Dolar, adım adım 18 TL’ye gidiyor

Aralık 2021’de 11 liraya kadar düşen ABD Doları, Türk Lirası karşısında yeniden tarihi zirveyi gördü. TÜİK verilerine göre yüzde 80’e dayanan enflasyonda Merkez Bankası yılsonu hedefini yükseltti. Dövizdeki artış nedeniyle hayat pahalılığı her geçen gün artarken, Hazine’nin borç yükü de artıyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye ekonomisi son 6 yıldır sürekli kötüye gidiyor. Pandemiyle birleşen ekonomik krizin derinleşmesi katlanılmaz bir hal aldı ve tahribatı artırdı. Yüksek enflasyon, döviz kuru ve faiz hayat pahalılığını arttırırken hazineyi de büyük bir borç yükünün altına sokuyor. Artan hayat pahalılığı sabit ve dar gelirlileri zorluyor. Yaz sezonuna rağmen sebze meyve fiyatları el yakıyor.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yüksek faiz sebep, enflasyon sonuçtur” teziyle durum daha kötüleşti. Politika faizinin yüzde 19’dan yüzde 14’de düşürülmesi, hem enflasyonu hem de dövizin artmasına yol açtı. Enflasyon yüzde 80’e yaklaşırken, dolar kuru da 20 Aralık 2021’de tarihi zirveye çıkarak 18,35 lirayı gördü.

Dolar kuru iktidarın yanlış para/faiz politikası ile ekonomi tercihlerine yönelik endişelerin yanı sıra, yüksek enflasyon ve küresel resesyon korkusuyla yükselmeye devam ediyor. Amerikan Merkez Bankası’nın faiz kararı öncesinde dolar yılbaşından bu yana en yüksek seviyesini görerek 17,94’e çıktı.

Geçen haftayı 17.75 seviyesinden tamamlayan dolar, bu hafta da yükselişini sürdürdü. Perşembe gününe 17,8762 ile başlayan dolar, 17,9403 liraya kadar yükseldi. Doları, 30.06.2022 tarihinde 16,5228 ile son bir ayın en düşük, 28.07.2022 tarihinde ise 17,9403 ile son bir ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Türk Lirasında aylık değer kaybı yüzde 7,40, haftalık kaybı yüzde 1.21 oldu. TL, yılın başından beri dolara karşı değer kaybı yüzde 25’i aştı.

Dövizdeki artış, altın fiyatlarında da görülüyor. Güne 997,32 ile başlayan Gram Altın bin liranın üzerine çıktı. Gram Altın, 15 Temmuz’da 945,75 lira ile son bir ayın en düşük, 28 Temmuz’da ise 1.007,79 lira ile son bir ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Türkiye’nin 5 yıllık risk primi CDS ise gün içerisinde 885’i gördü.

Fed beklenen faiz kararını açıkladı

Pandeminin ardından hızlı ekonomik toparlanmayla gelen yüksek enflasyon sonrası ABD Merkez Bankası (Fed), Mart ayında varlık alım operasyonunu tamamlayarak faiz artışlarına başladı. ABD’de enflasyon haziranda yıllık yüzde 9,1 ile Kasım 1981’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.

Fed, Temmuz ayı toplantısında politika faizini 75 baz puan artışla yüzde 2,25 – 2,50 seviyesine çıkardı. Böylece Temmuz toplantısında Fed, beklentilere paralel bir faiz artışına gitti. Haziran ve temmuz toplantısında yapılan 150 baz puanlık faiz artışı 1980’lerin başından bu yana en sert sıkılaşma hamlesi olarak kaydedildi.

Maksimum istihdam ve uzun vadede yüzde 2 oranında enflasyonun hedeflendiği belirtilen açıklamada, söz konusu hedeflere ulaşılması için faiz artışlarının devam edeceği vurgulandı.

 

MB faiz tahminini artırdı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2022 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 60,4’e yükseltti.  Önceki raporda tahmin yüzde 42,8’di.

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, yılın üçüncü enflasyon raporunun sunumunda konuştu. TCMB’nin yüzde 42,8 olan yıl sonu enflasyon tahminini yukarı yönlü güncellemesi beklentisine paralel olarak Kavcıoğlu, enflasyonun 2022 sonunda yüzde 60,4 olarak gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini açıkladı. Kavcıoğlu, enflasyonun 2023 yıl sonunda yüzde 19,2, 2024 yıl sonunda ise yüzde 8,8 olarak gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini kaydetti.

Nisan ayında gerçekleşen bir önceki toplantıda banka yüzde 23,2’lik yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 42,8’e yükseltmişti.

******

“HER MİDESİ AĞRIYANA AYNI İLACI YAZMIYORUZ”

İbrahim Acar (Prof. Dr.) – Amerika’nın, Avrupa’nın, Türkiye’nin sorunları birbirinden çok farklı. Her midesi ağrıyana aynı ilacı yazmıyoruz sonuçta. Yanına bir ilaç daha veriyoruz ya da başka bir şikâyetimiz varsa o ilacı kullanmıyoruz. Böyle olunca farklı ülkelerin farklı sorunlarını da yine farklı değerlendirmek gerekiyor. Mesela Türkiye Merkez Bankası, konuyu enflasyon bazlı olarak görüyor. Enflasyonu düşürme hedefi olarak görüyor. Ama Amerika Merkez Bankası enflasyonla birlikte büyümenin devam ettirilmesi, sürdürülmesi olarak görüyor. Dolayısıyla buradaki ortamda Amerika Merkez Bankasının davranışlarının sonuçları belki Amerika için iyi olabilir ama bu Türkiye için iyi olmayabilir. Onun için Amerika dünyadaki ticaretin 3’te birine yakınını yöneten bir ülke, ekonomik büyüklük olarak da böyle, milli gelir olarak da, ticaret olarak da. Bu kadar büyük bir ekonomik varlığın yapmış olduğu küçük bir davranış bile, 0,75’lik faiz artışı dahi bütün dünya ekonomilerini etkileyebilecek bir büyüklüğe sahip. Türkiye’deki faizin yükselip alçalması Amerika açısından önem teşkil etmeyebilir ama sonuçta Amerika’daki bu yapı bizi çok fazla etkiliyor.

Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Türkiye, devamlı dövize ihtiyacı olan bir ülke. Paraya ihtiyacı olan bir ülke, finansman sorunlarını yönetmekte zorlanır. Çünkü para kendi parası değil. Dolar bizim kendi paramız değil. Amerika’nın 20 trilyon dolarlık bir milli geliri var ama 30 trilyon dolarlık borcu var. Bu onlar için bir sorun değil. Biz 800 milyar dolarlık bir milli gelirden söz ediyoruz, 400 milyar dolarlık bir borç seviyesi bizim için problem. Milli gelirin yarısı kadar olması bizim için problem olurken; Amerika bunu yüzde 50 aştığı zaman bile sorun olmuyor. Çünkü kendisi istediği zaman para basabiliyor. Onun için Amerika Merkez Bankasının sorunları ile Türkiye’nin sorunlarını birbirinden ayrıştırmak lazım. Biz onların parasına muhtaç olduğumuz için sorun yaşıyoruz. Çünkü bizim borcumuz var, dış ticaret açığımız var, yıllık olarak cari açık adını verdiğimiz ülkeye giren döviz ile çıkan döviz arasındaki fark var… Bu farkı biz kapatamıyoruz. Bu farkı kapatmak için daha fazla ihracat yapmamız, daha fazla turizm geliri elde etmemiz, daha fazla döviz elde etmemiz gereken bir takım uygulamaları geliştirmemiz gerekiyor. Bundan dolayı Türkiye de faizler konusunda şu anda farklı bir tavır sergiliyor çünkü politika faizi dediğimiz bankaların finansmanıdır. Bankaları biz düşük faizle finanse ettiğimiz zaman bankalar bunu müşterilerine aynı şekilde yansıtıyor.

Türkiye faizi yükselttiği zaman Amerika gibi bir sonuç bekleyemez. Daha farklı sorunlar baş gösterebilir. Her başı ağrıyan kişiye aynı ilacı vermiyoruz. Şu an Türkiye’deki ekonomi politikasını yönetenlerin bu anlamda politika belgelerinde bir uygulamayı sürdürmeye çalıştıklarını görüyorum. Amerika artırıyor da biz niye artırmıyoruz?  Enflasyon şu an Türkiye’de yüzde 75. Faizi yüzde 75 yapsak, Türkiye’deki her şey düzelecek mi, yoluna girecek mi? Türkiye’deki ana sorun şu anda finansman verimliliğini yönetmek noktasında oluyor. Paramızı acaba daha verimli nasıl yönetebiliriz, nasıl dövize daha az muhtaç olan ülke haline gelebiliriz? Kendi ürünlerimizi daha fazla nasıl satabiliriz? Daha fazla nasıl gelir elde edebiliriz? Bence bu finansman verimliliği konusuna odaklanmak gerekiyor.