Milli günler planlı şekilde unutulmaya çalışılıyor

Milli bayramlarımız; bizlere geçmişimizi ve değerlerimizi, geçmişte dayanılmaz zorluklara katlanarak bu günlerimizi hazırlayan, vatanımız ve milletimiz için canlarını feda eden atalarımızı hatırlatan, onları anmamıza vesile olan, Türk Milletini; ilke ve değerlerimizle çizilen yolda birlik, bütünlük ve beraberlik içinde tutmak amacıyla belirlenmiş önemli günlerdir. Bu nedenle; vatanımızı bizlere miras bırakan atalarımızın hatıralarına layık bir şekilde, coşkuyla kutlanması gerekir. Sadece kutlamakla da kalınmamalı, böyle milli günlerde; bizi millet yapan bütün ilke ve değerlerin anlam ve öneminin toplumun her kesimi tarafından kavranmasına yönelik uygulamalara da yer verilmelidir. Böyle olması gerekirken; son yıllarda bırakalım atalarımıza layık bir şekilde milletçe coşkuyla kutlanmasını, ilke ve değerlerimizin anlam ve öneminin hatırlatılmasını, böyle önemli milli günler adeta sistemli ve planlı bir şekilde unutturulmaya çalışılmaktadır.

Milli değerlerimizi kalıcı kılacak, gelecek nesillere aktaracak kurumlarımızın başında Millî Eğitim Bakanlığı gelmektedir. Oysa bakanlık bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamasını planlamaya bile almamıştır. Bu konu bazı gazetelerde günlerce haber yapılmış, buna rağmen açıklama yapma gereği de duymamıştır.

Askeri zaferler; aynı zamanda silahlı kuvvetlerin örnek alması, dersler çıkarması gereken gurur verici olaylardır. Askeri tarih; silahlı kuvvetler için çok kıymetli bir hazinedir. Bu nedenle unutulmaması, unutturulmaması için askeri tarihimize ve askeri zaferlerimize önce silahlı kuvvetlerimizin sahip çıkması gerekmektedir. Maalesef Millî Eğitim Bakanlığının 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı programa almaması konusunda; Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığının ne düşündüğü öğrenilememiştir.

Bu ve buna benzer yaklaşımlar son yıllarda sık sık gündeme gelmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı da böyle önemli günlerde duyarsız davranmakta, başta büyük önderimiz Atatürk olmak üzere milli mücadele kahramanlarımızı anmaktan kaçınmaktadır. Devlet adamlarımızda gereken hassasiyet ve coşku gözlenememektedir. Gençlerimizde milli bilinç oluşturmak için sorumluların hiçbir çabası yoktur. Aksine gençlerimizin tarikat ve cemaat öğretisiyle yetişmesi için sistemli bir çalışma olduğu dikkat çekmektedir. Bu nedenle bugün 20-25 yaşında olan gençlerimizin pek çoğunun milli değerlerimizden, milli mücadele yıllarında yaşananlardan neredeyse haberleri yoktur. Millî mücadelemizin Osmanlı Devleti’ne karşı verildiğini düşünenler, bu düşüncesini çekinmeden ifade edenler, hatta “keşke Yunan galip gelseydi” diyenler ve bu fikri savunanları itibarlı konuma getirenler bile vardır. Millî mücadele yıllarında emperyalist düşmanla iş birliği yapanlar bile artık itibar görmekte, törenle anılmakta, isimleri okullara verilmektedir.

Bir ülkede yönetim sistemi değiştirilmek isteniyorsa, önce mevcut sisteme ve bu sistemi oluşturanlara saldırılır, gözden düşürülmeye çalışılır. Bu yöntemle başarı sağlanamazsa, sistemi oluşturan ilke ve değerlerin unutturulması, yerine arzu edilen sistemin değerlerinin konulması uygulamaya geçirilir. Bence ülkemizde yapılmaya çalışılan budur. Şeriat ve hilafeti arzu edenler; Türk Milleti’nin büyük önderi Atatürk’e ve silah arkadaşlarına yıllarca saldırmışlar, milletimizin gözünden düşürmeye çalışmışlardır. Bunu başaramayınca başta milli bayramlarımız olmak üzere bütün milli değerlerimiz unutturulmaya, yerine siyasal İslam ideolojisi konulmaya çalışılmaktadır. Milli değerler yerine sadece kendi çıkarını, kendi kazancını kollayan bir kitle bu yaklaşımı desteklemekte, durumdan yararlanarak çıkar sağlamaya çalışan bir başka kitle de görmezden gelmektedir. Asıl önemlisi bu bir emperyalist projedir ve içimizdeki iş birlikçiler tarafından yürütülmektedir. Yakın tarihte bu projenin hedefindeki bütün ülkeler bölünüp parçalanmış, huzur ve istikrarı yok edilmiştir.

Bence bu bir milli meseledir. Türk Milleti’nin korkarak, susarak, saklanarak bu meseleyle baş etmesi mümkün değildir. Bu meseleyle baş edemediğimiz takdirde sonumuzun Irak, Suriye, Afganistan, Libya… gibi olması kaçınılmazdır. Tek ve büyük önderimiz Atatürk; geniş bir öngörüyle muhtemel tehlikelere ve alınması gereken önlemlere dikkat çekmiş, bunları; gençliğe hitabında en açık ve anlaşılır şekilde ifade etmiştir.