Milli Savunma Bakanlığı neden gereken uyarıyı yapmıyor?

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), e-okul iş takviminde 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı görmezden geldi. Öğretmenlerin eğitimlerinden sınav başvurularına kadar çeşitli tarihlerin belirtildiği takvimde, son olarak ulusal günler arasına eklenen 15 Temmuz dahi bulunurken, 30 Ağustos Zafer Bayramı’na yer verilmedi.

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre; Türk tarihinde önemli zaferlerden biri olan 30 Ağustos yok sayıldı. Duruma tepki gösteren Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “15 Temmuz’u kendi zaferi ilan edenler, 30 Ağustos’ta emperyalizme karşı başkaldırışı ve kazanılan eşsiz zaferi yok saydı” dedi.

Türk ulusu için en kutlu, gurur verici ulusal bayramlardan biri olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın “unutulduğunu” söyleyen Özbay, “Emperyalizme karşı kazanılan eşsiz zafer yok sayıldı. İktidarın Cumhuriyet alerjisinin bir yansıması” dedi.

“Kasıtlı unutkanlık”

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, şunları kaydetti: “Cumhuriyeti ve devrimlerini, Atatürk’ü ve laikliği hedef alan bu zihniyet yeni değil. Biz bu kasıtlı unutkanlığın, siyasi iktidarın Cumhuriyet alerjisinin bir yansıması olduğunu çok iyi biliyoruz. Okullarda ulusal bayramlarımızın ve yerel kurtuluş günlerinin kutlanmasını kaldırmaya çalıştıklarını unutmadık. Bu zihniyet için 15 Temmuz kutlamalarında risk teşkil etmeyen pandeminin, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda tehlikeli olduğunu gördük. Okulun ilk haftası mutlaka 15 Temmuz’la ilgili tören yaptırılırken 30 Ağustos’u yine ne hikmetse unuttuk. 30 Ağustos hutbesinde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Atatürk’e özellikle yer verilmediğine, MEB’in müfredatında Kutül Amare’nin ‘zafer’, Çanakkale’nin ise bir ‘cephe’ olarak ifade edilmesine şahit olduk. 30 Ağustos’a özel bir alerjileri var çünkü 30 Ağustos, ulusumuzun hürriyet ve bağımsızlık mücadelesinin ölümsüz bir anıtı. Bilsinler ki bizim zaferimiz 30 Ağustos’tur.”

Milli Savunma Bakanlığı niye uyarmıyor?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın, “Atatürk ve Cumhuriyet konusunda attığı ‘olumsuz adımlardan biri olan’ bu duruma karşı” Milli Savunma Bakanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığı ve Başkomutanlığın sessiz kalması ve uyarmaması değişik yorumlara yol açtı.

**********

“MİLLİ GÜNLER PLANLI ŞEKİLDE UNUTULMAYA ÇALIŞILIYOR”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Milli bayramlarımız; bizlere geçmişimizi ve değerlerimizi, geçmişte dayanılmaz zorluklara katlanarak bu günlerimizi hazırlayan, vatanımız ve milletimiz için canlarını feda eden atalarımızı hatırlatan, onları anmamıza vesile olan, Türk Milletini; ilke ve değerlerimizle çizilen yolda birlik, bütünlük ve beraberlik içinde tutmak amacıyla belirlenmiş önemli günlerdir. Bu nedenle; vatanımızı bizlere miras bırakan atalarımızın hatıralarına layık bir şekilde, coşkuyla kutlanması gerekir. Sadece kutlamakla da kalınmamalı, böyle milli günlerde; bizi millet yapan bütün ilke ve değerlerin anlam ve öneminin toplumun her kesimi tarafından kavranmasına yönelik uygulamalara da yer verilmelidir. Böyle olması gerekirken; son yıllarda bırakalım atalarımıza layık bir şekilde milletçe coşkuyla kutlanmasını, ilke ve değerlerimizin anlam ve öneminin hatırlatılmasını, böyle önemli milli günler adeta sistemli ve planlı bir şekilde unutturulmaya çalışılmaktadır.

Milli değerlerimizi kalıcı kılacak, gelecek nesillere aktaracak kurumlarımızın başında Millî Eğitim Bakanlığı gelmektedir. Oysa bakanlık bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamasını planlamaya bile almamıştır. Bu konu bazı gazetelerde günlerce haber yapılmış, buna rağmen açıklama yapma gereği de duymamıştır.

Askeri zaferler; aynı zamanda silahlı kuvvetlerin örnek alması, dersler çıkarması gereken gurur verici olaylardır. Askeri tarih; silahlı kuvvetler için çok kıymetli bir hazinedir. Bu nedenle unutulmaması, unutturulmaması için askeri tarihimize ve askeri zaferlerimize önce silahlı kuvvetlerimizin sahip çıkması gerekmektedir. Maalesef Millî Eğitim Bakanlığının 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı programa almaması konusunda; Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığının ne düşündüğü öğrenilememiştir.

Bu ve buna benzer yaklaşımlar son yıllarda sık sık gündeme gelmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı da böyle önemli günlerde duyarsız davranmakta, başta büyük önderimiz Atatürk olmak üzere milli mücadele kahramanlarımızı anmaktan kaçınmaktadır. Devlet adamlarımızda gereken hassasiyet ve coşku gözlenememektedir. Gençlerimizde milli bilinç oluşturmak için sorumluların hiçbir çabası yoktur. Aksine gençlerimizin tarikat ve cemaat öğretisiyle yetişmesi için sistemli bir çalışma olduğu dikkat çekmektedir. Bu nedenle bugün 20-25 yaşında olan gençlerimizin pek çoğunun milli değerlerimizden, milli mücadele yıllarında yaşananlardan neredeyse haberleri yoktur. Millî mücadelemizin Osmanlı Devleti’ne karşı verildiğini düşünenler, bu düşüncesini çekinmeden ifade edenler, hatta “keşke Yunan galip gelseydi” diyenler ve bu fikri savunanları itibarlı konuma getirenler bile vardır. Millî mücadele yıllarında emperyalist düşmanla iş birliği yapanlar bile artık itibar görmekte, törenle anılmakta, isimleri okullara verilmektedir.

Bir ülkede yönetim sistemi değiştirilmek isteniyorsa, önce mevcut sisteme ve bu sistemi oluşturanlara saldırılır, gözden düşürülmeye çalışılır. Bu yöntemle başarı sağlanamazsa, sistemi oluşturan ilke ve değerlerin unutturulması, yerine arzu edilen sistemin değerlerinin konulması uygulamaya geçirilir. Bence ülkemizde yapılmaya çalışılan budur. Şeriat ve hilafeti arzu edenler; Türk Milleti’nin büyük önderi Atatürk’e ve silah arkadaşlarına yıllarca saldırmışlar, milletimizin gözünden düşürmeye çalışmışlardır. Bunu başaramayınca başta milli bayramlarımız olmak üzere bütün milli değerlerimiz unutturulmaya, yerine siyasal İslam ideolojisi konulmaya çalışılmaktadır. Milli değerler yerine sadece kendi çıkarını, kendi kazancını kollayan bir kitle bu yaklaşımı desteklemekte, durumdan yararlanarak çıkar sağlamaya çalışan bir başka kitle de görmezden gelmektedir. Asıl önemlisi bu bir emperyalist projedir ve içimizdeki iş birlikçiler tarafından yürütülmektedir. Yakın tarihte bu projenin hedefindeki bütün ülkeler bölünüp parçalanmış, huzur ve istikrarı yok edilmiştir.

Bence bu bir milli meseledir. Türk Milleti’nin korkarak, susarak, saklanarak bu meseleyle baş etmesi mümkün değildir. Bu meseleyle baş edemediğimiz takdirde sonumuzun Irak, Suriye, Afganistan, Libya… gibi olması kaçınılmazdır. Tek ve büyük önderimiz Atatürk; geniş bir öngörüyle muhtemel tehlikelere ve alınması gereken önlemlere dikkat çekmiş, bunları; gençliğe hitabında en açık ve anlaşılır şekilde ifade etmiştir.