Toplum siyaset uğruna kutuplaştırılıyor

Ülkemiz Cumhuriyet tarihimizin en köklü krizini yaşamaktadır. Üstelik bu kriz sadece ekonomik de değildir. Ülkemiz siyasetten, ahlak, değerler ve inanç sistemlerine kadar yozlaşmış bir uygulamanın içine sürüklenmiş bulunuyor. “Fiyatları tayin eden Allah’tır”, ya da “Bize bunu Allah yaptırıyor” diyecek kadar, kutsal din ticaret ve siyasete alet ediliyor. Toplum siyaset uğruna kutuplaştırılıyor. Nepotizm, yolsuzluk ve mafya ilişkileri medyanın gündemini oluşturuyor. Ülkeyi uçurmak iddiası ile tek adam yönetimi getirenler, ülkeyi bir uçuruma uçuruyorlar. Enflasyon önlenemez oldu. Eğitimli insanlarımız ve gençlerimiz gelecek umutlarını kaybedip yurt dışına gidebilme planları yapıyorlar. İşte böylesi bir ortamda tek adam yönetimi, yaptığı bilim ve çağ dışı uygulamalar nedeniyle artık ülke sorunlarını çözme ve kontrol etme gücünü kaybetmiş bulunuyor. Toplum yaşadığı sorun, kriz ve yoksullaşma nedeniyle İktidarı oluşturan Cumhur İttifakı’na olan desteğini çekiyor. Taban desteğinin eridiğini gören ittifak, toplumda yankı ve destek bulan muhalefetin çözüm önerilerine sarılmak zorunda kalıyor. Asgari ücret uygulamasından öğrenci kredi borçlarına uygulanan faizlerin silinmesine, emekli ikramiyelerinden ÖTV uygulamalarına veya 3600 gösterge ve yaşa takılanlara ilişkin konularda muhalefet çözüm olarak ne önerirse, buna sarılmak zorunda kalıyor.  Bu durum iktidar açısından bir tükenmişlik sendromu olup; artık çözüm üretme kapasitesinin kalmadığının bir göstergesidir.

 Cumhur İttifakı’nın tükenmişlik sendromuna düşmesinin iki temel nedeni bulunuyor. Birinci neden tüm uygulamalarında aklın ve bilimin yol göstericili yerine, akıl dışı keyfi uygulamaların artık her alanda önüne geçilemez boyuta ulaşmasının geçerlilik kazanmasından kaynaklanıyor. Bu durumun yarattığı ortam ve algı, iktidarın yarattığı baskı ve korku nedeniyle, toplumun belli kesimlerinde “haşlanmış kurbağa” olma durumu yaratıyor. Akıl ve bilim dışı uygulamalarla el ele giden ikinci neden ise, tek adam yönetiminin getirdiği merkezden yönetim sistemidir. Tek adam yönetimi küçük grup yönetimlerinde bir yere kadar, yarattığı tek ses nedeniyle kısmi başarı sağlar. Ancak büyük birim ve toplumlarda, üstelik değişim ve yenilik isteyen toplumsal yapılanmalarda asla başarı sağlayamaz. Günümüzün karmaşık ve çok boyutlu toplumsal sistemlerinde, bu yüzden ademi merkeziyetçi ve yasalar bağlamında özgür karar verme sorumluluğu ile donatılmış kurumlar eliyle yönetim ve kararlar alınır. Ülkemizde, Meclis ve bakanlıklar ile özerk veya bağımsız olması gereken kurumlar yanında Yargı Kurumu bile kendi özgür karar verme yetkisi yerine talimatla yönetilir, uygulama birimine dönüştürülmüş bulunuyor. Bu yüzden hiçbir karmaşık ve çok boyutlu olay yeterince akıl, bilim, deneyim ve çoğul aklın süzgecinden geçme ve yasanın verdiği sorumluluğu sağlıklı ve tutarlı biçimde uygulama şansı bulamıyor. Tek adam yönetiminin talimatları veya beklentileri dışına çıkamıyor. Böylesi bir durum çözüm üretmek yerine sorun ve çözümsüzlük üretmeye devam edecektir. Aklın ve bilimin yol göstericiliğinde, toplumun yetiştirdiği nitelikli insanlarla, toplumsal sorumluluk, demokrasi özgürlük, eşitlik, adalet, uzlaşı ve ortak akıl değerlerine dayalı çağdaş uygarlığın sistem ve yapılarına etkinlik kazandırmak gerekiyor. Bu da ancak, bugünkü durumdan ders çıkarmış partilerin kazandığı yeni bir seçim ve iktidardan geçiyor.