Erdoğan seçime girmeyebilir veya erteleyebilir

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminde olan konu ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, seçmenin nabzını tutan kamuoyu anketleri, uzun bir süreden beri suskun kalan 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iktidara yönelik eleştirileri, Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndaki skandal gelişmeler, ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün’ün görevden alınması, Temmuz ayı enflasyon verileri, TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun da katıldığı TOBB Sektör Meclisleri İstişare Toplantısı’nda yaşananlarla ilgili açıklamalarda bulundu.  İşte görüşleri…

GÖZLEM – Anketler, Doğu Anadolu’dan, Doğu Karadeniz’den başlayarak ülkenin dört bir tarafında Cumhur İttifakı’nın ana partileri olan AKP ve MHP’nin hızla oy kaybetmeye devam ettiğini gösteriyor. Erdoğan’ın adaylık yarışında da “çok adaylı ilk turda birinci olsa” da, ikinci turda 5 muhalefet adayının (Mansur Yavaş / Kemal Kılıçdaroğlu / Ekrem İmamoğlu / Meral Akşener / Ali Babacan) da arkasında kalacağını gösteriyor; yorumunuz?

K – AKP’nin anketlerde sadece Türkiye genelinde değil önceden birinci parti olduğu pek çok ilde de bu liderliğini kaptırdığı görülüyor. 2018 Seçimlerinde yüzde 36,2 ile birinci parti olan AKP, ORC Araştırma’nın son anketine göre yüzde 27’ye gerilerken, İstanbul’da birinciliğe yüzde 32,9 ile CHP çıktı. Yine yüzde 2018’de yüzde 38,8 ile birinci olduğu Eskişehir’de AKP’nin oy oranı yüzde 28,3’e gerileyerek ikinciliğe düştü. CHP yüzde 35,5 ile birinciliğe çıktı. AKP’nin 2018 seçimlerinde birinci çıktığı Eskişehir, Uşak, Kütahya, Kahramanmaraş, Elazığ, Sivas, Zonguldak ve Hatay’da yapılan son anketlere göre AKP’nin oy oranları yüzde 9,1 ile 15,2 arasında düştü. İşin ilginç tarafı bu illerde AKP’nin kayıplarına karşın CHP oylarını yüzde 2-5,7 arasında arttırırken esas kazançlı çıkan oylarını yüzde 7,2 ile 11,7 arasında arttıran İyi Parti oldu. Örneğin CHP’nin güçlü olması beklenen Zonguldak’ta CHP oylarını yüzde 2,7 arttırırken, İyi Parti 8,8 yükseltti. Aynı şekilde Sivas’ta da CHP’nin oy artışı yüzde 5,2’de kalırken, İyi Parti’ninki yüzde 7,7 oldu. Eskişehir’de de oy oranları İyi Parti lehine 3,5’a karşı 7,2 olarak gerçekleşti. Bu durum, illere göre bakıldığında, AKP’den ve Cumhur İttifakı’ndan kaçan her 10 seçmenden 3’ünün oyu CHP’ye giderken 7’sinin oyunun İyi Parti’ye kaydığını gösteriyor. Genel olarak eğilime bakıldığında, MAK Danışmanlık’a göre Haziran 2021 ile Haziran 2022 arasında Cumhur İttifakı’nın oy oranı yüzde 42’den yüzde 34’e gerilerken, Millet İttifakı’nın oy oranı yüzde 42’den yüzde 51’e çıktı. Ayrıca yapılan son anketlerden MHP’nin sadece oy kaybettiği değil, seçim barajı olan yüzde 7’yi tutturamayacağı anlaşılıyor. MHP’nin oy oranı MAK Danışmanlık’ın son anketinde yüzde 6,45. AKP’nin de kimi anketlerde CHP’nin arkasında kaldığı, hatta böyle giderse seçimlerde 3’üncülüğe bile düşebileceği iddia ediliyor. ORC’nin araştırmasına göre bu seçimlerde ilk kez oy kullanacak genç seçmen kitlesinde de hem AKP’nin (yüzde 11,9), hem MHP’nin (yüzde 3,4) oylarının Türkiye geneline göre çok daha düşük olduğu ve CHP’nin (yüzde 22,5) ve İyi Parti’nin (yüzde 18,6) iyice gerisinde kaldığı anlaşılıyor. Üstelik burada henüz yüzde 27’lik büyük bir “kararsız” kitle var. Bu kararsız kitle de oy oranlarına göre dağıtılacak olsa, AKP ve Cumhur İttifakı’nın oyları ciddi biçimde gerilemiş olacak. Aynı şekilde Gezici Araştırma’nın Cumhuriyet Gazetesi için yürüttüğü araştırmaya göre ankete katılanların yüzde 56,8’i muhalefetten çıkacak bir liderin ülkeyi yönetebileceğini, yüzde 53,2’si Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vereceğini ifade ediyor. Anketlere bakınca durum böyle. Seçimlerin yapılması gereken gelecek bir yıl içinde de bu anketlerde AKP ve Cumhur İttifakı açısından daha da hızlı bir kötüleşme gelmesi muhtemel. Çünkü gelecek bir yıl içinde ne içeride, ne de dışarıda enflasyonist baskıların azalacağına dair emare yok. Geçim derdi büyüyecek, tepkiyi arttıracak ve oy oranları AKP ve Cumhur İttifakı için daha da aşağıya inecek. Bu noktada iki konu ortaya çıkıyor: Tayyip Erdoğan kaybedeceğini gördüğü bir seçime girer mi? Yoksa “Böyle bir seçim olmasın” diye Anayasa’da verilen hakkı manipüle ederek bir savaş veya ekonomik kriz gerekçesiyle seçimleri erteler mi?

GÖZLEM – Uzun bir süreden beri suskun kalan 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iktidarı eleştirdi; hem ekonomi, hem siyaset bakımından… Recep Tayyip Erdoğan’ın “beraber yola çıktığı ‘siyasi ağırlıklı’ arkadaşlarının art arta siyaset sahnesine ‘eleştiriler ile’ çıkması” konusunda ne diyorsunuz?

K – Gül geç bile kaldı. Ancak siyasi tavrı olarak kendisi hiçbir zaman Erdoğan’ı birebir karşısına alamadı ve hep bazı makamların kendisine altın tepsi içinde sunulmasını bekledi. Bu açıdan da muhafazakâr çevrelerde ciddi itibar kaybına uğradı ve gerçek bir siyasi atılım yapma şansını bana göre kaçırdı. Bu açıdan en cesaretli çıkan Bülent Arınç oldu. Tayyip Erdoğan’ın liberallerle beraber ortaya çıktığı ilk başlardaki A takımı yerini yıllar içinde gittikçe daha kalitesiz ve niteliksiz ekiplere bıraktı. Gelinen son noktadaki ekonomi yönetimi örneğin, bunu çok güzel ortaya koyuyor. Bu açıdan belli bir çizgiden uzaklaştıkça, başlangıçta yola beraber çıktığı pek çok siyasetçi Erdoğan’ın yanından uzaklaştı. Bu kesimin son dönemde eleştirilerini arttırmasının bir nedeni hakikaten de Erdoğan iktidarının içine girdiği ve gittikçe “kötüleşen” ve sertleşen siyasi yol ise, bir diğer nedeni de bu eleştirileri yapanlardan önemli kısmının iktidardan elde ettiği rantın önemli ölçüde azalmış olmasıdır.

GÖZLEM – Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndaki gelişmeler konusunda görüşünüz?

K – KPSS’nin son 2022 yılı sınavındaki sorulardan 20’sinin, önceden bazı cemaatlere yakınlığı olduğu anlaşılan bir yayınevi tarafından şıkları bile aynı sırada olmak suretiyle daha önce basıldığı ortaya çıktı. ÖSYM Başkanı çok hızlı bir “Bazı sınav sorularının bir yayınevinin deneme sınavı sorularıyla aynı olduğuna ilişkin sosyal medya platformlarında ortaya atılan iddiaların incelemelerimiz neticesinde asılsız olduğu anlaşılmıştır” açıklaması yaptı. Ardından daha da hızlı bir şekilde görevinden alındı. Devlet Denetleme Kurulu’nun konuyu araştıracağı açıklandı. Ancak bu araştırmadan, önceki örneklerine bakılarak, ne sonuç çıkacağı özellikle, gazete basılırken henüz bu sınavın iptal edilmediği dikkate alındığında, meçhul. FETÖ’nün veya onun yerini alan ancak hiç şüphesiz onunla çok yakın ilişki içinde olduğu, hatta belki hâlâ postunun altında FETÖ’nün yattığı diğer cemaatlerin devlette daha fazla yer almak, buradan beslenmek, rant elde etmek ve zamanı geldiğini düşündüğünde bu ülkenin rejimini değiştirmek amacıyla devlete sızmak için devletin çeşitli kademelerine memur alan bu sınavların sorularını çaldığı veya bizzat oluşturdukları anlaşılıyor. Yayınevi’nin 2014 KPSS sınavındaki tarih soruları ile birebir aynı olan soruların yer aldığı bir kitabı basan yayınevi olduğu da anlaşıldı. Yayınevi’ni kuranlardan birinin sosyal medya hesaplarından dönem dönem bazı cemaat liderlerinin sözlerini ve AKP ziyaretlerini anlatan paylaşımları bulunuyor. Yayınevinin kursiyerlerini, polislik dahil devlet kadrolarına hazırladığı KPSS, ALES, Yabancı Dil Sınavı (YDS), Dikey Geçiş Sınavı (DGS) kursları veren ve 82 şubesi bulunan bir Akademisi var. Polis Akademisi’nin “Yeni Nesil Terör: FETÖ’nün Analizi” adlı raporunda KPSS’de daha önce olanlar özetle “Örgüt tarafından, 2000-1013 yılları arasından KPSS, ÖSS, ALES, Askeri Liseler, YDS sınavları gibi ÖSYM koordinatörlüğünde yapılan tüm sınav soruları çalınmıştır” şeklinde anlatıldıktan sonra bunun sonuçlarına da şöyle yer veriliyor: “2000-2016 yılları arasında kamuda istihdam edilen devlet memuru sayısı yüzde 48 oranında artmıştır ve istihdam edilen personeldeki artış nüfus artışının (yüzde 16) oldukça üzerindedir. Personel sayısındaki artış bilhassa dört alanda yapılan sınavlar neticesinde atamaya bağlı olarak gerçekleşmiştir. Eğitim, yükseköğretim, TSK ve Emniyet teşkilatı sınavları FETÖ’nün özel olarak ilgilendiği sınavları oluşturmakla birlikte devlet memurlarındaki artışın yüzde 80’ini oluşturmuştur.” Toplamda 400 bin civarında kişinin soru hırsızlığıyla kadroya girdiği hesaplanıyor. Sonuçta son örneğinde olduğu gibi bu tür sınavlardaki soru hırsızlığının belli cemaatlerin devlete sızmak için başvurduğu bir yöntem olduğu anlaşılıyor. Tabii bu iktidardan bu yapılanlara karşı ciddi biçimde bir önlem almasını beklemek saflık olur ama iktidar değiştiğinde yapılması gereken bu şaibeli sınavlarla devlete alınmış kişilerin belirlenmesi, bunlardan hangilerinin sınavlarda çalınmış soruları kullandığının belirlenmesi için belki yeni sınavlar yapılması, mevcut sınavların yapılmasında da sızıntıya yol vermeyecek yöntemlerin bulunması gerekir.

GÖZLEM – Soruşturma açılan ve görevden alınan ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün “4 yıl süreyle özveriyle çalıştık. Her hafta sonu yılda yaklaşık 10 milyon kişinin katıldığı sınavlarda en küçük bir iddiaya meydan vermedik. Birileri başarımızdan rahatsız olmuş olacak ki düğmeye bastı. Kimseye kırgın değilim üzgünüm” dedi. “Düğmeye basan” kim olabilir?

K – Eğer “düğmeye” basıldıysa, bu, bu sorulara daha fazla hâkim olmak istediği için “kasıtlı” bir “yanlışlık” yapan çeşitli cemaat veya örgütler olabilir. Ancak ben “düğmeye basmaktan” ziyade yıllardır rahatça hareket etmenin verdiği “fütursuzluk” sonucu ciddi bir “hata” yapılmasının söz konusu olduğunu düşünüyorum. Öte yandan Başkan’ın ifadelerine de çok önem vermemek lazım. Çünkü 31 Temmuz’da yapılan bu 2022 KPSS sınavının 20 sorusu, aynen bu Yayınevi’nin önceki deneme baskılarında yer almakla kalmıyor, üstüne üstlük soruların şıkları da aynı sırayla sınavda kullanılmış. Bir çalma veya hazırlanmış soruların sınavda kullanılması söz konusu. Bu, bu kadar açıkken, “düğmeye basıldığını” iddia eden Başkan sınavdan hemen sonra yaptığı açıklamada “Ortaya atılan iddiaların incelemelerimiz neticesinde asılsız olduğu anlaşılmıştır” diyebiliyor. Neyi incelediniz? 20 soru kelimesi kelimesine, şıklarına kadar aynıyken, bunu inceleyip hâlâ “asılsız” diyebiliyorsa, burada kesinlikle kasıtlı olarak olayı örtmek istediği ortaya çıkar. Dolayısıyla ya kendisi de bu olayın bir parçası ya da kendini böyle bir açıklamayla kurtarabileceğini düşünecek kadar “kıt kapasiteli”. 15 Temmuz’dan sonra mercek altına alınan birçok sınavda soruların sızdırıldığı tespit edilmiş, çalınma ile ilgili haklarında işlem yapılan kişi sayısı 17 bin 894 olarak açıklanmıştı. Çok sayıda kişi tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Bunların arasında FETÖ üyeliğinden yargılanan ve sınav sorularını çalmalarına zemin hazırlamakla sorumlu tutulan eski ÖSYM Başkanı Ali Demir de vardı.

GÖZLEM – TÜİK ve ENAG Temmuz üretici ve tüketici enflasyon rakamlarını açıkladılar; Siz, bu rakamları nasıl yorumladınız?

K – Ben rakamları artık “komik” buluyorum. Dikkate almıyorum. TÜİK’in tüketici enflasyonu rakamı doğru değil. Hakikaten bürokraside gittikçe düşen entelektüel kapasite paralelinde kendilerine göre bir algı yaratmayı hedefliyorlar. Açıkladıkları rakamlar hiçbir zaman tam bir rakamın hemen üstü olmuyor, fiyat etiketleri gibi tam bir rakamın hemen altında yer alıyor. Şöyle örnek verelim: TÜİK Temmuz 2022 enflasyonunu aylık yüzde 2,37 üzerinden yüzde 79,6 olarak yüzde 80 bandının hemen altında açıkladı. Aylık enflasyon yüzde 3 olsaydı enflasyon yüzde 80,09 olacaktı. ENAG’ın açıkladığı gibi yüzde 5,03 olsaydı, yüzde 81,67 ile Eylül 1998’deki yüzde 80,4’lük rekoru kıracaktı. TÜİK Nisan 2022’de enflasyonu yüzde 69,97 ile yüzde 70 bandının hemen altında hesaplamıştı. Benzer rakamlar; Ocak 2022’de yüzde 48,69 ile yüzde 50’nin hemen altında, Ekim 2021’de yüzde 19,89 ile yüzde 20 bandının, Temmuz 2021’de yüzde 18,95 ile yüzde 19 bandının, Ocak 2021’de yüzde 14,97 ile yüzde 15 bandının, Ekim 2020’de yüzde 11,89 ile yüzde 12 bandının, Nisan 2020’de yüzde 10,94 ile yüzde 11 bandının hemen altında açıklandı. Ekonomide sonun başlangıcı olarak görülen ve 128 milyar dolarlık rezervin TL’nin değerini korumak için satılmaya başlandığı tahmin edilen 2020 yılının Nisan ayından itibaren her ayki yıllık enflasyon oranları dikkate alındığında, Nisan 2020 ile Temmuz 2022 arasındaki 28 ayın sadece 9’unda yıllık enflasyon rakamının son iki hanesi 0 ile 0,49 dilimi arasında gerçekleşti. 19 ayda bu rakamın son iki hanesi 0,5 ile 0.99 dilimi arasında oluştu. Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hakan Kara da “TÜİK enflasyonu ile İTO İstanbul enflasyonu tarihsel olarak birlikte hareket eder. Son dört ayda 19,5 puana ulaşan fark dikkat çekici” diyor. Eğer daha gerçekçi, dikkate alınacak bir enflasyon rakamı aranıyorsa, bu ENAG’ın rakamı da olabilir, TÜİK’in üretici enflasyonu rakamı da olabilir. ENAG, TÜİK’in omurgasını kullanarak hesapladığı 2022 Temmuz enflasyon rakamını yüzde 176,04 olarak açıkladı. TÜİK’in üretici rakamı ise yıllık bazda yüzde 144,61 olarak açıklandı.

GÖZLEM – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun da katıldığı TOBB Sektör Meclisleri İstişare Toplantısı’na, BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben ve üç kamu bankası genel müdürünün de katılacağı bildirilmişti. Ancak Akben ile üç kamu bankasının genel müdürü toplantıya gelmedi. Bu durum kredi sorunu yaşadıkları kamu bankalarının genel müdürlerini de toplantıda görmek isteyen meclis üyelerince tepkiyle karşılandı. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

K – Dikkat ederseniz son dönemde daha önceden içinde oldukları “komik” durumu savunmak zorunda kaldığı için garip, tutarsız, komik açıklamalar yapan Ekonomi Bakanı Nureddin Nebati ortaya çıkmazken, yerine açıklamalarıyla Nebati’yi aratmayacak Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu sahne aldı. Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” teorisini dayatmak için dövize talebi kısmak adına sürekliliği olmayacak ve ekonomiyi iyice darboğaza götürecek “kur korumalı mevduat, ihracat gelirlerinin bozdurulması, kredi almak isteyen firmaların döviz tutmaması” gibi tedbirleri savunmak için serbest piyasa gerçekleri ve ekonomi bilimi ile uyuşmayan garip açıklamalarda bulunmak, yaptırımlar dayatmak zorunda kalıyor. İstanbul Sanayi Odası üyeleri ile buluşmasında firmaları stokçuluk ve krediyle döviz almakla suçladı ki mevcut sistemde her ikisi de suç değil. Kavcıoğlu sanayicilere “Türkiye’de hem döviz anlamında hem de stokçulukta bizim düşük faizli ekonomi modelini suistimal eden taraflar var. … 6 ayda 2021 yılının üç katına yakın kredi kullanılmış. / … Ben biliyorum bir kısmının nerede olduğunu, herkes döviz aldı. Biz bu rakamları takip ediyoruz. Hepsinin listesi var bende” dedi. Oysa sanayici fiyatlar artacağı için üretim yapacağı malın girdilerini önceden almak zorunda. Fiyatın artacağını ve aynı maliyetle yerine koyamayacağını bildiği için de ürettiği malı satarken gelecekteki fiyat artışlarını dikkate almak durumunda. Ayrıca Türkiye hâlâ serbest piyasa ekonomisi varlığını koruduğu için kredilerle döviz almak yasadışı değil. Bir “liste” tutuyor olması, iktidarın başından beri alkışlayıcısı olduğu serbest piyasaya ne kadar ters bir zihniyete ulaştığını gösteriyor. Kavcıoğlu aynı toplantıda “90 milyar dolar bankalarda parası var şirketlerin. 20 milyar dolar da yurtdışında, bunlar kayıtlı. ‘Şirketlerin yurtdışında kayıtsız 500 milyar dolar var’ deniyor. Yüzde 90’ı yalan olsa, yüzde 10’u doğru olsa 50 milyar dolar” diyerek bu paranın bozdurulması gerektiğini söylediği de ifade ediliyor. Merkez Bankası Başkanı’nın tam bir “kahvehane ağzıyla” konuşması, elinde veriler varken böyle “atıp, tutması” ve hatta bunu yurtdışındaki kayıtsız paraları Türkiye’ye çekmek için sayısız düzenleme yapan bir iktidarın üyesi olarak yapması “tiye” alınarak eleştirildi. Kavcıoğlu TOBB Sektör Meclisleri İstişare toplantısında da iktidarın son Türkiye Ekonomi Modeli’ne işaret ederek “Amaç cari fazla vererek Türkiye’de sürekli ve kalıcı fiyat istikrarını sağlamaktır” dedi. Oysa ekonomi, Erdoğan’ın baskısıyla bu “modele” geçip faizi indirmeye başlayalı beri son 8 ayda enflasyon yüzde 20’den yüzde 80’e çıkarken cari denge de, bırakın fazla vermeyi Ocak – Mayıs döneminde 2021’in aynı dönemine göre 2,5 kata yakın artarak 28,1 milyar dolara çıktı. Kavcıoğlu son olarak da bahsettiğiniz toplantıda, İSO’daki toplantıda kimseye “stokçu” demediğini ileri sürdü. Sanayici ve iş dünyası ile girdiği polemiklerden zor durumda kaldığı ve bence yukarıdan da bir baskı hissettiği anlaşılıyor. Bir olasılık bu son toplantıya BDDK ve kamu bankaları yöneticilerini getirmeyerek “gerginliğin” önünü kesmek istemiş olabilir. Bu arada Kavcıoğlu’nun kendisini “bakan üstü” gördüğü için ilgili bürokrasiyle arasının iyi olmadığı da konuşuluyor. Dolasıyla diğer bir olasılık da “kimse rol çalmasın” diye BDDK Başkanı ve genel müdürleri getirmemiş olabilir. Şu anda Ankara’da sadece para politikasıyla ilgili değil, genel ekonomiye ilişkin önlemler ve uygulamalar da büyük ölçüde Merkez Bankası’ndan ve Kavcıoğlu’nun ekibinden çıkıyor.

GÖZLEM – Cemevlerine yapılan saldırılar, “Taliban bayrakları ile şehir turuna çıkan ‘tarikat’ düğün konvoyları” , silahlı çatışmalarla, birbirlerine giren ve mahalleleri savaş alanına çeviren Suriyeli gruplar, vatandaşlara “Nereye gidiyoruz” endişesi yaratıyor, ne diyorsunuz; ne yapılmalı?

K – İktidarın yarattığı, bilinçli olarak beslediği, büyük ihtimalle de seçim döneminde “tam anlamıyla” kullanmayı hedeflediği, ama bir taraftan da kendi oy kaybına katkıda bulunduğunu düşündüğüm bu “kutuplaşma” ortamının maalesef seçimlere kadar dağılmayacağı anlaşılıyor.