Yazdan, kıştan, oradan; buradan…

Bildiğiniz üzere bir yılda dört mevsim bulunuyor. Ben ömrü hayatımda bu mevsimlerden birini bir türlü sevemedim: Yaz mevsimini.

Bunun sebebi ne olabilir diye hep düşünmüşümdür. Belki ömür boyu elimde kalem, yazıp çizdiğim içindir. Yazmamın müsebbiplerinin başında ise, basın camiasının duayeni ve çok sevdiğim dostum, Gözlem Gazetesi’nin sahibi sevgili Çetin Gürel geliyor. Kırk yıldan uzun süredir dostuz, kardeşiz. Müstesna bir insandır.

Bir diğer sebep ise yaz mevsiminin beni perişan eden sıcağıdır.

Ancak yine de denize girebiliyor olmanın getirdiği serinlik ve gecelerin tatlı esintisi, yaz mevsiminin reddedemeyeceğim güzelliğini de oluşturur.

Kısaca, yazların geceleri ile bahar ayları ve kış, benim yaşamımda yılın zevkle vakit geçirdiğim dönemlerini oluşturur.

“Yaz” kelimesi, ifade ettiği mevsimin dışında benim için vazgeçilmezdir. Hayat hikayemi yazmak, haftalık köşemde günün olaylarını değerlendirerek yazmak, özelikle mesleğim olan turizm, uluslararası ilişkiler, insan ilişkileri ve toplumsal yaşamdaki konularla ilgili düşüncelerimi yazmak, bana oldum olası keyif vermiştir.

Yaz mevsiminin bu yıl da tam ortasındayız. Temmuzu bitiriyoruz ve devamında Ağustos geliyor. Bu yıl nedense diğer yıllara göre yazın ilk iki ayı pek verimli olamadı. Bunun nedeni, pek tabi ki halkımızın karşı karşıya bulunduğu ağır ekonomik koşullardır.

Bunun yanında dünyadaki ve özellikle de Orta Doğu bölgesindeki siyasi koşullar, komşularımızda pek de sevimli olmayan ilişkiler, müttefikimiz gibi görünen ABD ve AB’nin tatsız tutumları, ne olduğu belirsiz ve güya “dostları” olan Türkiye’mizin başlıca meselelerini oluşturuyor.

Rusya ve Ukrayna arasında devam eden ve nasıl neticeleneceği soru işareti olan çatışma durumu da keza bizi ve dünyanın genelini daraltan bir diğer unsur.

Bununla birlikte insanların Covid-19 belasından kurtulup kurtulmadıkları da belli değil. Çeşme, Marmaris ve Bodrum gibi sayfiye yerlerimizi bu sezonda da gezdim ve çok sayıda vatandaşımızın kendilerini her fırsatta deniz kıyılarına attıklarına şahit oldum. Tuhaf bir tablo var ortada. Herkesin dilinde ekonomik sıkıntılar var, ancak kafeler, restoranlar, birahaneler ağzına kadar dolu. Bu da anlaşılır gibi değil.

Buralardaki sohbetlerin de ana konusu, yine ve hala ekonomik sıkıntılar ve pahalılık.

Evet, yaz mevsimini sevmemem için bir neden daha; yaz, gezme tozma ve dolayısıyla para sarf etme mevsimidir.

Ben mizaç olarak hep olumlu düşünmeye çalışan, açık sözlü ve çevreme mutluluk saçmaya gayret eden bir kişiliğe sahip olduğum için, kalabalıkların ne olursa olsun gülmeleri ve dinamik yaşamaları beni mutlu ediyor.

Evet, kışın üşürüz; baharda gönüller açılır, zevklidir. Yazın ise sıcaktan bezeriz, ama katlanacağız.

Toplumumuz bir arayış içinde, mücadele ettiği şartların ağırlığından kurtulabilmek için çabalıyor. Bu arada biraz nefes alabilmek için küçük eğlence kaçamakları yapıyor. Hayat biraz böyle, dertler, mücadeleler, devlet meseleleri ve özel hayatlardaki sıkıntılar ile eğlence ve zevkler bir şekilde, bir arada var olmaya devam ediyor.

Her zaman vurgu yapıyorum, yapmaya da devam edeceğim, ülkemiz çok ama çok özel bir coğrafyada yer alıyor. Bu konum, beraberinde iç ve dış anlamda yanardöner durumları getiriyor.

Merak etmeyiniz, bunu da atlatacağız, bu günler de geride kalacak. Çok yaşadık, hep atlattık. Bu da geçecek.

Böylelikle tüm insanlar, sevdikleri mevsimlerin tadını doyasıya yaşayabilecekler.

O halde herkesin, hayırlı ve mutlu bir şekilde yaz mevsimini idrak etmelerini diliyorum.