İnsanlar can, siyasiler oy, toplum kurtuluş derdinde

Toplum, İkinci Dünya Harbi dışında Cumhuriyet tarihinin en derin ve en kapsamlı ekonomik bunalımını yaşıyor. Üstelik bu bunalım siyasi iktidarın çağ dışı, dini siyasete alet eden ideolojik önyargıları nedeniyle yapay olarak yaratılmış ve ısrarla sürdürülen bir bunalım. Bu süreçte enflasyon, işsizlik, yoksulluk ve yoksunluk dinamikleri sürekli artarken, toplumda gelir dağılımı sürekli bozuluyor. Enflasyon artı işsizlik oranlarının toplamından oluşan sefalet endeksi giderek ivme kazanıyor. Kitleler yoksullaşıyor. Enflasyon etkisini tüketiciye yansıtabilen, hatta bunu fırsat bilen küçük bir kesim bunalımı fırsata çevirirken kitleler yoksullaşıyor. Nihai tüketici olarak ücret ve maaşla geçinen çalışanlar ve emekliler sürecin kaybedenleri. Üstelik bunlara verilen telafi edici zamlar bir ay geçmeden sıfırlanıyor. TÜİK rakamları kontrol edip, tüketici enflasyonunu yüzde 80 bandında tutmuş gösterse de; yine TÜİK’ in üretici enflasyonu yüzde 145’e dayanırken bunu bizzat kendi eliyle yalanlıyor. Zira bu oranlar er geç tüketiciye yansıyor.  ENAG enflasyonu yüzde 176 olarak, TÜİK enflasyon oranının iki katından daha yüksek. İktidar enflasyonu önleme konusunda hiçbir ciddi ekonomik önlem almıyor. Aksine yaratığı kur korumalı mevduat ve kur politikası ile toplumsal bunalımı daha da derinleştirecek gelir transferleri yaratıyor. Orta sınıf yok oldu. Orta sınıfsız bir toplumda, sağlıklı ekonomi ve toplumu geleceğe taşıyıcı dinamikler yaratılamaz. Zira toplumsal potansiyelleri orta sınıf sürükler. Ülkemizin orta sınıf adayları artık geleceğini yurt dışında arıyor.

Gelinen noktada meydanlarda sürekli kaybedenlerin ve kaybetme sürecine girenlerin, gelecek derdi, karnını doyurabilme kaygısı, açlık, yetersiz beslenme ve can derdi sürekli dilleniyor. En temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan kitlelerin ve orta tabakanın daha üst düzeydeki mallara olan talebi ortadan kalktıkça, küçük esnafın da iflas ve kapanma süreçleri kaçınılmaz olarak hızlanacaktır. Kısacası meydanlar yaşam derdinde olanların can pazarına dönüştü… Peki, bu durumda siyaset ne yapıyor. İktidar geçmişte kendine oy vermiş kitleyi tutabilmek için her türlü yola başvurma eğiliminde. Yoksul kitlelere sabır tavsiye ederken, bu insanlar toplumun sınırlı kesimine yönelik gelir transferini görmüyormuş gibi, onları rahmetli Yaşar Nuri’nin deyimi ile “Allah ile aldatmaya” devam ediyor. “Bize bunu Allah yaptırıyor”, “zamlar Allah’ın işi” diyebilecek kadar gerçeklikten kopuklar. Aslında bu yaklaşım tabandaki masum dindarlara açıkça hakaret içeriyor. Onlara açıkça, gerçekleri göremeyen geri zekalı muamelesi yapılıyor. Bütün söylemleri, olay ve olgulara tersten bakarak kafa karıştırıcı biçimde çağdaşlık yerine, toplumu Orta Doğulu olmaya yönlendirmeye hizmet ediyor.

Ya muhalefet ne yapıyor? Ortak akıl, tek akıldan her zaman daha üstündür. Birinin göremediği yanlışı veya ideolojik tutulmayı bir diğeri düzeltebilir. Ancak Parlamenter demokrasi söylemine takılıp kaldılar. Parlamento ötesinde, kişi egemenliğine tutsak olmuş Türk Demokrasisi için hangi yapısal reformları ve yeni sistemleri düşünüyorlar? Güncel küresel koşullar bağlamında çağdaş bir ekonomik sistem oluşturma yönünde ne tür reform ve yapısal düzenlemeler isteniyor?  Bozulan gelir dağılımı ve yok olan orta sınıf sorunu için sosyal sistemde ne tür yapılanmalar getirecekler? Kaybolan etik ve ahlaki değerleri yeniden topluma kazandırmak için ne tür kültür politikalar oluşturulacak? Nihayet çağı yakalamak için ne tür bir teknoloji ve yenilikçilik sistemi kurmak gerekiyor? Yeniden kalkınan ve çağdaş uygarlık ve bilim rotasında bir toplumu yaratma projeleri neler olabilir?  Naçizane tüm akademik yaşamım bunları araştırmakla geçti.  Ancak siyasilerin bu yöndeki bilimsel yaklaşımlara fazlaca bir ilgi duyduğunu görmedim. Bilinsin ki, son çıkışın önünde bulunuyoruz. Bu şans harcanırsa, süper güçlere yem olan zavallı bir Orta Doğu toplumu durumuna düşmekten kurtulamayız.