tepkilere yol açtı. İzmir’in en kıdemli gazetelerinden Ticaret Gazetesi’nin sahiplerinden Cemal Tükel dostumdan ilginç bir soru geldi:

“1950’den sonra Selanik, Beyrut ve İzmir’de yaklaşık aynı zaman birimi içinde 2-3 katlı evlerden 6-7 katlı binalara geçiş, özellikle Selanik ve İzmir’de Kordondaki görüntünün yok edilmesi sizce bir tesadüf mü?”

Bunun cevabını İzmir Akdeniz Akademisinin yayınladığı MELTEM dergisinin 2017 tarihli 1. sayısında bulmak mümkün. “19. Yüzyılda İzmir ve Selanik’te Kentsel Dönüşüm: Rıhtım ve Limanların İnşası” başlıklı yazısında Ceylan İrem Gençer, başta İngiltere ve Fransa olmak üzere emperyalist devletlerin politik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda Osmanlı İmparatorluğunun büyük ölçekli altyapı projelerine doğrudan yatırım yaparak nüfuz alanlarını genişlettiğini belirttikten sonra şunu vurguluyor:

“(kamusal alanların düzenlenmesinde) Avrupa ülkelerinde görülen ‘yenilikler’ Osmanlı topraklarında da uygulanmaya başlanmıştır.

Başkent İstanbul’dan sonra, özellikle konumları ve uluslararası ticaret bağlantılarından ötürü İzmir, Selanik, İskenderiye, Beyrut gibi liman kentlerinde bu tür uygulamalara öncelik verilmiştir. Sözü geçen yenilikler, bu kentlerin adeta vitrini haline gelmiştir.”

Adı geçen dört liman kentinin de Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde ve Levant’ın parlayan yıldızı olmalarıdır.

İzmir-Selanik Benzerliği

İzmir ile Selanik’in benzerliklerini yansıtan bir sergi Ekim 2019 tarihinde tarihi Havagazı Fabrikasında düzenlenmişti. Serginin içeriği 1880-1912 tarihleri arasını kapsamış olmasına karşın iki kentin benzerlikleri çok belirgindi. Gezdikten sonra sergiyi değerlendiren ‘İzmir Selanik Kardeşliği’ yazım8 Kasım 2019 tarihli GÖZLEM’de yayınlanmıştı.

Cenova Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Dr. Emiliano Bugatti, BETONART dergisinin ‘Kış 2010’ sayısında“Selanik ve İzmir, Kentsel Kimliğin İnşası ve Yeniden Yapılanması” başlıklıyazısındaiki kentin gelişmesinde dikkat çekici şaşırtıcı benzerlikleri bugünkü gelişmelere dek inceliyor.

Örneğin rıhtımın, rıhtımla birlikte gelişen konut ve ticaret bölgelerinin, topografyanın vb benzerlikleri çok ilginç. Öyle ki, Osmanlı hükümeti 1869 yılında, İzmir rıhtımının düzenlenmesinde gösterdiği üstün çabalardan dolayı eski Aydın Valisi Sabri Paşa’yı Selanik’e atıyor. Sabri Paşa İzmir’dekine benzer bir çalışma içine giriyor; sahil surlarını yıkarak rıhtım inşasını yürütmek üzere ilk iş sahil surlarını yıkıyor.

Her iki kentte de1950’den sonra eski yalıların yıkılıp apartmanlaşmaya geçişte de benzerlikler yaşanıyor. Bu gelişmenin temelinde, rant elde etme isteği kadar, 2. Dünya Savaşı sonrası apartmanı modernleşmenin bir simgesi olarak görmek de var. Hala çok katlı yapıları bir gereksinimden çok modernleşmenin bir yansıması olarak görüyoruz! Öyle değil mi?

Kordon’u kim yıktı?

Bu can yakıcı soruyu Hakkı Keserli’nin çıkardığı ‘İZMİRLIFE’ dergisinin Ekim 2009 sayısında Deniz Çaba Şan soruyor; Kordonboyundaki gelişmeler konusunda deneyimli Mimar Hasan Topal, İç Mimar Dr. Gülnur Ballice, Dr. Mimar Emel Kayın, Yüksek Mimar Necdet Yorgancıoğlu, İnşaat Yüksek Mühendisi Uğur Belger, söz konusu yeni apartmanların birçoğunu yapan Felice Cappadona’nın ortağı Yüksek Mimar Zeki Bozoklar yanıtlıyor. Çok önemli bir belge.

Kordonboyu tartışılırken, bugünkü Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nden denize kadar dolguyu yapan Fransız Dussaud şirketinin aşırı kâr hırsıyla uzun ama dar parseller oluşturması, daha sonra yeni yapılan apartmanlara ada bazında birleşerek değil de mevcut dar parseller bazında imar izni verilmesi, o yıllarda sadece kamuoyunda değil akademik çevrelerde de koruma bilincinin bulunmaması, yüksek yapının ilerleme olarak değerlendirilmesi ama her şeyden önce daha fazla kazanç hırsının hakim olması ele alınıyor. O dönem rant getirisi fazla olmadığından 2. Kordon’da ya da Muzaffer İzgü ya da Gazi Kadınlar sokağında, giderek Göztepe ya da Karantina civarında eski mimari özellikler taşıyan binaların yıkılmamış olması başka türlü izah edilemez.

Bu arada Yüksek Mimar Ahmet Tükel dostumuz Karşıyaka özelinde bir noktaya dikkat çekerek,“1971 yılında çıkarılan yeniden değerlendirme yasası, eski binaların emlak vergisini o denli yükseltti ki, sahildeki çok sayıda köşk sahibi, mülkünü kiraya vermek yerine yükleniciye teslim ederek apartmana dönüştürmeyi tercih etti. Böylece bu tarihten sonra Karşıyaka Kordonu’un da tarihi güzelliklerine güle güle dediğini izledik. Orada da bir set oluştu denizin önünde” diyor.

Yazımı sonlandırmadan bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Kordonboyunun yapısı yine dönüşüyor. Farkında mıyız? İlk önce keyfi bir şekilde Gazeteciler Cemiyetinin arsasına fazla kat verildi. Daha sonra İmar Planında ulusal çapta yapılan değişiklikle maksimum kat yüksekliği artırıldı. Ticaret Odasının binası ile Marriott Otel böyle yükseldi. Şimdi de depremden dolayı yüzde 20 fazla emsal uygulaması başladı.

Bakalım bu değişikliklere karşı ne zaman uyanacağız?

Sonuçta bu dört kentte de toplumsal kent hafızası, 19. yüzyıl başından başlayarak yok edilmeye başlamış, bu durum iki kentteki büyük yangınla perçinlenmiş, dahasında kendimize korumacı kimliği yakıştırdığımız bugünlerde bile yok ediliyor…